BAŞÖRTÜSÜ SORUNU

8 Mart 2010 Genel

TÜRKİYE’de uygulanan başörtüsü yasağı HUKUKA dayanmadığı için HUKUKİ çözümü de olamıyor.
Aslında SİYASİ olmadığı için SİYASET de çözüm üretemiyor ! ..

Bu yasağın tek sebebi var;ZOR

Evet, bu yasak [zora] dayanmaktadır.

Başka hiç bir dayanağı yoktur.

ANCAK BU MAKALEMİZDE ASIL KONUMUZ BU DEĞİL ..

Öte yandan bir İSLAM devletinin [aslında adalet devletinin] insanlara KUR’AN’da geçiyor diye başörtüsü dayatma hakkının olup olmadığı veya başörtüsünün zamanı geçmiş tarihsel bir hüküm olup olmadığı ayrıca ele alınması gereken konulardandır …

Bu makalemizde bunlarada değinmeyeceğiz …

Zora dayanan bu yasak öyle noktalara geldi ki, malüm dayatma yetmiyormuş gibi kimileri de çıkıp [Zaten Kuran'da başörtüsü diye bir şey de yok] demeye başladı ! ..

Bu konuda aldığımız yığınla msj elektronik posta (e-mail) üzerine artık bize de yazmak şart oldu …

Önce, var mı yok mu, doğru bir şekilde anlayalım …
Öncelikle ne deniyor, serahaten ortaya koyalım …

KUR’AN’da bu konuya tekabül edebilecek birkaç kavram var.
Konuyu onlar üzerinden ele almaya çalışacağız. Bunlardan dördü;
1= Himar
2= Cilbab
3= Tebberrüc ve
4= Kavl-i ma’ruf kavramları ile ifade edilen ve doğrudan kadınların baş ve vücut örtülerini, dışarı çıkmalarını ve konuşma tarzlarını düzenleyen ayetlerdir.

Bunlarla ilgili açıklamaları elini vicdanına koyarak ve arka planını kavrayarak okumak, ne dendiğini seraheten [apaçık bir şekilde] ortaya koyacaktır…

1- HIMAR ;Bu kavram doğrudan kadınların [başlarını] örtmeleri ile ilgilidir.

“Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını sakınsınlar, ırzlarını ve namuslarını korusunlar. Görünmesi zarurî olan yerler dışında cinsel cazibelerini sergilemek için açılıp saçılmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar” [Nur suresi 24/31]

Bu tür ayetlerin o günkü Medine’de yaşanan [yürürlükteki duruma] cevap olarak geldiği unutulmamalıdır.

Demek ki o günkü toplumda;

-1- Bakışlarını sakınmayan..
-2- Irz ve namuslarını korumayan..
-3- Görünmesi zarurî olan yerler dışındaki yerlerini de cinsel cazibelerini sergilemek için açıp saçan..
-4- Başörtülerini yakalarının üzerine salmayan bir takım kadınlar vardır..

Ayet MÜMİN kadınlara bunlar gibi olmamaları çağrısında bulunuyor.

İLK ÜÇÜ ANLAŞILABİLİR OLDUĞU İÇİN BİZ DÖRDÜNCÜSÜNDEN BAŞLAYALIM

Ayette [başörtülerini] diye çevirdiğimiz [HUMURUHİNNE] kelimesi [HAMR] kökünden gelir ve tam anlamıyla [başörtüsü] manasına gelir.

KELİMENİN KÖKÜNÜ BİRAZ DEŞERSEK;

HAMR: Sözlükte [Örtmek, kapamak, mayalamak] demektir.

-Örtünmek, örtmek, kapanmak [İHTİMAR]
-karışmak, alışmak [MUHAMERE]
-mayalamak, örtmek [TAHMİR]
-mayalanmak, örtünmek, kapanmak [TAHAMMÜR]
-başı döndürüp karıştıran, aklı örten, şarap, içki [HAMR]
-baş döndüreni satan, şarapçı [HAMMAR]
-başı döndürme, aklı örtme yeri, şaraphane [HAMMARE]
-şarap rengi, koyu kırmızı [HAMRİYYUN]
-hamurun içine örtülüp karışan, maya [HAMİRA]
-mayalı, örtülü, kapalı [MAHAMMER]
-örtülmüş, mayalı, mayhoş, sarhoş [MAHMUR]
-içkinin verdiği baş ağrısı [HUMAR]
-başı beyaz koyun [MUHAMMERA MİNE'Ş ŞİYAH]
-başörtüsü, yemeni, eşarp [HIMAR] kelimeleri bu köktendir…

Görüldüğü gibi ayette geçen başörtüsü [HIMAR] kelimesinin en önemli özelliği [BAŞ] ile ilgili olmasıdır.

NİTEKİM BU AYETLER BAŞI AÇIKLIĞIN YAYGIN OLDUĞU BİR TOPLUMA İNMİŞ DEĞİLDİR;

O günkü toplumda değil kadınlar erkekler bile, kimisi sıcaktan, kimisi Arap örfünden zaten başlarını bir şekilde örtmektedirler. Yani ERKEK-KADIN hemen hiç kimse [başı açık] dolaşmamaktadır.
SARIK KAFTAN TÜL RENKLİ BEZ vs .. başlarına bir şeyler dolayıp sararak veya alarak dışarı çıkmaktadırlar…

On bin nüfuslu MEDİNE’de yaşayan Yahudiler, Evs ve Haçreçliler, Muhacirler vs…
dışarıdan bakıldığında üstlerinde [baş]larında bir takım örtüler olan insanlardır.
Fakat özellikle kadınlarda bu örtü, örtünmek amacıyla değil, daha da çekici ve egzotik olmak amacıyla, [az aç-az kapa] tarzında olmaktadır.

PEKİ, ÖYLEYSE AYET NE DEMEKTEDİR ?..

Dikkat edilirse [Başörtüsü takın, başınızı örtün] denmiyor da [Başınıza aldığınız o örtüleri boyunlarınıza, omuzlarınızdan aşağıya da salın] deniyor. Bunun sebebi, o dönem kadınlarının başörtülerini arkadan bağlayarak, omuzlarını ve göğüslerine kadar boyunlarını açıkta bırakmalarıydı.
Böyle daha çekici olacaklarını düşünüyor olmalılar…

Buradan [Başörtüsü değil, boyun örtüsü emrediliyor] diye bir sonuç çıkarmak, işi yokuşa sürmek ve anlamamak için diretmekten başka bir şey değildir. İfade de [res/baş] kelimesi geçmiyor demek, kazakta kollar ve gövde geçmiyor, gömlekte karın geçmiyor, pantolonda ayak geçmiyor demek gibi birşey…

Çünkü KUR’AN’ın çoğu emri zaten böyledir ! ..

Yani ayetler çoğunlukla [YÜRÜRLÜKTEKİ DURUM] üzerine gelir ve onu düzene sokar.

Örneğin, [CUMA NAMAZI KILIN] demez de, [Zaten kılmakta olduğunuz o cuma namazı var ya, işte onun için çağrıldığınızda alışverişi bırakın] der.

Yine örneğin, [Namaz (salât) diye bir şey icat edin, kurban (nahr) diye bir uygulama başlatın] demez de.

[O yapılmakta olan namaz (salat), kesilmekte olan kurban (nahr) var ya, işte onu siz ALLAH için yapın] der.

Yine örneğin, [DÖRDE KADAR EVLENİN] demez de.
anlam olarak [O onar, on beşer evlenip de geçindirmek için yetimin malına el uzatmaya kalktığınız eşleriniz var ya, işte onları dörde, üçe, ikiye, hatta bire indirerek evlenin, yetimlere haksızlık yapmaktan korkuyorsanız böylesi daha iyidir] der.

çünkü bilindiği üzre o günkü arap toplumu zaten çok eşliydi [değilmi]
elleriyle yaptıkları putlara kurbanlar kesiliyordu
[değilmi]
yine o putların önünde secde edilip çeşitli ritüel ibadetler yapılıyordu
[değilmi]

Demek ki bu tür ayetler yürürlükteki duruma müdahale etmek, yanlış taraflarını düzeltmek, ıslahat yapmak amacıyla gelmektedir. DÜZELTTİĞİ ŞEKLİYLE DE KALICI EMRE DÖNÜŞTÜRMEKTEDİR…

Başörtüsünün de böyle olduğunu düşünürsek, denmek istenen;

[O zaten takmakta olduğunuz başörtüleriniz var ya, işte onları aşağıya doğru da salın, başınıza toplayıp da boynunuzu, omuzunuzu, göğsünüzü, sırtınızı açıkta bırakmayın] demek olur…

İlginçtir, kadınların o günkü giyim tarzı bugün Fransızca’dan Türkçe’ye geçen [dekolte] kelimesi ile aynı manayı çağrıştırmaktadır…

Çünkü dekolte Fransızca’da boynu açıkta bırakan giysi [DECOLLETE] demek.
Bu sözcüğün kökü Latince’de boyun [COL,COLLUM] kelimesinden geliyor.
Türkçe’ye de geçen, boyunda taşınan [KOLİ], boyna sarılan [KAŞKOL], boyuna takılan [KOLYE] kelimeleri de bu kökten…

Anlaşılan o günkü kadınlar saçlarını arkadan bağlayacak şekilde başörtüsü ile örtüyorlar, omuzlarını, göğüslerine kadar boyun kısımlarını gayet [dekolte] bir kıyafetle açıkta bırakıyorlardı.

Bugünün tabirleri ile [derin göğüs ve sırt dekoltesi] ile dolaşıyorlardı..

İşte ayette bu tarz örtünmenin bir anlamının olmadığı beyan ediliyor…

[Örtünecekseniz doğru dürüst örtünün. O başlarınıza taktığınız başörtüsünü sırt ve göğüs dekoltenizi tamamlayan bir aksesuar olarak değil, örtünmenin mantıki sonucu olarak iyice aşağıya salın, boynunuzu, göğsünüzü, sırtınızı örtecek şekilde yakalarınızın üzerinden salın ki örtünmüş olasınız..] denmek isteniyor.

2- CİLBAB ;Bu tabir de doğrudan kadınların [vücutlarını] örtmeleri ile ilgilidir.

[Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle; dışarı çıkarken üzerlerine örtülerini alsınlar. Tanınıp da eziyet edilmemeleri için en uygun olan budur. ALLAH çok bağışlayıcıdır, sevgi ve merhamet kaynağıdır. [Ahzap suresi 33/59]

Ayette [örtülerini] diye çevirdiğimiz [CELABİBİHİNNE] kelimesi CELB kökünden gelir ve [teşhir edip dikkat çekmek için vücudun açılmasına mani olan dış örtü] demektir.

KELİMENİN KÖKÜNÜ BİRAZ DEŞERSEK;

CELB: Sözlükte [getirmek, kazanmak, çekmek, celbetmek] demektir.

-Getirmek, celbetmek [İSTİCİLAP]
-çekici, büyüleyici, albenisi olan [CELLAP]
-ithal edilmiş, yabancı mal [CELEP]
-dürtü, münasebet, sebep olan şey [MECLEBE]
-entari, uzun gömlek, genişçe başörtüsü [CİLBAB]
-kendine doğru çekmek [CELB İLA NEFSİNİ]
-atı teşvik için haykırmak [celb alâ fersihi] kelimeleri bu köktendir …

Görüldüğü gibi [CİLBAB], bir kadının erkekleri kendine çekmesi, celb etmesi, kışkırtması, vücut güzelliği ve cinsel cazibesi ile tesir altına almasına mani olmak için üzerine aldığı genişçe örtü demektir…

Böylece bir kadın erkekleri cinsel cazibesi veya dişiliği ile [kendine çeken] veya onları [kışkırtması ile tanınan] birisi olmaktan çıkacaktır…

İlginçtir, bugünkü İngilizce’de kadın artistler için kullanılan [ünlü, şöhret, meşhur, çekici] anlamındaki CELEBTRITY kelimesi de hem anlam hem yazılış bakımından aynı şeyi çağrıştırır.

Demek ki Müslüman kadınlara dışarı çıkarken tanınıp eziyet edilmelerine, kendilerine lâf atılmasına, peşlerine düşülmesine karşı üzerlerine örtü [CİLBAB] almaları emrediliyor.

Cinselliklerini ve vücut güzelliklerini ön plana çıkarmamaları isteniyor.

ÇÜNKÜ O GÜNKİ TOPLUMDA BUNLARI YAPAN;

yani erkekleri vücut güzelliklerini ve cinsel cazibelerini bir silah gibi kullanarak etkilemeye çalışan, onları kendine çeken, davetkar tarzda dekolte giyinen, erkeklerin başını döndürmeyi, büyülemeyi, kendine celbetmeyi [celebtrity olmayı] adeta meslek edinmiş kadınlar vardır…

İşte KUR’AN, mümin kadınlara, bunlar gibi olmamalarını, üzerlerine genişçe örtü olarak [dişiliklerini] geri planda tutup, [KİŞİLİKLERİNİ] ön plana çıkarmalarını öğütlüyor…

{İYİCE DÜŞÜNECEK OLURSAK İNSAN RUHUNU DERİNLEMESİNE BİLEN YÜCE BİR BİLGELİK KAYNAĞI İLE KARŞI KARŞIYA OLDUĞUMUZU APAÇIK GÖRÜYORUZ}

Erkek karakterinde varolan [BAKMAK SEYRETMEK İSTEMEK SAHİP OLMAK] karşısında, ona kendini tutmayı öğütleyerek [Bakma, olanla yetinmesini bil] diyor…

Kadın karakterinde varolan [İSTEMEK BEĞENİLMEK İLGİ ÇEKMEK ARZULANMAK KENDİNE CELBETMEK] karşısında da, ona bütün bunlara karşı kendini tutması (imsak), dışarıya çıktığında (kamusal alanlarda) çekici, kışkırtıcı, celb edici davranışlarda bulunmaması, toplumsal yaşamda kültürü ve ahlâkî meziyeti ile yer alması gerektiği hatırlatılıyor.

Yani ilahi hitap erkeğe ve kadına en zayıf oldukları yerden sesleniyor.
İnsan olmak, tam da [KENDİNİ TUTMASINI BİLMEK] ile ilgili bir şey değil midir?..

3- TEBERRÜC ;Bu kavram da kadınların [dışarıda nasıl dolaşmaları gerektiği] ile ilgilidir.

[Evlenme arzusu kalmamış yaşlı kadınların, açılıp saçılarak dikkat çekme niyetleri olmamak şartıyla, örtünmeden dışarı çıkmalarında bir sakınca yoktur. Ama sakınmaları kendileri için daha hayırlı olur. Allah her şeyi duyuyor, her şeyi biliyor. [Nur suresi 24/60]

Ayette [AÇILIP SAÇILARAK DİKKAT ÇEKMEK] diye çevirdiğimiz [muteberricat] kelimesi BURC kökündendir ve [vücudu göstermek, ortaya çıkarmak] manasına gelir.

KELİMENİN KÖKÜNÜ BİRAZ DEŞERSEK;

BURC: Sözlükte [Yükselmek, ortaya çıkmak, yukarı çıkmak] demektir.

-Kule yapmak, burç dikmek, yüksekçe yapı kurmak [İBRAÇ]
-kale yapmak [TEBRİÇ]
-süslenip püslenmek [TEBERRÜÇ]
-kule, burç [BURC]
-yayın kulesi [BURCU'L-İRSAL]
-güvercin yuvası [BURCU'L HEMAM]
-saat kulesi [burcu's-saa] kelimeleri bu köktendir…

Aramice’de burgâ, Eski Yunanca’da pyrgos, Hind-Avrupa dil kökünde bhrgh yüksek yer, hisar anlamına gelir. Bugün Türkçe’ye girmiş olan burç, burgaz, burjuva, burjuvazi kelimeleri bu köktendir…

Avrupa’daki kimi şehir isimleri de bu kökten gelir; Ham-burg, Petes-burg, Stras-burg vs..
Demek bu şehirler yüksek tepelerde kurulmuş veya buralarda etrafı duvarlarla çevreli şato ve villalarda yaşayan insanlar varmış. Onun için bunlara burjuvazi, yaşadıkları şehirlere de sonu [burg] ile biten isimler konulmuş.

Bu durumda [proleter] de burçların dışında kalan, kenar mahallelerde yaşayan, yükseklere çıkamayan demek oluyor…

Yine Araplar, üzerinde örtüsü bulunmayan apaçık gemi
[SEFİNETUN] üzerine saray resimleri yapılmış çok güzel elbise [SEVBUN MUBERREC]
kendi güzelliklerini göstermesi açısından kadının saraya benzemesi [TEBERRECETİ'L MER'ETU]
kişinin sarayından çıkması [zeheret min burcia] derlerdi…

Yukarıdaki ayette yaşlı kadınların dışarı çıkarken dış elbiselerini üzerlerine almamalarında bir sakıncanın olmadığı beyan edilirken [ZİYNETLERİNİ TEBERRÜC ETTİRME DIŞINDA] ifadesinde kullanıldığı gibi, ayete geçen teberruc, saklı ve gizli tutulup gösterilmemesi gerekli olan şeyi ortaya çıkarmak anlamında kullanılıyor…

Demek ki teberruc, süslü ve ihtişamlı bir şekilde kendini gösteren saray [BURJ] gibi, veya bu saraylarda yaşayan [BURJUVA] kadınları gibi, kadının süslenip püslenerek, açılıp saçılarak kendini göstermesi, vücudunu ortaya dökmesi, açması, cinselliğini fark ettirmek istemesi manasındadır.

Türkçede [açılıp saçılmak, açık saçık giyinmek, dekolte kıyafetlerle dolaşmak] dediğimiz şeyi çağrıştırır.

4- KAVL-İ MARUF ;

Bu deyim ise kadınların [KONUŞMALARI] ile ilgilidir.

[EY PEYGAMBER eşleri! Siz kadınlardan her hangi biri gibi değilsiniz. Eğer ALLAH'a saygınız varsa hafifmeşrep edalara bürünerek konuşmayın ki kalbinde hastalık bulunan kötü bir ümide kapılmasın. Ağırbaşlı olun, yerli yerinde konuşun. Vakarınızla evlerinizde oturun. Eski cahiliye devri kadınları gibi açılıp saçılarak ortalıkta salınmayın. Canı gönülden namaz kılın, zekat verin. ALLAH'a ve peygamberine itaat edin. EY PEYGAMBER ailesi ALLAH sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. [Ahzap suresi 33/32-33]

Ayette [AĞIR BAŞLI YERLİ YERİNDE KONUŞMAK] diye çevirdiğimiz [kavlen ma'rufa] tabiri KAVL/URF kökünden gelir ve [herkesçe iyi kabul edilen, aklı başında, yerli yerinde söz] manasına gelir.

Demek ki Hz.rasulün eşleri üzerinden tüm müslüman hanımlara hitap olarak anlaşılması gereken bu ayetler özellikle iki konuda kadınların dikkatini çekiyor:

1- Konuşurken hafifmeşrep kadınları andırır tarzda, çekici ve davetkar bir edayla değil, ağırbaşlı, yerli yerinde, uygun bir şekilde konuşun..

2- Dışarı çıkmak gerektiğinde cahiliye kadınları gibi cinsel cazibesini sergilemek için açık saçık, dekolte kıyafetlerle değil, kendinize yaraşır tarzda örtünerek çıkın..

Öte yandan ayette geçen [VAKARINIZLA EVLERİNİZDE OTURUN] ifadesini kadınları eve hapsetmek olarak anlamamak gerekir..

Çünkü ayette [KONUŞMAYIN HEP SUSUN DEĞİL] değil, [Maruf ile (ağırbaşlı, yerli yerince) konuşun] deniyor. [DIŞARI ÇIKMAYIN HEP EVDE OTURUN] değil, [Cahiliye kadınları gibi çıkmayın] deniyor…

Görüldügü gibi hamr, cilbab, teberrüc ve kavl-i maruf kavramları çerçevesinde izah etmeye çalıştığımız ayetlerde, gayet makul bir kadın-erkek ilişkisi öngörülüyor. Burada, kadın ve erkeklerin birbirinden [KAÇMA-GÖÇME] tarzını göremeyiz…

Çünkü başörtüsü, vücudu örtme, göz hapsine alıp bakma, açılıp saçılarak cinsel cazibeyi bir silah gibi kullanma, lafla ve sözle taciz gibi KADIN-ERKEK ilişkilerini insani bir vasattan çıkarıp, cinsellik panayırına dönüştüren söz ve davranışlar men ediliyor…

Bütün bunlar kadınlarla erkekler [BİR ARADA] olacağı için vardır…

Eğer kadınlarla erkeklerin birbirini hiç görmemesi istenseydi bütün bunlara gerek olmazdı…

Bunlar, bir arada olan bir topluluğun yaşacağı sorunlardır ve onlara yönelik akla ve vicdana hitabeden düzenlemelerdir…

Bu ayetler MEDİNE’de nazil olmuştu ve her toplumda olduğu gibi o toplumda da kadınlarla erkeklerin bir arada olması kimi sorunların doğmasına neden olmaya başlamıştı.

MEDİNE’de yeni bir toplum kuruluyor ve KADIN-ERKEK ilişkileri yeniden düzenlenerek bir {ŞEHİR KÜLTÜRÜ] inşa ediliyordu…

Şehirli bir toplum kurmaya yönelen KUR’AN, çağlar boyunca sorun olmaya devam etmiş ve edecek gibi de görünen KADIN-ERKEK ilişkilerini, ileride, aklı başında ve ortak akılla hareket edecek her topluma ışık tutsun diye böyle gayet makul çözümlerle ele alıyor…

Unutulmamalı ki dünyanın bütün toplumları sokağa örtünerek çıkar..

Ormandaki hayvanlar gibi üryan ve natural yaşayan bir toplum yoktur..

Dünyanın bütün şehirlerinde kadınlar ve erkekler [üzerine örtü alarak] cadde, sokak ve işyerlerinde dolaşır. BU SON DERECE İNSANİDİR

Ancak üzerine bir şeyler alarak dışarı çıkmak yetmemektedir ! ..

Kadınların ve erkeklerin konuşmalarına, bakışlarına, hal ve hareketlerine dikkat etmeleri gerekmektedir.

Erkeklerin, kadınlara nazaran doğuştan avantaj sağlayan FİZİKİ güçlerini, kadınların da erkeklere nazaran doğuştan avantaj sağlayan CİNSEL cazibelerini bir silah gibi kullanmamaları, bunu üstünlük vesilesi saymamaları, dahası bunun üzerinden geçinmeye kalkmamaları, doğuştan değil, sonradan kendi çabaları ile elde ettikleri meslek, kültür ve ahlaki meziyetleri ile toplumda kendilerini göstermeleri gerekir.

Çünkü insanın emek sarfederek, bizzat çalışıp kazanarak [sa'y] elde ettikleri dışında, doğuştan gelen avantajları aslında kendine ait değildir. [ONA EMANET OLARAK VERİLMİŞTİR] İnsan doğuştan gelen avantajlarını silah gibi kullanarak değil, emeği ile kişilik sahibi olabilir.

Emeği olmayanın kişiliği de yoktur..

Yesrib’i [Medine] yapma yolunda gelen ayetleri bir de bu çerçevede düşündüğümüzde, aslında KUR’AN, cinsel cazibe gibi doğuştan gelen bir takım avantajlarını kullanarak toplumda üstünlük sağlamaya, bundan rant devşirmeye çalışanların önüne set çekmektedir…

Gerçek anlamda MEDENİ toplum bu değilse NEDİR ? ..


7 yorum
“BAŞÖRTÜSÜ SORUNU”
Avatar
m fatih kapıcı

ya aslına bakarsanız bunu ıllada türkiyedeki hukukta yeri varmıdır yokmudur onu bile taratışmak boş bu allahın emridir ve la ilahe illallah diyen akıl balığ olmuş her kadın örtmek zorundadadır ha okul okuyor calışıyor şartları müsait değil özellikle de maddi olarak bunun hesabınıda allaha verir bunu kesinlikle bilemeyiz bize düşen tebliğ etmektir hidayet ancak cenabı hakkın elinde ve yetkisindedir ve bu tebliğ şartlarında da mevlana velit kıssasını aklınızdan asla cıkarmayın derim okuyan okutan ve islam için bir adım atan herkesten rabbim razı olsun vesselam.


Avatar
eyüp ali kasarcı

nur suresi 31. ayette geçen
(Örtülerini/başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar) ifadesi (ve’l yesturne) gibi sade bir değil (sıkıca bağlamak vurmak tutturmak) anlamına gelen (ve’l-yadribne) olarak kullanılmış..

humurun tekil formu olan (hımar) geniş anlam da (baş örtüsü) demektir. içkiyede aklı bürüyüp örttüğü için aynı kökten gelen (hamr) adı verilmiştir..

bu iki cümlenin buluştuğu nokta (baş)’tır..

içerisinde neden (baş) kelimesi geçmiyor demek konuyu saptırmaktan öteye gitmez ki kur’an’da mecaz vardır ikili anlatım vardır diyenler baş örtüsüne gelince düz bir mantıkla ayet’te baş geçmiyor diyerek konuyu saptırmak istemektedirler..

arapça da başörtüsü olarak kullanılan (burka,nikab,lifam,lisam,nasif,mıkne’a ve cilbab) kelimelerinde (baş) geçmez..

yine türkçe’de ki (yemeni,yaşmak,yazma,tülbent,eşarp) kelimelerinde geçmediği gibi..

bu örtülerin tümünün (niteliği şekli şemali boyutu kapsamı) değişsede. Değişmeyen tek özelliği başı örten bir örtü olmasıdır..

dönemin hür kadınlarının öteden beri kullandıkları başörtüsü baştan aşağıya sarkıtılan ve bir parçada süs görevi gören bir aksesuardı..

ve bu örtü elbiselerin yaka hizasında yer alan göğsü ve takıları gösteren açıklığı örtmezdi (başörtülerini yakalarının üzerine tuttursunlar vursunlar koysunlar) ifaadesi açık bırakılan boyun ve gerdanların edebiyle kapanmasını ifaade etmektedir ki esas ayet başı açık olanlardan çok kapalı olan yada kapalı olduğunu sanan veyahut tam olarak kapanmayanlara yöneliktir ..

çünkü ayet’in indiği dönemde kadınlar zaten geleneklerine ortamın yakıcı sıcağına karşı saçlarını (kadın-erkek) kapatıyor örtünüyorlardı ..

zaten bilindiği üzere ayetler doğruları doğrultmak için değil doğru bilinenleri yada yalnışları doğrultmak adına hüküm veriyorlardı. tıpkı günümüzde altı kaval üstü şişhane misali örtünenlere nasıl örtünmesi nasıl korunması gerektiğini öğretiyorlardı

Konuyla ilgili incilden tevrattan kaynaklar vererek 12′den vuran mustafa islamoğlu’nun videosunu link’ten izleyebilirsiniz..

http://video.google.com/videoplay?docid=5108825231807403908&hl=tr&emb=1#


Avatar
RC

Vücut örtünmesinin farz olduğu tartışma konusu değil. Asıl tartışma konusu başörtüsünün farz olması ya da olmaması. Başörtüsü güzel olabilir, medeni olabilir, daha iyi olabilir ama farz olması ayrı bir konu.

Herhangi bir iddiada bulunmuyorum. Sadece soru soruyorum. Yazınızdaki ilk bölümde bir tutarsızlık var gibi. Daha açık bir şekilde izah gerekiyor kanaatindeyim. Hatta bir ara başrtüsü farz değil diyeceksiniz zannettim.

<>

Kendi tefsirinizi sonra aşağıdaki şekilde yorumladınız.

[O zaten takmakta olduğunuz başörtüleriniz var ya, işte onları aşağıya doğru da salın, başınıza toplayıp da boynunuzu, omuzunuzu, göğsünüzü, sırtınızı açıkta bırakmayın] demek olur…

1) Kelime manası ile açıklama yaptınız.
Hımar kelimesinin esas manası başörtüsü olsa bile bu bir şey ifade etmez çünkü Kur’an pekçok kelimenin manasını değiştirmiştir.

2) O devirde insanların çoğu başını örttüğünü ve ayetin bu hükmü genellediğini söylediniz. Başka yerlerde genelleme yapılması burada da yapıldığı manasına gelmez. İlk hükmü genelleme mi yoksa ilk hükmü kaldırma mı yoksa ilk hükmü önemsiz sayma mı? …. Hangisi olduğuna dair ayette ne diyor?

Zaten bu genellemeyi tefsirlerde hep parantez içinde ifade ederler. “Başörtülerini omuzlarına (kadar) örtsünler” gibi. Madem o kadar açık neden parantez içinde?

<>
ayetinin neden

[O zaten takmakta olduğunuz başörtüleriniz var ya, işte asıl önemli olan başörtmek değil, asıl önemli olan boynunuzu, omuzunuzu, göğsünüzü, sırtınızı açıkta bırakmayın]

şeklinde anlaşılmayacağını gösteren iki yaklaşımınız da yetersizdir. Bu nedenle asıl tartışma konusu cevapsız kalmış. Belki daha iyi bir açıklama yapsanız iyi olur.

Allah razı olsun.


Avatar
Ferhat

Örtünme ile ilgili güzel bir yazı hazırlamış ve açıklamalar da bana göre mantıklı. Anlayana sivri sinek saz anlamayana davul zurna bile az demişler. Ha şunu da unutmayalım , isteyen örtünür. İsteyen isteyen örtünmez. Eğer gerçekten bunun hesabı varsa, bu hesabı ALLAH’a verecektir. Birde şu var, kızını karısını zorla örtüye büründüren kişilerin hesabı. Eğer bu örtünme yoksa, o zaman bunlar ALLAH’a hesabı nasıl verecekler. Kul hakkından nasıl kurtulacaklar…


Avatar
kazım

selam ve rahmet ile
başörtüsü ile ilgili yaptıgınız araştırma sözlük araştırması açısından güzel.Amma velakin çorbanın tuzu eksik.
Kardeşlerim.Güzel kardeşlerim..Gerçekleri bulma ve sergileme konusunda yönteminiz eleştirmeye deger.
Bir defa Kuran ı incelerken kuru felsefi bir metin gibi ele alıp incelemek ne kadar dogru.Önce Kuranı kelimelerden oluşan bir metin haline getiriyoruz.Daha sonra o kelimelerle modern semantik tahlillere girişiyoruz.Kuranın kelimeleri
isteyenin istedigi gibi anlamlandırabilecegi
ortamalı degildir.
Kuran bir resulün hayatında ayaga kalkmış ve yürümüştür.Kendine has bir toplum inşa etmiş
Kelimelere hayatiyet veren pratige önem vermenizi tavsiye ederim..


Avatar
rabia sivas

tüm kavimlerin sınavları belirgin bir konu üzerine yoğunlaşır
Semud kavmi kamu hırsızlığı(deve)
Medyenyen ticari ahlaksızlık
Lut kavmi escinsellik falan
Türkiye müslümanları da başörtüsü ile imtihan edilmekte ama kaç kişi bu sırrın farkında…
millet öyle kanıksadı ki bu yasağı sorgulamıyor bile…
kaç hanım ve çevresi dik durdu
Talut un nehri gibi bir daldılar pir daldılar dünyalığa
zamanında meydanları dolduranlar
şimdi ATM kuyruğunda…
Allah bize niye fırsat versin ki bu durumda…
Milli Eğitim içler acısı ve ben evhanımı bir öğretmen olarak Allahın nurunu anlatacağım günlerin hayalini kurmak zorunda kalıyorum
bu kimin suçu….


Avatar
ünsal ermurat

Yukarıda da anlatıldığı gibi kadının zinet sayılacak yerlerinin örtülmesi gerekmektedir. Ancak baş örtüsünün boyutu, şekli ve kapatması gereken yerleri santimler mertebesinde belirtmek mümkün değildir. Bu yöndeki tespitler Kur’an’a dayandırılamaz. Baş örtüsü kullanılacaktır. Ancak bunu bir saç telin görünürse cehennemde 40 yıl yanarsın şekline dönüştürmek insanların saptırmalarıdır. Şu bir gerçek ki başörtüsünü çok titiz bir biçimde kullanmak isteyen kullanır, bunun için o kişiye saygı duymak gerekir. Ama başını herhangi bir biçimde örten, saçının belli bir kısmı açık kalacak şekilde örten kişiler Kur’an’ın beyanına aykırılıkla şuçlanamazlar.Hiçbir tartışmaya imkan bırakmayan nokta, göğsün tamamen kapatılmasıdır. Saçların bütünüyle kapatılmasını emreden bir ifade yoktur. Cenabı Hak bunu kulunun tercihine bırakmıştır. Her müslüman bunu yaşadığı iklim şartlarına ve toplum örfüne göre kendisi belirler ve baş örtüsünü ona göre seçer.
Burda asıl tartışma başını örtenleri horlamakla başlamış ve daha sora başını örtmeyenler cehennemlik ilan edilmiştir.Sınırsız şekilde açılabilmenin sınırsız hürriyetlerle serbest olduğu bir dünyada inançları için vücudunu, saçını-başını şöyle yada böyle örten insanlara kötü gözle bakmak,onları horlamak , herşeyden önce insan haklarına aykırıdır. Bunun yanında tesettür adı altında Arap örf ve zevklerinin İslamileştirilmesi ve din içinde bir karmaşa yaratması bunun ayrıştırılmaması, dinin emri ile örfün kabullerinin iç içe geçmesine neden olmuştur. Ayrıca örtünen insanların da başını örtmeyenleri dinsiz ve imansız ilan etmeleri de İslamın temeline aykırıdır. Çünkü bu değerlendirmeyi yapmak Yüce Yaratan varken bize düşmez. Ayrıca İslam ihmali ve günahı olanı ne din dışında ne de Allah’ın kulluğunun dışında göstermez. Sonuç olarak ne başını örten ilkeldir, ne de açan dinsizdir.




gerekli



gerekli-


Yorum :

AHZAB SURESİ 21. AYET ;
“Doğrusu ALLAH’ı ve ahiret günü’nü kaygı edinen ve ALLAH’ı sürekli hatırda tutan kimseler için ALLAH’ın rasulün’de güzel bir örneklik vardır …”Hendek günlerinde verilen ÖLÜM-KALIM mücadelesi sırasında Hz.peygamber’in sergilediği örnek İMAN,CESARET,METANET,FEDAKARLIK,DAYANIŞMA,TEVEKKÜL ve olağanüstü gayrete özel bir vurgu yapsada, yukarıdaki ayet tüm zamanlarda geçerli olan Muhammedi örnekliğe bir atıftı ..

Bunun yanısıra KUR’AN yalnızca Hz.Peygamberi örnek göstermekle kalmıyor onun yanında Hz.İbrahim’i de aynı ifadelerle örnek gösteriyordu ..

MUMTEHİNE SURESİ 4. AYET ;
“Doğrusu İbrahim’de ve ona uyanlarda sizin için güzel bir örneklik vardır…”

Hz.İbrahim’i Hz.Peygamber’e, Hz.Peygamber’e uyanlarıda Hz.Peygamber’in ümmetine örnek gösteren KUR’AN, bu ayetle [...]

Önceki Yazı

DEPREMönce bir ayet ;

İSRA SURESİ 16. AYET ..
biz bir ülkenin helakını dilediğimiz zaman [süreç şöyle gelişir; önce] önce o toplumun refah içerisinde yaşayan şımarık seçkinlerine [iyilikleri] emrederiz. Buna rağmen onlar orada ısrarla kötülük işlemeyi sürdürürlerse, Artık onlar üzerindeki hüküm kesinleşir. Bunun ardından biz de orayı darmadağın ederiz..BU AYET BİR TOPLUMUN ÇÖKÜŞ VE TÜKENİŞ SÜRECİNİ RESMETMEKTEDİR ..

Bu ayet vahyin (kur’an) feci akibetlerini bildirdiği geçmiş uygarlıklar ve ülkeler için işlemiştir. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın aynı süreç modern uygarlıklar modern ülkeler için de geçerlidir ..

Çünkü tarihin yasaları tıpkı tabiatın ve eşyanın yasaları gibi ALLAH tarafından konulmuştur [...]

Sonraki Yazı

Kategoriler


192.168.1.1
192.168.1.1