Çölde Yaşayan Bedeviler

6 Mart 2011 Genel

Malum, KUR’AN’da [Bedevîler] diye çevirilen [el-A’rab] kavramı var ..

Türkçe’de Bedevî:

1- Çölde yaşayan göçebe

2- Huysuz, ahlaksız anlamında kullanılıyor [Bakınız türk dil kurumu] KUR’AN’da ne anlamda kullanılıp kullanılmadığına bakılmadan [YOL YORDAM BİLMEZ, KABA SABA ÇÖL ARABI] olarak biliniyor. Oysa Kur’an’da tam 10 evet [on] yerde geçiyor.  Aşağıda hepsini tek tek verdik. Gelin birlikte okuyalım ve Kur’an’ın [Bedevîler] yani [el-A’rab] dediği kimmiş – kimlermiş birlikte görelim LÜTFEN dikkatlice okuyun ? ..

(1): [BEDEVİLER [EL-A'RAB] İman ettik’ dediler. Söyle onlara: SİZ İMAN ETMEDİNİZ LAKİN BOYUN EĞDİK DEYİN. İman kalplerinize girmedi. Eğer ALLAH’a ve peygamberine itaat ederseniz yaptıklarınız boşa gitmez. ALLAH çok bağışlayıcıdır, sevgi ve merhamet kaynağıdır][Hucurât; 19/14]

Bedevîlere neden İMAN ETMEDİNİZ LAKİN BOYUN EĞDİK  deyin deniyor ? ..

İmanın kalplerine girmiş olması’ için ne yapmaları lazımdı ? ..

Ne yapınca ”ALLAH’a ve peygamberine itaat etmiş” olacaklardı ? ..

Yaptıklarının boşa gitmesi’ ne demek ? ..

Kim bu Bedevîler [el-A’rab] ? ..

DEVAM..


(2): [Düşman birliklerinin geri çekilmeyeceğini sanıyorlardı. Eğer o birlikler bir daha gelecek olsa, iç bölgelerdeki BEDEVİLER [EL-A'RAB] içine gidip sizden gelecek haberleri oradan takip etmeyi tercih ederlerdi. İçinizde kalacak olsalar dahi savaşa pek asılmazlardı][Ahzab; 33/20]

Ayetin geçtiği pasajdaki [Ahzab; 9–27] ayetler İslâm tarihine HENDEK SAVAŞI olarak geçen olayı anlatmaktadır ..

Şöyle ki: Hicretin 5. yılında bütün düşman kabileler birleşerek Medine’de kendileri için tehdit olarak gördükleri Hz. Peygamber önderliğindeki oluşumu ortadan kaldırmak istediler. Başta Kureyş ve Gatafan kabileleri olmak üzere tüm düşman kabileler birleşerek 12 bin kişilik bir orduyla Medine’yi kuşattılar. Kuşatma yaklaşık bir ay sürdü. Hz. Peygamber Medine’nin etrafına hendek kazılmasını ve şehrin bu şekilde savunulmasını emretti. Tüm girişimlere rağmen hendekleri geçip şehre giremediler. Derken destanlaşan direnişe, çıkan korkunç bir kasırga da destek verince kabileler koalisyonu perişan oldu. Soğuk ve kum kasırgasına daha fazla dayanamayıp gerisingeri çekildiler [Bakınız: İbn Hişam, İbni İshak, Taberi]

Böylesi bir anda Medine’de bir takım kimselerin, eğer düşman birlikleri bir daha gelecek olsa, iç bölgelerdeki bedevîler [el-A’râb] içine gidip gelecek haberleri oradan takip etmeyi tercih edecekleri, şehirde kalacak olsalar dahi savaşa pek asılmayacakları söylenerek, bunların KALPLERİNDE HASTALIK BULUNAN – MAL DÜŞKÜNÜ -  TEHLİKE ANIN DA, GÖZLERİ DÖNEN – TEHLİKE KEÇİNCE İNCİTİCİ KONUŞMALAR YAPIP DURAN kimseler olduğu haber veriliyor [Bakınız: Ahzab; 33/18-19]

Şu halde bedevîler [el-A’râb] bu özelliklere sahip olanların işbirlikçileri oluyor. Medine’nin münafıkları ile işbirliği içinde olduklarını anladık. Biraz ipucu çıktı ortaya ama hala netleşmedi. Sahi kim bu Bedevîler [el-A’rab] ? ..

DEVAM ..

(3): [BEDEVİLERDEN [EL A'RAB] geride kalanlar sana ”Bizleri mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu, bize bağışlama dile” diyecekler. Kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlar. Onlara söyle: ”Eğer ALLAH sizi bir zarara uğratmayı isterse veya size bir yarar sağlamayı dilerse ALLAH’a karşı kim bir şey yapabilir? ALLAH bütün yaptıklarınızdan haberdardır][Fetih; 49/11]

Rivayete göre bunlar Müslüman olduklarını söyledikleri halde [mal, mülk, bağ, bahçe, evlâd-ı iyâl] bahanesiyle Hudeybiye seferine katılmayan Ğifar, Muzeyne, Cuhayne, Eşca, Elsem ve Zeyl kabilelerine mensup bedevîlerdi. Çünkü durumun kötü olduğunu, Mekkelilerin silahsız Müslümanları bir kaşık suda boğacaklarını düşünüyorlardı [Bakınız: Kurtubi, İbn Kesir, Zemahşeri]

Olaylar düşündükleri gibi gerçekleşmeyip Hudeybiye’de antlaşma sağlanarak Hz. Peygamber Mekke’ye dönünce durumlarını kurtarmak için mazeret ileri sürmeye başladılar. Fakat ileri sürdükleri mazeretler ilerleyen ayetlerde ikiyüzlüce bulunarak reddedildi. Demek ki Bedevî MAL VE EVLAT bahanesi ileri sürendir. Bunun için kenarda [badiye] durur ve işin içine tam girmez.

Bedevînin kim olduğu giderek netleşiyor değil mi ? ..


DEVAM ..

(4): [klerin ve yerin mülkiyeti ALLAH’ındır. Lâyık gördüğünü affeder, müstahak gördüğüne de azap eder. ALLAH çok bağışlayandır, sevgi ve merhametle dopdoludur. Sizler bir takımganimetleri almaya gittiğinizde o geride kalanlar yakında şöyle diyecekler: ''Bırakın sizinle gelelim…'' Onlar ALLAH’ın sözünü değiştirmek istiyorlar. Onlara söyle: ''Siz asla bizimle gelmeyeceksiniz. Hakkınızda bundan önce ALLAH böyle buyurdu''  Ona da diyecekler ki: ''Hayır, bizi kıskanıyorsunuz…'' Hayır, onlar anlayışı kıt kimselerdir. O geride kalan BEDEVİLERE [EL- A'RAB] söyle: ”Siz, ileride savaşçı bir toplulukla savaşmaya çağrılacaksınız. Öyle ki işin ucunda ölmenin de teslim almanın da olabileceği bir savaş.. Bu durumda çağrıya uyarsanız ALLAH size en güzelinden karşılığını verir. Fakat daha önce yaptığınız gibi yan çizerseniz acı bir azaba çarptırır][Fetih; 49/16]

Rivayete göre burada Huydeybiye,Hayber veya Tebuk seferleri esnasındaki olaylardan bahsedilmektedir [Bakınız: Razi, Kurtubi, İbn Kesir] Ancak bugün için artık bunların [Kur’an’ı kendi etkin tarihi içinde anlamak] dışında bir önemi bulunmuyor. Çünkü Hudeybiye, Hayber veya Tebuk tarih olup gitmiştir. Nitekim ayette hiçbir isim, zaman ve mekân ismi verilmeksizin bu tarihsel olaylar üzerinden mesajlar verilmesi, bunların çok da önemli zaman ve mekânlar olmadığını, asıl buradan çıkarılacak evrensel mesajlara yoğunlaşılması gerektiğini göstermektedir ..

Peki, nedir bu mesajlar  ? ..

1- ALLAH yolunda cihat bir GANİMET davası değil; iman, ihlâs, tevhid ve adalet davasıdır. Göklerin ve yerin ‘mülkiyeti’ ALLAH’a aittir [Mülk Allah’ındır]. En temel, değişmez ve kalıcı gerçek budur.

2- Böyle tarihin her döneminde işin ucunda GANİMET [mal] görününce [Biz de gelelim], sıkıntı görünce [Malımız, evlâd-ı iyâlimiz var, onları bırakamayız] mazeretleri ileri süren [bedevîler] [el-A’râb] olacaktır.

3- ALLAH’ın davasını bir RANT ve şahsî ikbal davası olarak anlayan bu tiplere dikkat edilmelidir. Bunlar görünüşte din, iman, ALLAH, kitap, peygamber deyip duran, gerçekte ise kendi çıkarından başka bir şey düşünmeyen, dine at gözlüğüyle bakan, aslında ALLAH’a değil; MALA-PARAYA tapan korkak ikiyüzlülerdir. Din bunlara teslim edilemeyecek kadar önemli bir olaydır, ey yüreğiyle iman edenler ! ..

Bedevînin kim olduğu sanırız anlaşılıyor ..

Hala kimmiş bu Bedevî mi diyorsunuz ? ..

DEVAM ..

(5): [Onların ne mallarını, ne de evlatlarını gözünde büyütme. ALLAH onlara dünyada ancak bununla azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor, başka bir şey değil!  Baksana ''ALLAH’a iman edin ve peygamberi ile beraber cihada çıkın''  diye bir sure indirildiği zaman, içlerinden servet sahipleri (ulu’t-tavl) senden izin istediler ve BIRAK BİZİ RAHATIMIZI BOZMA dediler.  Geride kalanlarla beraber olmaya razı oldular, onların kalplerine mühür vuruldu. Artık onlar gerçeği kavrayamazlar… Bedevîler [el-A’râb] mazeret beyan ederek kendilerine izin verilmesi için geldiler. ALLAH ve peygamberine yalan söyleyerek oturup kaldılar. Onların kâfir olanlarını acı bir azap bekliyor][Tevbe; 9/85-90]

Görüldüğü gibi burada da cihada [Tebuk seferine]  çağırılınca [mal, mülk, evlâd] bahanesiyle geride kalan servet sahiplerine [ulu’t-tavl] veya aynı bahaneyi ileri sürerek servet sahipleriyle beraber geride kalanlara [Bedevî] [el-A’râb] deniyor.  Her iki halde de sonuç değişmiyor ..

Kur’an’ın BEDEVİ  8el-A’rab] dediğinin [kültürsüz, cahil çöl Arabı] olduğunu mu sanıyorsunuz ? ..

Onun için mi [dinin sınırlarını tanımamaya] daha yatkınlar ? ..

ALLAH’ın hükümlerinin sınırlarını tanımamaya yatkın’ olmalarının nedeni ne acaba ? ..

DEVAM ..

(6): [Bedevîler [el-A’râb] inkar ve nifak bakımından daha ileri ve ALLAH’ın peygamberine indirdiği hükümlerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Oysa ALLAH bilendir, bilgelik kaynağıdır][Tövbe; 9/97]

Görüldüğü gibi BEDEVİ [el-A’râb]  mal düşkünü olduğundan inkarı ve nifakı daha şiddetlidir. Çünkü mal canın yongası olduğundan ondan vazgeçemez. Öyle ki [Canımı al malımı alma] der. İşte bu şiddetli mal tutkusu yüzünden ALLAH’ın peygamberine indirdiği dinin sınırlarını tanımamaya daha yatkın olanlar Bedevî [el-A’rab] oluyor ..

Öyle ki mal ve para söz konusu olunca dinden bile çıkabilirler.  [Böyle din olmaz olsun, bizi yoksulluğa çağırıyor] veya [Böyle peygamber olmaz olsun, servetimde gözü var] derler.  Nitekim bunlar peygamber ölür ölmez irtidat etmiş, dinden dönmüşlerdir. Şu halde [Peygamberin ölümünden sonra çoğu Bedevî dinden döndü] demek, [Çoğu servet sahibi  dinden döndü] demekti ..

BEDEVİ’nin kim olduğundan hala şüpheniz var sanırım ? ..


DEVAM ..

(7): [Bedevilerden [el-A’râb] kimileri yaptığı infakı zarar sayar ve [bundan kurtulmak için] size belalar gelmesini bekler dururlar. En kötü belalar kendilerine olsun! ALLAH her şeyi işiten, her şeyi bilendir][Tövbe; 9/98]

Görüldüğü gibi Bedevî öylesi bir tiptir ki ayette geçtiği gibi mal düşkünlüğü  yüzünden infaka yanaşmamakta ve bu yüzden de nifak ehli [münafık] olmaktadır. Dahası zar zor infak etse bile bunu zarar saymakta, kendisini infaka çağıranların başına bela gelmesini gözleyerek bir an önce bu can sıkıcı durumdan [infak zorunluluğu] kurtulmak istemektedir. Bedevilerin [çoğunun] böylece münafıklar [infak etmeyenler, bundan kaçanlar] olduğu anlaşılmış oluyor. Gelen ayet ise bunun böyle olduğu konusunda tartışmaya mahal bırakmayacak kadar açıktır ..

(8): [Çevrenizde bedevîlerden [el-A’râb] münafıklar vardır. Medine halkından münafıklıklarını küstahlık derecesinde ileri götürenler var. Sen bilmezsin onları, Biz biliriz. Onları katmerli azaba çarptıracağız. Sonuçta büyük bir azabın içinde bulacaklar kendilerini… Kimileri de var ki salih amellerini öteki kötü davranışlar [cihat ve infaktan kaçış] ile birbirine karıştırdılar. Bunların tövbelerini ALLAH’ın kabul etmesi umulur.  Çünkü ALLAH çok bağışlayıcıdır, sevgi ve merhamet kaynağıdır.  Şu halde sözün namusu adına mallarından al. Böylece bu kendilerini hem temizlesin, hem de arındırırsın][Tövbe; 9/101-103]

Rivayete göre bu ayette bahsedilenler üç kişi olup Ebu Lübabe Mervan b. Abdülmünzir, Evs b. Salebe ve Vedia b. Hizam idi. Bunların sayısının 10’u bulduğu da söylenmiştir. İşte bunlardan yedisi [geride kalanlar] [servet sahipleri/bedevîler] ile ilgili inen ayetleri okuyunca kendilerini mescidin direğine bağladılar. Hz. Peygamber mescide gelince onları bu halde gördü ve niye böyle yaptıklarını sordu. Onlar da ALLAH’ın Resulü kendilerini çözmedikçe kendilerini çözmeyeceklerine dair yemin ettiklerini söylediler. Hz. Peygamber’in [Bu konuda bana bir emir gelmedikçe sizi çözmeyeceğim] demesi üzerine bu ayet nazil oldu ve onları bağlarından kendi eleriyle çözdü. Bunun üzerine onlar [Ey ALLAH’ın Resulü mallarımız yüzünden sefere katılmadık, hepsini tasadduk ediyoruz, bizi temizle] dediler. Hz. Peygamber [Ben sizden bir şey almakla emrolunmadım] deyince bir sonraki  [Sözün namusu adına mallarından al, böylece temizlenip arınsınlar] ayeti nazil oldu [Bakınız: Razî, Kurtubî, İbn Kesir, Taberî]

Çünkü bunlar geride kalanlarla [servet sahipleri/bedevîler] uyarak mallarını saklamışlar ve sefere katılmamışlardı. Böylece infak kaçkını [münafık] durumuna düşmüşlerdi. Fakat sonra tövbe ederek dönmüşlerdi. Tövbe suresinin adı da buradan gelmektedir.  Ayette geçen servet sahiplerine  ve bedevîlere [el-A’rab] ise nifakta [infak kaçkınlığında] direndikleri için [Çevrenizde bedevîlerden [el-A’râb] münafıklar vardır. Medine halkından münafıklıklarını küstahlık derecesinde ileri götürenler var. Sen bilmezsin onları, Biz biliriz. Onları katmerli azaba çarptıracağız] dendi ..

Ve Bedevî [el-Arab] tabirinin geçtiği son iki ayet ..

(9): [Ey iman edenler! ALLAH’ın öfkesini çekmekten sakının ve doğrular/verenler ile birlikte olun.  Ne Medine halkının ne de etrafındaki bedevîlerin [el-A’rab] ALLAH’ın elçisine kayıtsız kalmaları ve onu bırakıp kendi canlarının derdine düşmeleri yakışık almaz. Çünkü onların ALLAH yolunda çektikleri her susuzluk, her yorgunluk, her açlık veya kâfirleri öfkelendirecek her cesur çıkış ve düşman karşısında elde ettikleri her başarı hanelerine güzel bir amel olarak yazılır. ALLAH güzel ahlâk sahiplerini karşılıksız bırakmaz. Yine küçük ya da büyük yaptıkları her infak, kat ettikleri her yol hanelerine sevap olarak yazılır ve ALLAH’tan karşılığını daha güzeliyle alırlar][Tövbe; 9/119-121]

Görüldüğü gibi burada da genel bir çağrıyla [Medine halkı] ve [Bedevîler]  mallarından vermeye  ve infak etmeye çağırılıyorlar. ALLAH’ın elçisinin ve onunla birilikte olanların çektikleri sıkıntılara kayıtsız kalmalarının ve kendi mallarının ve canlarının derdine düşmelerinin doğru olmayacağı hatırlatılıyor. Bunun güzel ahlak sahibi  olmak demek olduğu, ALLAH tarafından karşılıksız bırakılmayacağı ısrarla vurgulanıyor ..

Ve geliyoruz Bedevîler [el-A’rab] kelimesinin OLUMLUanlamda kullanıldığı tek yer olan son ayete ..

Bakın, onda da konu aynı ! ..

(10): [Bedevîlerden [el-A’rab] ALLAH’a ve ahiret gününe inanan, yaptıkları infakı ALLAH’a yakınlaşmaya ve peygamberin duasını almaya vesile sayanlar da vardır. Gerçekten de bunlar yakınlık vesilesidir. ALLAH onları sevgi ve merhametle bağrına basacaktır. Çünkü ALLAH çok bağışlayıcıdır, sevgi ve merhamet kaynağıdır][Tövbe; 8/99]

Demek ki [Bedevîler] [el-A’rab] içinde olumlu bakılan tek grup [İNFAK] edenlerdir. Diğerleri de ALLAH’a ve ahirete inandığını söylemekte ve fakat infak etmeyerek lafta kalmaktalar. Onun için onlara İMAN ETTİK DEMEYİN BOYUN EĞDİK DEYİN denmekte. İman iddialarının geçerli olması için infak etmeleri, mal düşkünlüğünden vazgeçmeleri gerektiği söylenmekte. Böyle yapanlar da bu son ayette görüldüğü gibi övülmekte ..

BEDEVİ  [el-A’rab] kelimesinin KUR’AN’da geçtiği 10 [on] yeri gördünüz ..

Hepsinde de [mal, ganimet, infak, tasadduk] geçiyor ..

Ayetlerin öncesini ve sonrasını okuyun, hiç şaşmadığını göreceksiniz ..

Mal ve ganimet düşkünlüğüne, bunun için savaştan geri durmaya, Kur’an, işin kenarında durma, imanın kalbe girmemesi, dıştan teslim olmuş görünme yani [Bedevîlik] diyor. Bedevî kelime manası itibariyle [bedâvet/buduv] kökünden gelir. [İlk/başlangıç demektir]. İbtidâide buradan gelir. İlkel diye Türkçeye çeviriyoruz. Mubtedi de aynı kökten olup yeni başlayan demektir ..

Bu durumda bir Kur’an kavramı olarak Bedevî, din konusunda ilkel kalan, henüz mübtediseviyesini aşamamış, İNANDIM demenin yeteceğini sanan, lafta kalan, ritüellere takılan, bunları dinin kendisi sanan, bunların ötesine geçip infaka, tasadduka, vermeye, paylaşmaya [öze, esasa] gelemeyen, bunun için de zenginlik tutkusunu aşamamış, dünya hayatına [mal ve metaya] bağlanıp kalmış, Kur’an kapısından Mamona yani [paraya] ayak basıp geçememiş kişi demektir. Onun için  İMAN ETTİK demeleri geçersiz olup BOYUN EĞDİK [dıştan kabul ettik] demeleri daha uygundur ..


Çünkü iman henüz kalplerine girmemiştir …


Kimmiş BEDEVİ anladınız mı ? ..

BEDEVİ, çölde yaşayan köylü demek değildir ..

BEDEVİ, kendi iç dünyasında çöl hayatı yaşayandır ..

Servet ile gözü kararan, para ile merhametsizleşen, içine düştüğü bu MAL ve META vahasından ötekini göremeyen; açın iniltisini, [öksüzün ağlamasını, yoksulun çığlığını] duyamayan herkes çölde yaşayan bir Bedevîdir ..

Çöl Arabistan’da değil. içimizdedir, içimizde ..

BEDEVİNİN İÇİ ÇÖLDÜR İÇİ ..




gerekli



gerekli-


Yorum :

Kur’an’ın nuzül sırasına göre ilk HAYIR yANİ [Kellâ] veya aynı anlamda BİLAKİS, HAYIR, ÖYLE DEĞİL yani [Bel] dedikleri acaba nedir. Bu önemli. Çünkü ilk neye HAYIR denmişse esas itiraz da, onadır ve en önemli sorun olarak da o görülüyordur. Kur’an’da nuzül sırasına göre yaklaşık ilk 40 sure boyunca 16 HAYIR denilen sure yeri tespit ettik. Sure içlerindeki tekrarları da katarsanız 20’yi geçiyor. İlk mesajlar boyunca adeta çığlık çığlığa bir itiraz ve HAYIR sesleri yükseliyor. Hiç atlamadan sırasıyla dizdik. Altlarda da kısa açıklamalarla izahat yaptık.

Bakın, bunlar, bu HAYIR’lar nereler ..

[HAYIR İnsan zenginliği kendine yeterli görünce tuğyan [...]

Önceki Yazı

KUR’AN’a dönelim, KUR’AN İslam’ı vs. diyerek KUR’AN da,  KUR’AN deyip durmaktan dillerde tüy bitiren söylemleri biliyorsunuzdur. Olumlu işlevi olmuştu bir ara ama artık kabak tadı vermeye başladı. Gayet sığ, derinliksiz ve yavan kalıyor. Artık şöyle denmeli: İyi de HANGİ KUR’AN ? ..

Yanlış anlaşılmasın; birden fazla Kur’an olduğunu kastetmiyoruz. Bir tane KUR’AN var;  tamam, başımız gözümüz üstüne ..

Artık soru şu: HANGİ KUR’AN ANLAYIŞINA DÖNECEĞİZ ? ..

Bir ritüel, ayin ve ÖLÜ METİN haline getirilmiş Kur’an’a mı ? ..

İçinde her türden hikaye, masal, mucize, keramet, kehanet, şifre, cifr bulunduğuna inanılan ve bu haliyle yaşamdan koparılarak ESKİLERİN [...]

Sonraki Yazı

Kategoriler


192.168.1.1
192.168.1.1