Eskilerin masalları

7 Ekim 2011 Genel

Kur’an, Mekke’de yükselen sarsıcı söylemi bastırmak için, inkarcıların türlü savunma refleksleri geliştirdiklerini söyler, bunlardan ön önemlileri ise şunlardır: ESKİLERİN MASALI – UYDURULMUŞ YALAN – APAÇIK BÜYÜ – ÇOK ESKİ BİR YALAN, Acaba bunlar neye, hangi söyleme karşı söyleniyordu dersiniz. Peygamber ne söylüyordu ki, peygamberin bu söylemine karşın masal – efsane – sihir – büyü – iftira – yalan – uydurma vs diyorlardı. Gerçekten böyle olabilirmiydi, işin aslı nedir dersiniz. Bakınız biz bu ithamların geçtiği yerleri KUR’AN’dan tek tek çıkardık. En çok geçen de ESKİLERİN MASALLARI bakın, neymiş bu eskilerin masalları

İlki daha ikinci sure olan KALEM suresinde: Yalanlayanları tanıma, itaat etme onlara! İsterler ki onları kayırıp yumuşak davranasın onlara da, onlar da sana yumuşak davransınlar. Çokça yemin eden aşağılık âdi, küçük gören, dedikoducu, Hayrı engelleyen, günahkâr zorba, kaba saba ve asalak Mal – mülk ve oğullar sahibi oldu diye karşısında ayetlerimiz okunurken ESKİLERİN MASALLARI diyor. Fakat çok sürmez yakında yakasını kurtaramayacağı bir zilletle damgalanacak ve o bürnü sürtülecek [Kalem; 8-16]

Görüldüğü gibi ESKİLERİN MASALLARI denmesinin sebebi MAL VE OĞULLAR SAHİBİ olmakmış MAL VE OĞULLAR SAHİBİ Kur’an’ın [Bahçe sahipleri] gibi devrin servet sahipleri için kullandığı bir tabirdir. Nitekim bu ayetlerden hemen sonra Bahçe sahipleri kıssasının anlatılması tesadüf olamaz. Bunlar bugünkü tabirle BURJUVAZİ veya YÜKSEK SOSYETE dediğimiz sınıflara tekabül eder.

Demek ki bu kesimlere yönelik bir söylem yükseltiliyor, onlar da bunlara ESKİLERİN MASALLARI diyor. Bunun böyle olduğunu ayetleri okudukça apaçık göreceksiniz ve şaşıracaksınız. Lütfen bütün dikkatinizi ayet parağraflarının bizzat içeriğine veriniz, önyargılarınızı bir kenara bırakınız.

İkincisi AYIRAN – FARKI GÖSTEREN demek olan FURKAN suresinde: İnsanlık için uyanışa vesile olsun diye doğruyu yanlıştan ayıran ölçüyü kuluna indiren ne kutlu, ne yücedir! Göklerin ve yerin mülkü O’na aittir Çocuk edinmemiştir. Mülkiyetinde ortağı yoktur.


Her şeyi yaratmış ve yarattığı her şeyin doğasını ve kapasitesini belirlemiştir. Hal böyleyken hiçbir şey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılıp duran, kendileri için ne zarara ne faydaya malik olamayan, ne öldürmeye, ne yaşatmaya, ne de diriltmeye malik olamayan O’ndan başka ilahlar ediniyorlar.


Üstelik gerçeğin üstünü örtenler: BU YANLIZCA KENDİSİNİN UYDURUP DURDUĞU BİR İFTİRADIR. Hatta bu öyle bir iftira ki, bu konuda başkalarından da yardım alıyor. diyorlar. Bunların yaptığı apaçık haksızlık ve yalancılıktır.  Yine diyorlar ki: BUNLAR ESKİLERİN MASALLARIDIR, onları yazdırtmış, sabah akşam kendisine okunup duruyor [Furkan; 1-5]

Görüldüğü gibi parağrafta GÖKLERİN VE YERİN MÜLKÜ ALLAH’A AİTTİR ve MÜLKİYETİN DE ORTAĞI YOKTUR vurguları yapılıyor. Onların sahip olduklarının ise yaratmayan, kendisi yaratılmış olan, öldürmeye, yaşatmaya, diriltmeye MALİK olamayan bir takım İLAHLAR olduğu söyleniyor.

İlahlaştırdıkları şeyler ise sahibi  olduklarını iddia ettikleri mülkleriydi. Bunlara öylesine güveniyorlardı ki MAL VE OĞULLARININ ve BAHÇELERİNİN dünyada sırtlarını yere getirtmeyeceğine, hiç kimseye ihtiyaç duydurmayacağına  ve bu sebeple de kimseye hesap vermek durumunda olmadıklarını düşünüyorlardı. Bu nedenle ısrarla MÜLK ALLAH’INDIR VE MÜLK’ÜNDE ORTAĞI YOKTUR vurguları yapılıyor.

ALLAH’ın mülküne sahip olmaya kalkmanın en elverişli argümanı da ALLAH’IN OĞLU iddiasıydı. Nitekim tarih boyunca TANRI’NIN OĞLU iddiasında olmayan hiçbir mülk sahibi [kral, imparator] görülmemiştir. Bunun için de O ALLAH Kİ ÇOCUK EDİNMEMİŞTİR denilerek bu iddia biçiliyor ve bir dönem kapatılıyor [Ayrıca bkz. İhlas suresi]

Üçüncüsü KARINCA demek olan NEML suresinde: Peki kimdir gökleri ve yeri yaratıp sizin için gökten su indiren? O su ile bağlar bahçeler bitirip gözünüzü gönlünüzü açan? Siz onların tek bir dalını bile bitiremezdiniz. ALLAH’la birlikte başka bir ilah ha? Olur şey değil! Onlar iyice yoldan çıkmış bir güruh


Yeryüzünü yerleşime uygun bir yer haline getiren, vadilerinden dereler, ırmaklar akıtan, üzerine sağlam dağlar yerleştiren ve iki deniz arasına engel koyan kimdir? ALLAH’la birlikte başka bir ilah ha? Olur şey değil! Onların çoğu ne söylediklerini bilmiyor


Darda kalanın imdadına yetişip kötü durumdan kurtaran ve sizleri yeryüzünün varisleri kılan kimdir? ALLAH’la birlikte başka bir ilah ha? Ne kadar az düşünüyorsunuz


Kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulmanızı sağlayan, sevgi ve merhametinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen kimdir? ALLAH’la birlikte başka bir ilah ha, oysa ki ALLAH, koştukları ortaklardan yüce, çok yücedir


Yaratılışı başlatıp sonra yenileyerek sürdüren, size sürekli gökten ve yerden rızıklar veren kimdir? ALLAH’la birlikte başka bir ilah ha, Ey muhammed söyle onlara doğru söylüyorlarsa getirsinler delillerini


Ve yine söyle onlara: Göklerde ve yerde ALLAH’tan başka kimse ğaybı bilemez. Ne zaman yeniden diriltileceklerini de bilmezler. Oysa ahiret hakkında kendilerine devamlı bilgi veriliyor.


Fakat onlar kuşku içinde kıvranıp duruyorlar. Açıkçası kalp gözleri körelmiş, göremiyorlar. Kâfirler: Nasıl yani, biz ve atalarımız toprak olduktan sonra yeniden mi diriltileceğiz? Geçin bunları, bu lafları çok duyduk.BUNLAR ESKİLERİN MASALLARINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL diyorlar [Neml; 60-68]

Görüldüğü gibi parağrafın başından itibaren uzunca bir liste sıralanıyor ve her seferinde ALLAH İLE BİRLİKTE BİR İLAH HA diye soruluyor. Klasik bakış bunun tahtadan taştan putlar olduğunu sanıyor. Dikkat edin [halbuki sıralanan şeyler ALLAH’ın mülkünden örnekler ve bunları sahiplenme, kendi mülkü haline getirip  ona ihtiyacı olanlardan saklama, dahası bunlara çit çevirip zimmetine geçirme kastediliyor] Kur’an işte buna İLAHLAŞMAK diyor ve reddediyor.

Kur’an’ın YAKINLIK SAĞLAMALARI İÇİN EDİNDİKLERİ İLAHLAR tabirinin ne olduğunu yine Kur’an’ın kendisi açıklar ve der ki: [Ne mallarınız ne de oğullarınız, sizi bizim katımıza daha çok yaklaştıran şeylerdir][Sebe: 37]

Dikkat edilirse yukarıdaki parağrafta [PUT] ismi hiç geçmiyor. Bilakis gökten inen su, toprak – arazi – yeryüzü yani [arz] bağ – bahçe – ağaç – dal – vadi – dere – ırmak – deniz – gökten ve yerden rızıklar. deniyor. Bunlar o günkü tarım toplumunda servet tasvirleridir.

Ve bunlar sıralanırken her defasında soruluyor: Hem ALLAH’a inanacaksınız, hem de ALLAH’ın sayılan mülklerini zimmetinize geçirip başkasını bundan mahrum edeceksiniz ha? Bu ilahlaşmak ve mülküne ortak olmaya kalkmaktır yani [şerîkun fi’l-mülk]‘dür

[Bunların hesabının sorulacağı bir gün gelecek, bu yaptıklarınız yanına kâr kalmayacak, yargılanacaksınız. Burada, olmazsa orada] denince [Ne yani yeniden mi diriltileceğiz? Bizden önce kime hesap sorulmuş? Kapanın elinde kalıyor, görmüyor musunuz? Ne burada ne orada hesap mesap yok? Bunlar ESKİLERİN MASALLARINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL diyorlar.

Dördüncüsü İNANMIŞLAR demek olan MÜ'MİNUN suresinde: Hayır, öncekilerin dediğini diyorlar. Ölüp toz toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra yeniden diriltileceğiz, öyle mi?  Doğrusu bu laflar bize de atalarımıza da bundan önce söylendi durdu.


ESKİLERİN MASALLARINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL BUNLAR Ey Muhammed sor anlara: Peki, yeryüzü ve orada var olanlar kimindir? Eğer biliyorsanız söyleyin. şüphesiz ki ALLAH'ındır diyecekler. Öyleyse cevap ver: Peki bu hafızasızlık neden?


Tekrar sor onlara: Yedi kat göklerin Rabbi ve şu muazzam görkemin sahibi kimdir?  şüphesiz ALLAH'ın diyecekler. öyleyse cevap ver: Peki bu aldırmazlık neden?


Tekrar sor onlara: Her şeyin mülk hükümranlığını  elinde tutan, koruyup kollayan ama kendisine karşı kimsenin korunup kollanamayacağı kimdir, haydi söyleyin biliyorsanız? şüphesiz ALLAH'dır diyecekler değil mi. Öyleyse cevap ver: Peki bu aldanış niçin? [Mu’minun; 81-92]

Demek ki MAL VE OĞULLAR SAHİPLERİ veya BAHÇE SAHİPLERİ sadece ALLAH’a inanmakla kalmıyor, yeryüzünün, orada var olanların [su, bağ, bahçe, tarla, maden ocakları, hayvan sürüleri vb] görkemli arşın, melekûtun yani [tüm mülk deryasının] hükümranının ALLAH olduğuna da inanıyorlar. Çünkü TÜM BUNLAR KİMİN diye sorulunca her defasında da ALLAH‘ın diyorlar.

Ee, madem öyle sahiplenmeyin, zimmetinize geçirmeyin, tapulamayın, verin o zaman? ALLAH bütün bunlardan insanların eşit şekilde yararlanmasını istiyor [Bakınız: Fussilet; 10] İçimizden zenginler arasında dönüp dolanan bir tahakküm aracı olmasını istemiyor [Bakınız: Haşr; 7]

Aksi halde hesabını vermezsiniz. Er yada geç bunun hesabını vermek için huzura çıkarılacaksınız, öldükten sonra bile kaçamayacaksanız denince [Ölüp toz toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra yeniden diriltileceğiz, öyle mi] Doğrusu bu laflar bize de, atalarımıza da bundan önce söylendi durdu. ESKİLERİN MASALLARINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL BUNLAR diyorlar

Beşincisi KUM TEPELERİ demek olan AHKAF suresinde: Kâfirlik edenler hakikatin üstünü örtenler iman edenler hakkında; Eğer ona inende bir hayır olsaydı, [ayak takımımız] bizden önce ona koşmazlardı. diyorlar. Fakat onunla doğru yola gelmeyi kendilerine yediremediklerinden her zaman BU ESKİ BİR YALAN diyecekler [Ahkaf; 11]

Demek ki DİN BİR AFYONDUR sözünü o günkü inkârcılar, Marx’ın söylediğinin tam tersi manada söylüyorlardı. Yani: [Din kitleleri uyuşturmak için zengin üst sınıfların halka ayaklanmamaları için zerkettiği bir uyuşturucudur] DEĞİL aksine tam tersi [Din yani [Muhammed’e gelen] kendini peygamber gören birisinin, ezilenler yeryüzünün önderi olacak, adalet, eşitlik olacak, köleler özgürleşecek, siz cennete onlar cehenneme gidecek] vaatleriyle ayaklanma çıkarmak için halka zerkettiği bir uyuşturucudur.

Bununla ayak takımını büyülüyor. Sihirli sözlerle mutlu yarınlar ve toz pembe gelecek vaat ediyor. Yoksa bu ayak takımı  nasıl bu kadar cesaretli olabilir?  Eğer söylediğinde bir hayır olsaydı ilk önce biz icabet ederdik. Dolayısıyla eskiden beri söylenen bir takım hayali vaatler ve masallar bunlar

Altıncısı yine KUM TEPELERİ demek olan AHKAF suresinde: Fakat öyleleri de vardır ki anne ve babasına: Öf be! benden önce bu kadar insan gelip geçmişken tekrar huzura çıkarılacağımızı mı söyleyip duruyorsunuz? der. Anne ve babası ALLAH’a sığınarak: Yazıklar olsun, inan. ALLAH’ın sözü gerçektir; bundan şüphe olmaz. der. O yine: HEPSİ YALAN ESKİLERİN MASALLARI BUNLAR der [Ahkaf; 17]


Bu ayetteki ESKİLERİN MASALLARI diyenin kim olduğu, hangi kesimden birisi olduğunu ise üç ayet sonra açıklanıyor bizlere: Kâfirlik edenlere ateşin karşısına çıkarılacakları gün şöyle denecek; [Siz, bütün güzelliklerinizi dünya hayatınızda tükettiniz ve onların zevkini sürdünüz. Artık bugün yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızın ve fesat peşinde koşup durmanızın karşılığı aşağılayıcı bir azap olacak [Ahkaf; 20]

Ayette geçen FESAT ÇIKARTMAK Kur’an’ın anlam örgüsü içinde daima Adem kıssasında geçen son sınırına kadar toplamak yani [şecere-i huld] ve yıkılmayacak bir mülkiyet yani [mülk-i la yebla] için ele geçirme, çalma, hırsızlık ve bunlar için yapılan işgal, talan ve kargaşayı ifade eder.

[Güzellikleri dünya hayıtında tüketmek] ele geçirdiklerini sorumsuzca harcamayı, [zevkini sürmek] de onlarla har vurup harman savurmayı, gününü gün etmeyi ifade eder. İşte böylesine birine ALLAH VAR HESAP VAR BÖYLE YAPAMAZSIN denince, Bizden önce bunca insan gelmiş geçmiş, kimseye bir şey olmamış, biz mi hesap vereceğiz, yok böyle şeyler, masal, hikaye bunlar diyor

Yedincisi BALARISI demek olan NAHL suresinde: ALLAH, büyüklük taslayanları sevmez. Böyleleri Rabbiniz ne indirdi? denildiğinde: ESKİLERİN MASALLARI derler. Böyle söylemekle kıyamet gününde kendi veballerini tümüyle, saptırdıkları cahillerin veballerini de kısmen üzerlerine almış olurlar.


Dikkat edin, ne kötü bir vebaldir bu! Onlardan öncekiler de düzen kurmuşlardı. ALLAH kurdukları düzeni temelden yıkmış, çatılarını da başlarına geçirmişti. Azap, onlara fark edemedikleri bir yönden gelmişti [Nahl: 23-26]

Bu ayette de ESKİLERİN MASALLARI diyenlerin büyüklük taslayanlar  olduğu ifade ediliyor. Kur’an’ın anlam bütünlüğü içinde bunlar servet ve iktidar sahipleri [mal ve oğul sahipleri, nimet sahipleri, bahçe sahipleri] demek oluyor.

Bunlar tarih boyunca hep bir düzen kurmuşlar ve her defasında kurdukları düzen başlarına geçmiştir. Bundan sonra başkası olacak değildir. Bunlar hep demişlerdir ki: Adalet, eşitlik, cennet, ezilenlerin  kurtuluşu ve yeryüzüne önder olmaları, kölelere özgürlük, şirksiz [sınıfsız/kastsız] bir toplum yani [ümmet-i vahide] bir hayalden ibarettir, ESKİLERİN MASALLARINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR

Böyle söyleyenlere deniyor ki ayette: Böyle söylemekle kıyamet günün da yani [ayaklanma - kalkış - kıyam] gününde kendi veballerini tümüyle, saptırdıkları cahillerin veballerini de kısmen üzerlerine almış olurlar. Dikkat edin, ne kötü bir vebaldir bu!

Sekizincisi YOLSUZLUK YAPANLAR demek olan MUTAFFIFIN suresinde: Yolsuzluk yapanların vay haline! Onlar alacaklarının son kuruşuna kadar peşine düşerler. Ama iş, vereceklerine gelince kıyısından kenarından nasıl çalıp çırpacaklarını hesaplarlar.


Onlar tekrar diriltileceklerini sanmıyorlar mı? O büyük günde hesaba çekilecekler. Öyle bir gün ki insanlık o gün Âlemlerin Rabbi’nin huzurunda esasduruşa geçecek! Kötülerin sicili tutulmuştur.


Bilir misin, sicil ne demek? Orada her şey madde madde yazılmıştır. O gün yalan diyenlerin vay haline! Onlar hesaplaşma gününe yalan diyenlerdir. Ona, ancak hak ve adaleti çiğneyen ve günah küpü haline gelmiş olan yalan der.


Ona ayetlerimiz okunduğu zaman: ESKİDEN BERİ SÖYLENİP DURULAN MASALLAR der. Hayır! Kazanmakta olduklarından dolayı kalpleri paslanmıştır onların. Doğrusu onlar o gün Rablerinden yüz bulamayacaklar. Doğruca alev alev yanan ateşi boylayacaklar. Sonra da onlara; O YALAN DEYİP DURDUĞUNUZ ŞEY İŞTE BU denilecek [Mutaffifin; 1-17]

Görüldüğü gibi buradaki ESKİLERİN MASALLARI teranesi de parağrafın başındaki eksik ölçüp tartma yani [yolsuzluk] ile ilgilidir. Onlara [Eksik ölçüp tartmayın, halkın malına göz dikmeyin, çalmayın, çırpmayın. hak yemeyin, hesabınız çok yaman olur, hem halkın mahkemesinden  hem de ALLAH’ın mahkemesinden  kurtulamazsınız dendiğinde BUNLAR ESKİDEN BERİ SÖYLENİP DURULAN MASALLAR derler.

Buna verilen cevap ise Leheb suresindeki tehdit ile aynıdır: Malı ve kazandıkları onu kurtaramayacak. Kazanmakta olduklarından kalpleri paslanmıştır. Yani mal ve kazanma hırsından gözleri bir şey göremez olmuştur. Bunları temizleyecek şey ise alev alev yanan ateştir

Dokuzuncusu GANİMET MALLARI demek olan ENFAL suresinde: Biliniz ki mallarınız ve oğullarınız birer imtihan vesilesidir. Asıl büyük mükâfat ALLAH’ın katındadır. Ey iman edenler! Eğer ALLAH bilinciyle yaşarsanız, size, doğru ile yanlışı ayırma yetisi verir; suçlarınızı örter ve sizi bağışlar.


Çünkü ALLAH büyük lütuf sahibidir. Hani kâfirler seni hapsetmek, öldürmek yahut sürgün etmek için plânlar kuruyorlardı. Onlar plân kurup dururken, ALLAH bütün plânlarını boşa çıkarttı. Çünkü bütün hesaplar ALLAH’tan döner. Onlara ayetlerimiz okunduğu zaman: Tamam duyduk. İstesek biz de bunun benzerini söyleyebiliriz. TÜM BUNLAR ESKİLERİN MASALLARINDAN BAŞKA NEDİR Kİ dediler [Enfal; 28-31]

Görüldüğü gibi buradaki ESKİLERİN MASALLARI da, parağrafın başında işaret edildiği gibi yine aynı konu ile ilgili Mal ve oğullar. MAL VE OĞUL SAHİPLERİ tabirinin Kur’an’ın anlam bütünlüğü içinde ne anlama geldiğini artık biliyoruz Bunlar düzenlerinin sürmesi için plan kuruyorlar, peygamberi hapse atmak, öldürmek ve bu beladan kurtulmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Fakat azap hiç beklemedikleri bir yerden geliyor.

Bunların planını bozmak için ALLAH BİLİNCİYLE YAŞAMAK yani [takva] sahibi olmak gerekir. Öyle olursa ALLAH, mülkün ALLAH’a ait olduğuna iman etmişlere doğru ile yanlışı ayırma yetisi verir. Kim yalancı, kim sahtekar, kim münafık, kim laf olsun diye, kim yürekten mülk ALLAH’ındır diyor ayırabilirler

Evet ESKİLERİN MASALLARI teranesini nerede, kim, niçin söylüyor gördünüz. Ne bir eksik, ne bir fazla hepsini aktardık bize inanamıyorsanız kendiniz açın bakın, sureler ve ayet numaraları ortada. [Ayetleri cımbızla çekmeyin, parağrafıyla birlikte, konu bütünlüğü içinde okuyun]

Mal ve oğul sahibi olmak – kazanç – mal – mülkiyet – eksik ölçüp tartmak – yolsuzluk – dünya hayatı – servetin zevkini sürmek -  rızık ve bunların hesabının sorulacağı kaçınılmaz gün ile ilgili olmayan tek bir parağraf yok.

  • Bu kadarı tesadüf olabilir mi ? ..

Söyledikleriniz hayal, olacak işler değil

Vazgeçin bu sevdadan.

Masal anlatma bize diyenler ! ..

Lütfen siz de ESKİLERİN MASALLARI’ nı tekrar edip durmayınız.

Başlangıçta hangi büyük işe HAYAL – MASAL denmedi ki ? ..


1 yorum
“Eskilerin masalları”
Avatar
nuri

Hamd olsun yine mskaleleriniz başlamış, hoşgeldiniz çalışmalarinizin devamını bekliyoruz.




gerekli



gerekli-


Yorum :

Malum, Peygamberimizi davasından vezgeçirmek için Mekkeli müşrikler türlü uzlaşma tekliflerinde bulunmuşlardı Meşhur rivayette geçtiği gibi bunlardan birisinde Peygamberimiz BİR ELİME AYI DİĞER ELİME GÜNEŞİ VERSENİZ DAHİ DAVAMDAN VAZGEÇMEM diyerek geri çevirmişti.
Yaygın kanaate – geleneksel inanışa göre buradaki DAVA inanıp inanmama davası idi. İnkarcılar ALLAH’ı  ve ahireti inkar ediyorlardı. Onların reddettikleri işte bu iman hakikati idi.

Acaba öyle mi ? ..

Andolsun ki onlara gökleri ve yeri yaratan kimdir diye soracak olursanız, onlar hiç tereddüt etmeden kudret sahibi herşeyi hakkıyla bilen ALLAH diyecekler [ZUHRUF 9]
Evet ayet’te de geçtiği [...]

Önceki Yazı

Malum, KUR’AN’da [99 koyuna 1 koyun] kıssası anlatılır. Olay Hz. Davud ile ilgili olarak Sad suresinde geçer.

Acaba burada ne anlatılmaktadır hiç düşündünüz mü, diğer kıssaların çoğu gibi, yaygın tefsirlere bakarsanız buradan hiçbir şey anlamayacağınız gibi kafanız lüzumsuz bir sürü bilgiyle dolar ve yıllar yılı bunlardan kurtulamazsınız. Halbuki anlatılmak istenen canalıcı bir sorunla ilgili. Nasıl mı, Bakın nasıl ..

Kıssanın geçtiği Sad suresinden başlayalım isterseniz. Sad Suresi KUR’AN’da ilk Mekkî surelerdendir. Muhtemelen 4 veya 5 yılda nazil olmuştur. Surede önce bir giriş yapılır. 17. [...]

Sonraki Yazı

Kategoriler


192.168.1.1
192.168.1.1