<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kuran Araştırmaları</title>
	<atom:link href="http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 19:51:52 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Ey iman edenler, iman edin</title>
		<link>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/ey-iman-edenler-iman-edin/</link>
		<comments>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/ey-iman-edenler-iman-edin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 19:51:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ey iman edenler]]></category>
		<category><![CDATA[iman edin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?p=552</guid>
		<description><![CDATA[Kur’an’da EY İMAN EDENLER İMAN EDİN .. [Nisa; 4/136]  diye bir ayet var. Acaba bununla ne denmek isteniyor, hiç düşündünüzmü,  perşembe geceleri kimi camilerde yapıldığı gibi tecdid-i imana veya  tecdid-i nikaha mı çağırılıyoruz? AŞK İLE BİR DAHA deyip Kelime-i Şahedet virdine, ŞEVK İLE BİR DAHA deyip tevbe-i nasuha mı çağırılıyoruz, sanıyorsunuz?
Bizden Kelime-i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kur’an’da </strong><strong>EY İMAN EDENLER İMAN EDİN .. [Nisa; 4/136]  diye bir ayet var. Acaba bununla ne denmek isteniyor, hiç düşündünüzmü,  perşembe geceleri kimi camilerde yapıldığı gibi tecdid-i imana veya  tecdid-i nikaha mı çağırılıyoruz?</strong><strong> AŞK İLE BİR DAHA deyip Kelime-i Şahedet virdine,</strong><strong> ŞEVK İLE BİR DAHA deyip tevbe-i nasuha mı çağırılıyoruz, sanıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Bizden Kelime-i Tevhid’i tekraren yani,</strong><strong> DİL İLE İKRAR edip durmamız mı isteniyor, sanıyorsunuz? Bunu anlamak için</strong><strong> EY İMAN EDENLER İMAN EDİN.. ayetinin geçtiği yerin, beş ayet öncesine bakmak yeterli. Bakın, neymiş iman edenlere </strong><strong>İMAN EDİN çağrısı yapmak.</strong><strong> </strong><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bırakın, KUR&#8217;AN kendini açıklasın ..</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">GÖKLERDE  VE YERDE NE VARSA ALLAH&#8217;INDIR.  İyi dinleyin; önceki çağlarda kitap  verilenlere de, size de, ALLAH’ın  öfkesini çekmekten sakının! diye öğüt  vermişizdir. Buna rağmen inkar  ederseniz, biliniz ki GÖKLERDE VE YERDE  NE VARSA HEPSİ ALLAH&#8217;INDIR. </span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">ALLAH  hiçbir şeye muhtaç değildir ve övülmeye layık olan O’dur. Evet GÖKLERDE  VE YERDE NE VARSA HEPSİ ALLAH&#8217;INDIR. GÜVENİP DAYANMAK İÇİN DE ALLAH  YETERLİDİR.  İsterse sizleri bitirir de, ey insan oğlu, yerinize  başkalarını getirir! hiç şüpheniz olmasın ki, ALLAH’ın buna da gücü  kudreti yeter. </span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">KİM BU DÜNYA SEVABINI  İSTERSE BİLSİN Kİ, HEM DÜNYA SEVABI HEM DE AHİRET SEVABI ALLAH&#8217;IN  KATINDADIR.  ALLAH her şeyi işitiyor, her şeyi görüyor, bundan hiç  şüpheniz olmasın. </span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Ey iman edenler!  Bizzat  kendinizin, anne-babanızın veya akrabalarınızın zülfü yârine  dokunsa da ADALET VE EŞİTLİKTEN ŞAŞMAYIN, ZENGİN FAKİR AYRIMI YAPMAYIN  Hepsinden öncelikli olan ALLAH’tır, ADALET&#8217;TEN UZAKLAŞIP DA NEFSİNİZE  UYMAYIN. Eğer eğilir, bükülür veya savsaklarsanız, ALLAH bütün  yaptıklarınızdan haberdardır</span> [Nisa; 4/131-135]</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Görüldüğü gibi</strong><strong> EY İMAN EDENLER İMAN EDİN demeden önceki bu beş ayet, iman etmenin aslında </strong><strong>GÜVENMEK demek olduğunu [tefsir] ediyor.</strong><strong> ALLAH’A İNANIR FAKAT GÜVENMEZ kimselere sesleniyor</strong></p>
<p><strong>Sırasıyla gidecek olursak ..</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>1- Önce asas mesele [hem de üç kez] tekrar üstüne tekrarla vurgulanıyor: </strong><strong>GÖKLERDE VE YERDE NE VARSA HEPSİ ALLAH&#8217;INDIR. Bu, aynı zamanda Kelime-i Şahadet’in ilk cümlesi [A’raf; 158]&#8216;de geçen</strong><strong> LEHÜ-L MÜLK yani [ Gökte ve yerde Mülk ALLAH’ındır] ifadesinin bir diğer söylenişidir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Lehu’l-Mülk Kur’an’da bir kaç şekilde geçer ..</strong></p>
<p><strong>1- Lehu’l-Mülk [Mülk  O’nundur]</strong></p>
<p><strong>2- O’nundur [Lehu]</strong></p>
<p><strong>3- ALLAH’ındır [Li’llahi]</strong></p>
<p><strong>Buradaki [Li/Le]  harf-i cer’i sahiplik ifade eder ve bir şeyin sahibinin yani [mülkiyetinin] kime ait olduğunu  gösterir </strong><strong>GÖKLERDE VE YERDE NE VARSA ALLAH&#8217;INDIR yani  [Li’lllahi]    gökyüzünde ve yeryüzünde ve bu ikisi arasında ne varsa   [yağmur, su,    ateş, toprak, hayvanlar, kuşlar, maden ocakları,  bitkiler, ekinler,    denizler, ırmaklar, ormanlar vs.] yani insanlar  için değer ifade eden    tüm üretim araçları, rızık ve rızık kaynakları  O’nundur, O’na aittir,    O’nun mülkiyetindedir demektir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2- Sonra yapılması istenen geliyor: </strong><strong>GÜVENİP DAYANMAK İÇİN ALLAH YETER yani  [Kefa billahi vekila] vekil, tevekkül kökünden gelir. Bir şeyi vekil  tutmak, ona güvenmek, ona dayanmak demektir.  Bu durumda tevekkül  Kur’an’da </strong><strong>GÜVEN ilkesidir.</strong></p>
<p><strong>Yani ALLAH’a  güvenin; Yağmurun yağacağına, nebatın biteceğine,  güneşin doğacağına,  gece ve gündüzün birbiri ardınca geleceğine, kışın  biteceğine, yazın  geleceğine, canlıların üreyeceğine, ekinlerin  yeşereceğine, pınarların  kuramayacağına, tüm rızık ve rızık  kaynaklarının tükenmeyeceğine  güvenin.</strong></p>
<p><strong>Doğanın üreteceğine güvenin.</strong></p>
<p><strong>Hem de sizden daha fazla üreteceğine  güvenin.</strong></p>
<p><strong>Kimse  hiç bir şey yapmasa dahi doğanın sizin için kişi başına [800  dolarlık]  değer ürettiğine ve bunun hiç bitmeyeceğine, kefilinin ALLAH  olduğuna  güvenin.</strong></p>
<p><strong>Güvenin, güvensizlik yapıp da kendinize biriktirmeyin, nefsiniz için yığmayın, </strong><strong>YARIN NE OLACAĞIM diye endişelenmeyin, Kendiniz için biriktirdiğiniz her şey başkasından   çalıntı olup, eşitliği bozmakta, dengesizliğe yol açmaktadır, Oysa   ALLAH, mülkünü, nüfusa göre TAKTİR ederek eşitçe paylaştırmış, herkese </strong><strong>KISMETİNİ ayırarak </strong><strong>NASİBİNİ ulaştıracak şekilde yaratmıştır.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>3- Sonra uyarı geliyor:</strong><strong> KİM BU DÜNYA SEVABINI İSTERSE BİLSİN Kİ, HEM DÜNYA SEVABI HEM DE AHİRET SEVABI ALLAH&#8217;IN KATINDADIR DÜNYA SEVABI; yani, Kur’an literatürü içinde dünya nimeti &#8211; malı &#8211; mülkü anlamında kullanılır. [Dünya hayatı] tabiri de öyledir, </strong><strong>KİM BU DÜNYA HAYATINI İSTERSE veya </strong><strong>DÜNYA HAYATINA MEYLETMEK tabirleri dünya malı anlamındadır, Yoksa bir gezegen olarak dünya hayatı kastediliyor değildir.</strong></p>
<p><strong>İslam kültüründe</strong><strong> [Ehl-i dünya] tabiri  dünya adlı  gezegende yaşayanlar demek değildir. Dünyanın içinde fakat  dünya malına  meyledenler, onu güvence olarak gördükleri için boyuna mal  toplayanlar,  mülk yığanlar, para biriktirenler ve onunla şımaranlar,  bunların  sağladığı eğlence ve zevke kendini kaptıranlar demektir. </strong><strong>MAL kelimesi de Arapça’da [meyl] kökünden gelir.  Meyledilen  şey, gönlün  kaydığı şey, peşine düştüğü şey demektir ki bundan  dolayı ona [mal]   denmiştir.</strong></p>
<p><strong>4- Sonra öğütler geliyor:</strong><strong> [Kendinizin, anne-babanızın veya  akrabalarınızın zülfü yârine dokunsa  da adalet ve eşitlikten şaşmayın,  zengin  fakir ayrımı yapmayın.  Hepsinden öncelikli olan ALLAH’tır.  Adaletten uzaklaşıp da nefsinize  uymayın. Eğer eğilir, bükülür veya  savsaklarsanız…]</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bağlamdan kopmadan yorumlarasak, yani ALLAH’a inandığını söyleyip de güvensizlik içinde olmayın</strong><strong>.</strong></p>
<p><strong>YARIN NE OLACAĞIM endişesi içinde kurulmuş, takdir edilmiş, kısmeti ve nasibi herkese ayırılmış adalet ve eşitlik <em> </em> dengesini bozmayın.</strong></p>
<p><strong>Dünya  sevabını yani [malını] güvence olarak görüp,  kendinizi ve çevrenizi  güvence altına almak gerekçesiyle biriktirmeye ve  yığmaya kalkmayın.  Adaletten ve eşitlikten şaşmayın. Zengin fakir  ayırımı yapmayın.  Kendinizin, anne &#8211; babanızın ve akrabalarınızın çıkarına  uymasa da  biriktirmeyin, insanların hakkını kendinize yontmayın.</strong></p>
<p><strong>Bütün bunlar dendikten sonra sarsıcı uyarı geliyor: </strong><strong>EY İMAN EDENLER İMAN EDİN Yani</strong><strong> EY İMAN EDENLER GÜVENİN, </strong></p>
<p><strong>Yani ALLAH inanıp da güvenmeyenlerden olmayın. ALLAH’a inanıp Mamon’a yani [mala, mülke, servete, paraya] güvenenlerden olmayın.</strong></p>
<p><strong>İT VAR KOPUK VAR diyerek mal biriktireceğinize </strong><strong>DOST biriktirin.</strong></p>
<p><strong>Üzerinde ALLAH’ın eli olan cemaate yani [kur'an cemaatine] kardeşliğe, arkadaşlığa, dostluğa güvenin.</strong></p>
<p><strong>ALLAH’ın yarattığı doğaya, rızka, rızık kaynaklarına güvenin.</strong></p>
<p><strong>ALLAH’ın  güçlerine yani   [melaike] güvenin. Onlar her iş için iner  ve  çıkarlar. Bir çoçuk ana rahmine düştüğünde, gökten bir damla yağmur   fazla yağar, yerden bir tutam ekin fazla biter, ALLAH’ın güçlerine  güvenin.</strong></p>
<p><strong>ALLAH’ın Elçilerine ve onlar yoluyla gelen Kitaplarına güvenin.</strong></p>
<p><strong>Onlar   size adaleti, doğruluğu, dürüstlüğü, kardeşliği, hakça paylaşımı,   böylece ALLAH’a güvenmenin ne demek olduğunu öğretirler, yaşarlar ve   gösterirler. Elçilere, Kitaplara güvenin.</strong></p>
<p><strong>Geleceğe, yarınlara [ahiret]&#8216;e güvenin.</strong></p>
<p><strong>Hiçbiriniz  terkedilmeyecek ve rızıksız bırakılmayacak.</strong></p>
<p><strong>Gökten  yağmur yağacak,  yerden nebat bitecek, kış uzamayacak, güneş her gün  aynı yerden doğacak,  canlılar üreyecek, dereler akacak, pınarlar  fışkıracak, güvenin.</strong></p>
<p><strong>Mor dağlar yeşerecek, koyun kuzu oynaşacak, sütler kaymak tutacak, güvenin.</strong></p>
<p><strong>Gökte ve yerde olan her şey ALLAH&#8217;’ındır, güvenin.</strong></p>
<p><strong>Rızıksız bırakılmayacaksınız, vekil olarak ALLAH yeter, güvenin.</strong></p>
<p><strong>Güvenin  de ALLAH’ın mülküne çit çevirerek, oraya buraya ihtirasla sahiplenerek   adaletsizlik ve eşitsizlik yaratmayın, güvenin. Mal&#8217;a mülk&#8217;e aç  gözlülükle saldırıp, bir başkasının hakkına meyletmeyin ve böylece  komşusu açken tok yatanlardan olmayın güvenin.</strong></p>
<p><strong>Doğaya, doğal olana dönün.</strong></p>
<p><strong>Birbirinize  yaptığınız gibi aç, çıplak ve  susuz bırakılmayacak, güneşin sıcağında  yanmayacaksanız, doğal olan  güvenli olandır, güvenin.</strong></p>
<p><strong>ALLAH’a,  güçlerine  doğal olana &#8211; fıtrata çağıran [resul] güven &#8211; tevekkül  telkin eden bildirilerine [Kitab] aydınlık yarınlara ve sonsuz geleceğe  [ahiret]&#8216;e güvenmezseniz NE Mİ OLUR?</strong></p>
<p><strong>EY İNANANLAR GÜVENİN .. [Nisa;  4; 136] dendikten sonra ki bölümde de onlar anlatılıyor. İNANIR FAKAT  GÜVENMEZ işte böylesi kimselere kur&#8217;an münafık diyor</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Öncesini biz anlattık, sonrasını da siz okuyun ..</strong></p>
<img src="http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?ak_action=api_record_view&id=552&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/ey-iman-edenler-iman-edin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an&#8217;da ki, 99 koyun 1 koyun kıssası ne anlatıyor</title>
		<link>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/kuranda-ki-99-koyun-1-koyun-kissasi-ne-anlatiyor/</link>
		<comments>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/kuranda-ki-99-koyun-1-koyun-kissasi-ne-anlatiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 19:49:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[99 koyun 1 koyun kıssası ne anlatıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'da ki]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?p=550</guid>
		<description><![CDATA[Malum, KUR&#8217;AN’da [99 koyuna 1 koyun] kıssası anlatılır. Olay Hz. Davud ile ilgili olarak Sad suresinde geçer.
Acaba  burada ne anlatılmaktadır hiç düşündünüz mü, diğer  kıssaların çoğu  gibi, yaygın tefsirlere bakarsanız buradan hiçbir şey  anlamayacağınız  gibi kafanız lüzumsuz bir sürü bilgiyle dolar ve yıllar  yılı bunlardan  kurtulamazsınız. Halbuki anlatılmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Malum, KUR&#8217;AN’da </strong><strong>[99 koyuna 1 koyun] kıssası anlatılır. Olay Hz. Davud ile ilgili olarak Sad suresinde geçer.</strong></p>
<p><strong>Acaba  burada ne anlatılmaktadır hiç düşündünüz mü, diğer  kıssaların çoğu  gibi, yaygın tefsirlere bakarsanız buradan hiçbir şey  anlamayacağınız  gibi kafanız lüzumsuz bir sürü bilgiyle dolar ve yıllar  yılı bunlardan  kurtulamazsınız. Halbuki anlatılmak istenen canalıcı bir sorunla ilgili.  Nasıl mı, Bakın nasıl ..</strong></p>
<p><strong>Kıssanın geçtiği Sad  suresinden başlayalım isterseniz. Sad  Suresi KUR&#8217;AN’da ilk Mekkî  surelerdendir. Muhtemelen 4 veya 5 yılda  nazil olmuştur. Surede önce  bir giriş yapılır. 17. ayete kadar suren bu  girişte dönemin genel  atmosferini buluruz</strong></p>
<p><strong> <span style="color: #ff0000;">[Üstünlük taslamalarına rağmen yürekli paramparça olan]</span> inkarcılar, peygambere türlü itham ve iftiralarda bulunmakta ve <span style="color: #ff0000;">[Bu adam bir takım büyüleyici laflar eden yalancının birisi] </span>demektedirler [Bakınız: 2-4 ayetler]</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Kavmin mele’ takımı yani [ileri gelenleri - egemenleri] <span style="color: #ff0000;"> [Yürüyün, ilahlarınızı koruyun. Biz en son dinde  böyle bir şey duymadık. Bunlar uydurma - bid’at.</span></strong><strong><span style="color: #ff0000;"> Zikr içimizden ona mı indirildi?]</span> [Bakınız: 6-8 ayetler] demekte ve kalkıp gitmektedirler.</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Kibir   ve küstahlık kokan bu laflar çok tanıdık geliyor olmalı: Son hak din   olan dinimizde böyle bir şey yok. Nereden çıkarıyorsunuz bunları? Kaldı  ki  böyle bir şey varsa bile bunu söyleyen sen mi olmalıydın? Sen  kimsin?  Yürüyün, ilahlarınızı [servetlerinizi] koruyun. Servet  düşmanlığı bu</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Sonra cevap gelir.<span style="color: #ff0000;"> [Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı] [Bakınız: 9. ayet] Ardından ezeli ve ebedi &#8221;gerçek&#8221; açıklanır: [Göklerin,   yeryüzünün ve arasındakilerin mülkiyeti onların elinde mi? Öyleyse   bütün yollara başvurarak gökleri, yeryüzünü ve arasındakileri ele   geçirsinler bakalım?]</span> [Bakınız: 10. ayet]</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Bunu yapmaya güçleri yetmez çünkü onlar<span style="color: #ff0000;"> [küçük bir darbeyle hezimete uğrayacak kabile döküntüsü bir guruhtur] </span>[Bakınız: 11. ayet]</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Onlardan  öncekilerde böyleydi. Nuh, Ad ve pramitler sahibi   Firavun, Semud, Lut  ve Eykeliler .. Hepsi aynı şeyi söyleyip durdular ama  azap çığlığından  kurtulamadılar. Bunları da yekvucud olmuş tevhid  çığlığı &#8211; sedası ile  yer ile yeksan edecek. O seda &#8211; çığlık başlayınca artık geri dönüşleri  de olmayacak</span> [Bakınız: 12-16 ayetler]</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Bu girişten sonra söz </strong><strong>[99 koyun 1 koyun]  kıssasına gelir: Mecazen dağların, taşların, kuşların onun emrine verildiği, [</strong><strong>mülkünün] peygamberliğinin/adalet devletinin güçlendirildiği ve bilgelik [hikmet] verildiği söylenir [Bakınız: 17-20. ayetler]</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Kur’an’da </strong><strong>MÜLK  bir elçi hakkında kullandığında nübüvvet veya kamu gücü anlamında   kullanılır. Şahsi zenginlik anlamında kullanılmaz. Hz.İbrahim,  Hz.Süleyman,  Hz.Davut böyledir. Fakat müşrikler hakkında  kullanıldığında şahsi servet,  mal anlamında kullanılır: <span style="color: #ff0000;">[Yoksa onların mülkten bir payı mı var? Öyle olsa, insanlara bir zerre dahi vermezler</span> [Bakınız: Nisa; 4/53]</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Ve kıssaya geçilir:<span style="color: #ff0000;"> Davud’un  huzuruna gelen iki davacı olayından haberin var mı? Hani  duvarı  tırmanarak Davud’un yanına gelmişlerdi de onlardan korkmuştu.  Davud’a: &#8221;korkma&#8221; demişlerdi. &#8221;Biz iki davacıyız, birimiz diğerine  zulmetti. Sen  aramızda adaletle karar ver, haksızlık yapma, aramızı  bularak bize  doğru yolu göster&#8221;</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Ardından:  &#8221;Bu benim kardeşim, onun 99 koyunu benimse  1 koyunum var. &#8221;Onu da  bana ver&#8221; diye tutturdu ve dediğini de  yaptırdı. diye anlattı. </span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Davud  dedi ki: &#8221;Koyununu kendi koyunlarına  katmak istemekle doğrusu sana  zulmetmiş. Zaten toplumda birçok kişi  birbirine böyle zülmediyor. İman  edip iyilik, güzellik, doğruluktan  ayrılmayanlar ancak uzak  kalabiliyor. Ama onlar da maalesef çok az…   Davud kendisini imtihan  ettiğimizi sanmıştı. Hemen Rabbinden af diledi,  rükû ederek yere  kapandı ve O’na yöneldi</span> [Bakınız: 21-24 ayetler]</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bakın  ÖLÜ KUR&#8217;AN anlatıcıları bu ayetin tefsirinde neler anlatıyor: Hz.   Davud, Uriya adındaki askerinin hanımına aşık olmuş. Aşık olduğu kadını   elde etmek için de askerini kasten bir savaşa göndertmiş, adamın   savaşta ölmesini sağlayarak dul kalan karısıyla evlenmiş. Bunun üzerine   ALLAH, buna benzer olayla onu karşılaştırmış; iki davalı adam kılığında   iki melek göndererek Davud’tan hüküm vermesini istemiş. Davud da:  &#8221;Doğrusu toplum içinde yaşayanların çoğu böyle haksızlıklar yapıyor&#8221;   dediği sırada kendi yaptığı günah hatırına gelmiş ve tövbe ederek   secdeye kapanmış. Kıssada bu olay anlatılmaktaymış ..</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Hz.   Davud kendi askeri olan Uriya’nın da talip olduğu kadına talip olunca,   kadının ailesi gariban askere değil Davud’a kızı vermiş. Onca karısı   dururken gariban bir askerin talip olduğu kadını alması onun için bir   hata olduğundan ayette bu hatası anlatılmaktaymış ..</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Davud   içli dışlı olduğu evli bir kadına aşık olmuş, gönlünü ona kaptırmış.   Kadının kocası günlerden bir gün Davud’un haberi olmaksızın savaşta   ölmüş. Böyle olunca Davud’un aşkı depreşmiş ve içten içe kadınla evlenme   sevinci kocasının ölmesi üzüntüsüne baskın çıkmış. Buradaki hata da   sevincin üzüntüye baskın çıkmasıymış ..</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Davud’un  çağında  erkekler birbirlerine hanımlarını boşayıp kendisiyle  evlenmesini teklif  edebiliyorlarmış. Bu gayet normal kabul ediliyormuş.  Davud da Uriya  adlı askerine böyle yapmış. O da Davud’u kırmaktan  çekinmiş. Buradaki  hata ise böyle bir durumun Davud gibi birisine çok  görülmesiymiş  [Bakınız: Razi, Mefatih’ul-Ğayb]</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Tevrat  kaynaklı  bu anlatılar da görüldüğü gibi kafayı KARI -KIZ  muhabbetiyle  yemiş bir  zihin var. Buradan ne çıkar ALLAH aşkına? Yıllar yılı bunları okudular,  anlattılar, anlatıyorlar.</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Oysa kıssa </strong><strong>BAHÇE SAHİPLERİNİN  bir benzeri.</strong><strong> İki adam var. Birinin 99, diğerinin 1 koyunu var. 99  koyunu olan,  elindeki yetmiyormuş gibi 1 koyunu olanın elindekine de göz  dikiyor ve  onu da alıyor. Ve Hz.Davud </strong><strong>BU ZULÜMDÜR diyor.</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Surenin   bağlamından baktığımızda anlatılmak istenen gayet açık: 99 koyun  sahibi  Mekke’deki servet sahibi kişi oluyor [ör. Velid bin Muğire, Ebu  Cehil,  Ebu Leheb] 1 koyunu olan da mahrum ve yoksul kişi. Servet sahibi  99  koyunuyla yetinmeyip, 1 koyuna da el koyup alıyor. Hz.Davud ona   zulmetmişsin diyor. Daha sonra da Hz.Davud’un pişmanlık duyduğu ve   affedildiği söyleniyor. Bu durumda Davud’un pişmanlığı işin gereğini   yapmayışı, yönettiği ülkede böyle zengin &#8211; yoksul uçurumunun nasıl   olabildiğini düşünmesine ve görevinde ihmal gördüğüne işarettir.</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Demek   ki kıssa nüzül ortamı bağlamında, Mekke’nin servet ve iktidar   sahiplerinin durumuna işarettir. Onların da böyle koyunları, develeri,   bahçeleri vardı. Elinde bir koyunu, devesi, bahçesi, evi olanı da almak,   doymak bilmeyen bir servet tekeliyle [KENZ] ile hükmetmek  istiyorlardı.</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>İşte  Hz. Peygamber’e Davud üzerinden bu  durum hatırlatılarak, Davud gibi  işbaşına geldiğinde ne yapması  gerektiğinin mesajı veriliyor. Surenin  sonraki bölümlerinin tümüyle  Hz.Davud ve Hz.Süleyman kıssalarına ayırılmasının  bundan olduğunu  görüyoruz.</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Öte yandan 99 ve 1 kıyaslaması aradaki uçuruma dikkat çeken bir kıyaslamadır. Çokluktan kinaye de olabilir. Türkçede </strong><strong>[Biri gökdelende, diğeri çöplükte] dememizi çağrıştırır. Veya Necep Fazıl’ın şu mısrasını çağrıştırır: </strong><strong>[</strong><strong>Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir</strong><strong> </strong><strong>pul</strong><strong>. Bu taksimi</strong><strong> </strong><strong>kurt yapmaz</strong><strong> </strong><strong>kuzulara</strong><strong> </strong><strong>şah olsa]</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kıssada anlatılmak istenen gayet açık ve net değil mi ? ..</strong></p>
<p><strong>Tam da günümüzü anlatmıyor mu ? ..</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Bir   adamın 72 milyar doları var, öte yandan Afrika kıtasının açlık  sorununu  çözmek için de 40 milyar doları gerekiyor. Bir tek adamın  servetinin  yarısı, koskoca kıtada açlık sorununu çözüyor değil mi.</strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong>BM Kalkınma Proğramı’nın raporuna göre, dünya nüfusunun yüzde 25’i dünyadaki toplam servetin yüzde 80’ine sahip.</strong></p>
<p><strong>İşte kıssa bu </strong><strong>TAKSİME itiraz ediyor.</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Kurt yapmaz sizin yaptığınızı kuzulara şah olsa diyor ..</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Saad suresinden 7 sure önceki Kamer suresinde de aynı şey Salih’in devesi üzerinden anlatılmıştı. Orada da </strong><strong>[aralarında eşitçe taksim] yani [gısmeten beynehum] sulama sistemi üzerinden anlatılmıştı [Bakınız: Bir elime ayı bir elime güneşi verseniz adlı  makalemiz]</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>O günkü Mekke’deki durum </strong><strong>[Salih’in develeri] üzerinden anlatıldığı gibi, bu kıssada da durum </strong><strong>[Davud’un koyunları] üzerinden [99-1] anlatılıyor.</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Bugünkü dünyadaki durum da aynı değil mi ? ..</strong></p>
<img src="http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?ak_action=api_record_view&id=550&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/kuranda-ki-99-koyun-1-koyun-kissasi-ne-anlatiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eskilerin masalları</title>
		<link>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/eskilerin-masallari/</link>
		<comments>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/eskilerin-masallari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Oct 2011 19:47:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[eski masallar]]></category>
		<category><![CDATA[eskilerin masalları]]></category>
		<category><![CDATA[kuran da masal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?p=547</guid>
		<description><![CDATA[Kur’an, Mekke’de yükselen sarsıcı söylemi bastırmak için,  inkarcıların türlü savunma refleksleri geliştirdiklerini söyler,  bunlardan ön önemlileri ise şunlardır: ESKİLERİN MASALI &#8211; UYDURULMUŞ  YALAN &#8211; APAÇIK BÜYÜ &#8211; ÇOK ESKİ BİR YALAN, Acaba bunlar neye, hangi  söyleme karşı söyleniyordu dersiniz. Peygamber ne söylüyordu ki,  peygamberin bu söylemine karşın masal &#8211; efsane [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kur’an, Mekke’de yükselen sarsıcı söylemi bastırmak için,  inkarcıların türlü savunma refleksleri geliştirdiklerini söyler,  bunlardan ön önemlileri ise şunlardır: ESKİLERİN MASALI &#8211; UYDURULMUŞ  YALAN &#8211; APAÇIK BÜYÜ &#8211; ÇOK ESKİ BİR YALAN, Acaba bunlar neye, hangi  söyleme karşı söyleniyordu dersiniz. Peygamber ne söylüyordu ki,  peygamberin bu söylemine karşın masal &#8211; efsane &#8211; sihir &#8211; büyü &#8211; iftira &#8211;  yalan &#8211; uydurma vs diyorlardı. Gerçekten böyle olabilirmiydi, işin aslı  nedir dersiniz. Bakınız biz bu ithamların geçtiği yerleri KUR&#8217;AN’dan  tek tek çıkardık. En çok geçen de ESKİLERİN MASALLARI bakın, neymiş bu  eskilerin masalları</p>
<p>İlki daha ikinci sure olan KALEM suresinde: <span style="color: #ff6600;"><strong>Yalanlayanları  tanıma, itaat etme onlara! İsterler ki onları kayırıp yumuşak davranasın  onlara da, onlar da sana yumuşak davransınlar. Çokça yemin eden  aşağılık âdi, küçük gören, dedikoducu, Hayrı engelleyen, günahkâr zorba,  kaba saba ve asalak Mal &#8211; mülk ve oğullar sahibi oldu diye karşısında  ayetlerimiz okunurken ESKİLERİN MASALLARI diyor. Fakat çok sürmez  yakında yakasını kurtaramayacağı bir zilletle damgalanacak ve o bürnü  sürtülecek</strong></span> [Kalem; 8-16]</p>
<p>Görüldüğü gibi ESKİLERİN MASALLARI denmesinin sebebi <strong>MAL VE OĞULLAR SAHİBİ</strong> olmakmış <strong>MAL VE OĞULLAR SAHİBİ </strong>Kur’an’ın [Bahçe sahipleri]   gibi devrin servet sahipleri için kullandığı bir tabirdir. Nitekim bu   ayetlerden hemen sonra Bahçe sahipleri kıssasının anlatılması tesadüf   olamaz. Bunlar bugünkü tabirle <strong>BURJUVAZİ</strong> veya <strong>YÜKSEK SOSYETE</strong> dediğimiz sınıflara tekabül eder.</p>
<p>Demek ki bu kesimlere yönelik bir söylem yükseltiliyor,  onlar da bunlara ESKİLERİN MASALLARI diyor. Bunun böyle olduğunu  ayetleri okudukça apaçık göreceksiniz ve  şaşıracaksınız. Lütfen bütün  dikkatinizi ayet parağraflarının bizzat  içeriğine veriniz,  önyargılarınızı bir kenara bırakınız.</p>
<p>İkincisi AYIRAN &#8211; FARKI GÖSTEREN demek olan FURKAN suresinde:<strong> <span style="color: #ff6600;">İnsanlık  için uyanışa vesile olsun diye doğruyu yanlıştan ayıran  ölçüyü kuluna  indiren ne kutlu, ne yücedir! Göklerin ve yerin mülkü  O’na aittir Çocuk  edinmemiştir. Mülkiyetinde ortağı yoktur. </span></strong></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Her  şeyi yaratmış ve  yarattığı her şeyin doğasını ve kapasitesini  belirlemiştir. Hal  böyleyken hiçbir şey yaratamayan, bilakis kendileri  yaratılıp duran,  kendileri için ne zarara ne faydaya malik olamayan, ne  öldürmeye, ne  yaşatmaya, ne de diriltmeye malik olamayan O’ndan başka  ilahlar  ediniyorlar.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong> Üstelik  gerçeğin üstünü örtenler: BU YANLIZCA KENDİSİNİN UYDURUP DURDUĞU BİR  İFTİRADIR. Hatta bu öyle bir iftira ki, bu konuda başkalarından da  yardım  alıyor. diyorlar. Bunların yaptığı apaçık haksızlık ve  yalancılıktır.   Yine diyorlar ki: BUNLAR ESKİLERİN MASALLARIDIR, onları  yazdırtmış, sabah akşam kendisine okunup duruyor</strong></span> [Furkan; 1-5]</p>
<p>Görüldüğü gibi parağrafta <strong>GÖKLERİN VE YERİN MÜLKÜ ALLAH&#8217;A AİTTİR ve MÜLKİYETİN DE ORTAĞI YOKTUR</strong> vurguları yapılıyor. Onların sahip olduklarının ise yaratmayan, kendisi yaratılmış olan, öldürmeye, yaşatmaya, diriltmeye MALİK olamayan bir takım İLAHLAR olduğu söyleniyor.</p>
<p><strong>İlahlaştırdıkları şeyler ise sahibi  olduklarını iddia ettikleri mülkleriydi</strong>. Bunlara öylesine güveniyorlardı ki <strong>MAL VE OĞULLARININ ve BAHÇELERİNİN</strong> dünyada sırtlarını yere getirtmeyeceğine, hiç kimseye ihtiyaç   duydurmayacağına  ve bu sebeple de kimseye hesap vermek  durumunda  olmadıklarını düşünüyorlardı. Bu nedenle ısrarla <strong>MÜLK ALLAH&#8217;INDIR VE MÜLK&#8217;ÜNDE ORTAĞI YOKTUR</strong> vurguları yapılıyor.</p>
<p>ALLAH’ın mülküne sahip olmaya kalkmanın en elverişli argümanı da <strong>ALLAH&#8217;IN OĞLU</strong> iddiasıydı. Nitekim tarih boyunca TANRI&#8217;NIN OĞLU iddiasında olmayan  hiçbir mülk sahibi [kral, imparator] görülmemiştir. Bunun için de<strong> O ALLAH Kİ ÇOCUK EDİNMEMİŞTİR</strong> denilerek bu iddia biçiliyor ve bir dönem kapatılıyor [Ayrıca bkz. İhlas suresi]</p>
<p>Üçüncüsü KARINCA demek olan NEML suresinde: <span style="color: #ff6600;"><strong>Peki  kimdir  gökleri ve yeri yaratıp sizin için gökten su indiren? O su ile  bağlar  bahçeler bitirip gözünüzü gönlünüzü açan? Siz onların tek bir  dalını  bile bitiremezdiniz. ALLAH’la birlikte başka bir ilah ha? Olur  şey  değil! Onlar iyice yoldan çıkmış bir güruh </strong></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Yeryüzünü  yerleşime uygun bir yer haline getiren,  vadilerinden dereler, ırmaklar  akıtan, üzerine sağlam dağlar  yerleştiren ve iki deniz arasına engel  koyan kimdir? ALLAH’la birlikte  başka bir ilah ha? Olur şey değil!  Onların çoğu ne söylediklerini  bilmiyor</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Darda  kalanın imdadına yetişip kötü durumdan kurtaran ve  sizleri yeryüzünün  varisleri kılan kimdir? ALLAH’la birlikte başka bir  ilah ha? Ne kadar az  düşünüyorsunuz</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kara  ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulmanızı sağlayan,  sevgi ve  merhametinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen  kimdir? ALLAH’la  birlikte başka bir ilah ha, oysa ki ALLAH, koştukları  ortaklardan yüce, çok  yücedir </strong></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Yaratılışı  başlatıp sonra yenileyerek sürdüren,  size sürekli gökten ve yerden  rızıklar veren kimdir? ALLAH’la birlikte  başka bir ilah ha, Ey muhammed söyle onlara doğru söylüyorlarsa  getirsinler delillerini</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Ve yine söyle  onlara: Göklerde ve yerde ALLAH’tan  başka kimse ğaybı bilemez. Ne  zaman yeniden diriltileceklerini de  bilmezler. Oysa ahiret hakkında  kendilerine devamlı bilgi veriliyor. </strong></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
</span></p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;">Fakat  onlar kuşku içinde kıvranıp  duruyorlar. Açıkçası kalp gözleri  körelmiş, göremiyorlar. Kâfirler: Nasıl yani, biz ve atalarımız toprak  olduktan sonra yeniden mi  diriltileceğiz? Geçin bunları, bu lafları çok  duyduk.BUNLAR ESKİLERİN MASALLARINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL diyorla</span><span style="color: #ff6600;">r</span></strong> [Neml; 60-68]</p>
<p>Görüldüğü gibi parağrafın başından itibaren uzunca bir liste sıralanıyor ve her seferinde <strong>ALLAH İLE BİRLİKTE BİR İLAH HA</strong> diye soruluyor. Klasik bakış bunun tahtadan taştan putlar olduğunu   sanıyor. Dikkat edin [halbuki sıralanan şeyler ALLAH’ın mülkünden  örnekler ve bunları  sahiplenme, kendi mülkü haline getirip  ona  ihtiyacı olanlardan  saklama, dahası bunlara çit çevirip zimmetine  geçirme kastediliyor]  Kur’an işte buna <strong>İLAHLAŞMAK </strong>diyor ve reddediyor.</p>
<p>Kur’an’ın YAKINLIK SAĞLAMALARI İÇİN EDİNDİKLERİ İLAHLAR tabirinin ne olduğunu yine Kur’an’ın kendisi açıklar ve der ki: <strong>[Ne mallarınız ne de oğullarınız, sizi bizim katımıza daha çok yaklaştıran şeylerdir]</strong>[Sebe: 37]</p>
<p>Dikkat  edilirse yukarıdaki parağrafta [PUT] ismi hiç geçmiyor.  Bilakis gökten  inen su, toprak &#8211; arazi &#8211; yeryüzü yani [arz] bağ &#8211; bahçe  &#8211; ağaç &#8211; dal &#8211; vadi &#8211; dere &#8211; ırmak &#8211; deniz &#8211; gökten ve yerden rızıklar.  deniyor. Bunlar o günkü tarım  toplumunda servet tasvirleridir.</p>
<p>Ve  bunlar sıralanırken her defasında  soruluyor: Hem ALLAH’a  inanacaksınız, hem de ALLAH’ın sayılan mülklerini  zimmetinize geçirip  başkasını bundan mahrum edeceksiniz ha? Bu  ilahlaşmak ve mülküne ortak  olmaya kalkmaktır yani [şerîkun fi’l-mülk]&#8216;dür</p>
<p>[Bunların  hesabının sorulacağı bir gün gelecek, bu yaptıklarınız  yanına kâr  kalmayacak, yargılanacaksınız. Burada, olmazsa orada]  denince [Ne yani  yeniden mi diriltileceğiz? Bizden önce kime hesap  sorulmuş? Kapanın  elinde kalıyor, görmüyor musunuz? Ne burada ne orada  hesap mesap yok?  Bunlar ESKİLERİN MASALLARINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL diyorlar.</p>
<p>Dördüncüsü İNANMIŞLAR demek olan MÜ'MİNUN suresinde:<strong> <span style="color: #ff6600;">Hayır,   öncekilerin dediğini diyorlar. Ölüp toz toprak ve kemik yığını haline   geldikten sonra yeniden diriltileceğiz, öyle mi?  Doğrusu bu laflar   bize de atalarımıza da bundan önce söylendi durdu. </span></strong></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>ESKİLERİN  MASALLARINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL BUNLAR Ey Muhammed sor  anlara: Peki,  yeryüzü ve orada var olanlar kimindir? Eğer biliyorsanız  söyleyin.  şüphesiz ki ALLAH'ındır diyecekler. Öyleyse cevap ver: Peki bu  hafızasızlık  neden? </strong></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Tekrar sor  onlara: Yedi kat göklerin Rabbi ve şu  muazzam görkemin sahibi  kimdir?  şüphesiz ALLAH'ın diyecekler. öyleyse  cevap ver: Peki bu aldırmazlık neden? </strong></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Tekrar sor onlara: Her şeyin mülk hükümranlığını   elinde tutan, koruyup kollayan ama kendisine karşı kimsenin korunup   kollanamayacağı kimdir, haydi söyleyin biliyorsanız? şüphesiz ALLAH'dır  diyecekler değil mi. Öyleyse cevap  ver: Peki bu aldanış niçin? </strong></span>[Mu’minun; 81-92]</p>
<p>Demek ki<strong> MAL VE OĞULLAR SAHİPLERİ</strong> veya <strong>BAHÇE SAHİPLERİ</strong> sadece ALLAH’a inanmakla kalmıyor, yeryüzünün, orada var olanların [su,   bağ, bahçe, tarla, maden ocakları, hayvan sürüleri vb] görkemli   arşın, melekûtun yani [tüm mülk deryasının] hükümranının ALLAH olduğuna  da  inanıyorlar. Çünkü <strong>TÜM BUNLAR KİMİN</strong> diye sorulunca her defasında da <strong>ALLAH</strong>&#8216;ın diyorlar.</p>
<p>Ee,  madem öyle sahiplenmeyin, zimmetinize geçirmeyin,  tapulamayın, verin o  zaman? ALLAH bütün bunlardan insanların eşit  şekilde yararlanmasını  istiyor [Bakınız: Fussilet; 10] İçimizden  zenginler arasında dönüp dolanan bir  tahakküm aracı olmasını istemiyor  [Bakınız: Haşr; 7]</p>
<p>Aksi halde hesabını  vermezsiniz. Er  yada geç bunun hesabını vermek için huzura  çıkarılacaksınız, öldükten  sonra bile kaçamayacaksanız denince<strong> [Ölüp  toz toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra yeniden  diriltileceğiz, öyle mi]</strong> Doğrusu bu laflar bize de, atalarımıza da  bundan önce söylendi durdu.  ESKİLERİN MASALLARINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL BUNLAR diyorlar</p>
<p>Beşincisi KUM TEPELERİ demek olan AHKAF suresinde:<span style="color: #ff6600;"><strong> Kâfirlik  edenler hakikatin üstünü örtenler iman edenler hakkında; Eğer ona inende  bir hayır olsaydı, [ayak takımımız] bizden önce ona koşmazlardı.  diyorlar. Fakat onunla doğru yola gelmeyi kendilerine  yediremediklerinden her zaman BU ESKİ BİR YALAN diyecekler</strong></span> [Ahkaf; 11]</p>
<p>Demek  ki DİN BİR AFYONDUR sözünü o günkü inkârcılar, Marx’ın söylediğinin  tam tersi manada söylüyorlardı. Yani: <strong>[Din kitleleri uyuşturmak için  zengin üst sınıfların halka ayaklanmamaları için zerkettiği bir  uyuşturucudur]</strong> DEĞİL aksine tam tersi [Din yani [Muhammed’e gelen] kendini  peygamber  gören birisinin, ezilenler yeryüzünün önderi olacak, adalet,  eşitlik  olacak, köleler özgürleşecek, siz cennete onlar cehenneme  gidecek]  vaatleriyle ayaklanma çıkarmak için halka zerkettiği bir  uyuşturucudur.</p>
<p>Bununla ayak takımını büyülüyor. Sihirli sözlerle  mutlu  yarınlar ve toz pembe gelecek vaat ediyor. Yoksa bu ayak takımı    nasıl bu kadar cesaretli olabilir?  Eğer söylediğinde bir hayır olsaydı   ilk önce biz icabet ederdik. Dolayısıyla eskiden beri söylenen bir   takım hayali vaatler ve masallar bunlar</p>
<p>Altıncısı yine KUM TEPELERİ demek olan AHKAF suresinde:<strong> <span style="color: #ff6600;">Fakat  öyleleri de vardır ki anne ve babasına: Öf be! benden önce bu kadar  insan gelip geçmişken tekrar huzura çıkarılacağımızı mı söyleyip  duruyorsunuz? der. Anne ve babası ALLAH’a  sığınarak: Yazıklar olsun,  inan. ALLAH’ın sözü gerçektir; bundan şüphe  olmaz. der. O yine: HEPSİ  YALAN ESKİLERİN MASALLARI BUNLAR der</span></strong><span style="color: #ff6600;"> [Ahkaf; 17]</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;">Bu ayetteki <strong>ESKİLERİN MASALLARI </strong>diyenin kim olduğu, hangi kesimden birisi olduğunu ise üç ayet sonra açıklanıyor bizlere: <strong>Kâfirlik   edenlere ateşin karşısına çıkarılacakları gün şöyle denecek; [Siz,   bütün güzelliklerinizi dünya hayatınızda tükettiniz ve onların zevkini   sürdünüz. Artık bugün yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızın ve   fesat peşinde koşup durmanızın karşılığı aşağılayıcı bir azap olacak</strong></span> [Ahkaf; 20]</p>
<p>Ayette geçen <strong>FESAT ÇIKARTMAK</strong> Kur’an’ın anlam örgüsü  içinde daima Adem kıssasında geçen son sınırına kadar toplamak yani  [şecere-i huld] ve yıkılmayacak bir mülkiyet yani [mülk-i la yebla] için  ele geçirme, çalma, hırsızlık ve bunlar için yapılan işgal, talan ve  kargaşayı ifade eder.</p>
<p>[Güzellikleri dünya hayıtında  tüketmek] ele geçirdiklerini sorumsuzca harcamayı, [zevkini sürmek] de  onlarla har vurup harman savurmayı, gününü gün etmeyi ifade eder. İşte  böylesine birine<strong> ALLAH VAR HESAP VAR BÖYLE YAPAMAZSIN</strong> denince, Bizden önce bunca insan gelmiş geçmiş, kimseye bir şey   olmamış, biz mi hesap vereceğiz, yok böyle şeyler, masal, hikaye bunlar   diyor</p>
<p>Yedincisi BALARISI demek olan NAHL suresinde:<strong> <span style="color: #ff6600;">ALLAH, büyüklük  taslayanları sevmez. Böyleleri Rabbiniz ne indirdi? denildiğinde:  ESKİLERİN MASALLARI derler. Böyle söylemekle kıyamet gününde kendi  veballerini tümüyle,  saptırdıkları cahillerin veballerini de kısmen  üzerlerine almış olurlar. </span></strong></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
</span></p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;">Dikkat  edin, ne kötü bir vebaldir bu! Onlardan öncekiler de düzen  kurmuşlardı.  ALLAH kurdukları düzeni temelden yıkmış, çatılarını da  başlarına  geçirmişti. Azap, onlara fark edemedikleri bir yönden  gelmişti</span> </strong>[Nahl: 23-26]</p>
<p>Bu ayette de <strong>ESKİLERİN MASALLARI</strong> diyenlerin büyüklük taslayanlar   olduğu ifade ediliyor. Kur’an’ın anlam bütünlüğü içinde bunlar servet  ve iktidar sahipleri<strong> [mal ve oğul sahipleri, nimet sahipleri, bahçe  sahipleri]</strong> demek oluyor.</p>
<p>Bunlar  tarih boyunca hep bir düzen kurmuşlar ve her  defasında kurdukları düzen  başlarına geçmiştir. Bundan sonra başkası  olacak değildir. Bunlar hep  demişlerdir ki: Adalet, eşitlik, cennet,  ezilenlerin  kurtuluşu ve yeryüzüne önder olmaları, kölelere özgürlük,  şirksiz [sınıfsız/kastsız] bir toplum yani [ümmet-i vahide] bir hayalden  ibarettir, <strong>ESKİLERİN MASALLARINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR </strong></p>
<p>Böyle söyleyenlere deniyor ki ayette: Böyle  söylemekle kıyamet günün  da yani [ayaklanma - kalkış - kıyam] gününde kendi veballerini   tümüyle, saptırdıkları cahillerin veballerini de kısmen üzerlerine almış   olurlar. Dikkat edin, ne kötü bir vebaldir bu!</p>
<p>Sekizincisi YOLSUZLUK YAPANLAR demek olan MUTAFFIFIN suresinde:<strong> <span style="color: #ff6600;">Yolsuzluk  yapanların vay haline! Onlar alacaklarının son kuruşuna  kadar peşine  düşerler. Ama iş, vereceklerine gelince kıyısından  kenarından nasıl  çalıp çırpacaklarını hesaplarlar. </span></strong></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Onlar  tekrar diriltileceklerini  sanmıyorlar mı? O büyük günde hesaba  çekilecekler. Öyle bir gün ki  insanlık o gün Âlemlerin Rabbi’nin  huzurunda esasduruşa geçecek! Kötülerin  sicili tutulmuştur. </strong></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Bilir  misin, sicil ne demek? Orada her şey madde  madde yazılmıştır. O gün  yalan diyenlerin vay haline! Onlar hesaplaşma  gününe yalan diyenlerdir.  Ona, ancak hak ve adaleti çiğneyen ve günah  küpü haline gelmiş olan  yalan der. </strong></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Ona ayetlerimiz okunduğu  zaman: ESKİDEN BERİ SÖYLENİP DURULAN MASALLAR der. Hayır! Kazanmakta  olduklarından dolayı kalpleri paslanmıştır onların. Doğrusu  onlar o gün  Rablerinden yüz bulamayacaklar. Doğruca alev alev yanan  ateşi  boylayacaklar. Sonra da onlara; O YALAN DEYİP DURDUĞUNUZ ŞEY İŞTE BU   denilecek</strong></span> [Mutaffifin; 1-17]</p>
<p>Görüldüğü gibi buradaki <strong>ESKİLERİN MASALLARI</strong> teranesi  de parağrafın başındaki eksik ölçüp tartma yani [yolsuzluk] ile  ilgilidir. Onlara [Eksik ölçüp tartmayın, halkın malına göz dikmeyin,  çalmayın,  çırpmayın. hak yemeyin, hesabınız çok yaman olur, hem halkın   mahkemesinden  hem de ALLAH’ın mahkemesinden  kurtulamazsınız  dendiğinde <strong>BUNLAR ESKİDEN BERİ SÖYLENİP DURULAN MASALLAR</strong> derler.</p>
<p>Buna verilen cevap ise Leheb suresindeki tehdit ile aynıdır: <strong>Malı  ve kazandıkları onu kurtaramayacak. Kazanmakta olduklarından  kalpleri  paslanmıştır. Yani mal ve kazanma hırsından gözleri bir şey  göremez  olmuştur. Bunları temizleyecek şey ise alev alev yanan ateştir </strong></p>
<p>Dokuzuncusu GANİMET MALLARI demek olan ENFAL suresinde: <span style="color: #ff6600;"><strong>Biliniz   ki mallarınız ve oğullarınız birer imtihan vesilesidir. Asıl büyük   mükâfat ALLAH’ın katındadır. Ey iman edenler! Eğer ALLAH bilinciyle   yaşarsanız, size, doğru ile yanlışı ayırma yetisi verir; suçlarınızı   örter ve sizi bağışlar. </strong></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Çünkü ALLAH  büyük lütuf sahibidir. Hani kâfirler  seni hapsetmek, öldürmek yahut  sürgün etmek için plânlar kuruyorlardı.  Onlar plân kurup dururken,  ALLAH bütün plânlarını boşa çıkarttı. Çünkü  bütün hesaplar ALLAH’tan  döner. Onlara ayetlerimiz okunduğu zaman: Tamam duyduk. İstesek biz de  bunun benzerini söyleyebiliriz. TÜM BUNLAR ESKİLERİN MASALLARINDAN BAŞKA  NEDİR Kİ dediler</strong> </span>[Enfal; 28-31]</p>
<p>Görüldüğü gibi buradaki<strong> ESKİLERİN MASALLARI </strong> da, parağrafın başında işaret edildiği gibi yine aynı konu ile ilgili Mal ve oğullar.<strong> MAL VE OĞUL SAHİPLERİ</strong> tabirinin Kur’an’ın anlam bütünlüğü içinde ne anlama geldiğini artık   biliyoruz Bunlar düzenlerinin sürmesi için plan kuruyorlar, peygamberi   hapse atmak, öldürmek ve bu beladan kurtulmak için ellerinden geleni   yapıyorlar. Fakat azap hiç beklemedikleri bir yerden geliyor.</p>
<p>Bunların planını bozmak için<strong> ALLAH BİLİNCİYLE YAŞAMAK </strong>yani  [takva]  sahibi olmak gerekir. Öyle olursa ALLAH, mülkün ALLAH’a ait  olduğuna  iman etmişlere doğru ile yanlışı ayırma yetisi verir. Kim  yalancı, kim  sahtekar, kim münafık, kim laf olsun diye, kim yürekten  mülk ALLAH’ındır  diyor ayırabilirler</p>
<p>Evet<strong> ESKİLERİN MASALLARI</strong> teranesini nerede, kim,  niçin söylüyor gördünüz. Ne  bir eksik, ne bir fazla hepsini aktardık  bize inanamıyorsanız kendiniz  açın bakın, sureler ve ayet numaraları  ortada. [Ayetleri cımbızla  çekmeyin, parağrafıyla birlikte, konu  bütünlüğü içinde okuyun]</p>
<p>Mal  ve oğul sahibi olmak &#8211; kazanç &#8211; mal &#8211; mülkiyet &#8211;  eksik ölçüp tartmak &#8211; yolsuzluk &#8211; dünya hayatı &#8211; servetin zevkini sürmek  -  rızık ve bunların  hesabının sorulacağı kaçınılmaz gün ile ilgili  olmayan tek bir parağraf  yok.</p>
<ul>
<li>Bu kadarı tesadüf olabilir mi ? ..</li>
</ul>
<p>Söyledikleriniz hayal, olacak işler değil</p>
<p>Vazgeçin bu sevdadan.</p>
<p>Masal anlatma bize diyenler ! ..</p>
<p>Lütfen siz de ESKİLERİN MASALLARI&#8217; nı tekrar edip durmayınız.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Başlangıçta hangi büyük işe HAYAL &#8211; MASAL denmedi ki ? ..</strong></span></p>
<img src="http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?ak_action=api_record_view&id=547&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/eskilerin-masallari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir elime ayı diğer elime güneşi verseniz</title>
		<link>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/bir-elime-ayi-diger-elime-gunesi-verseniz-2/</link>
		<comments>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/bir-elime-ayi-diger-elime-gunesi-verseniz-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Oct 2011 16:45:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Bir elime ayı diğer elime güneşi verseniz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?p=542</guid>
		<description><![CDATA[Malum, Peygamberimizi davasından vezgeçirmek için Mekkeli müşrikler  türlü uzlaşma tekliflerinde bulunmuşlardı Meşhur rivayette geçtiği gibi  bunlardan birisinde Peygamberimiz BİR ELİME AYI DİĞER ELİME GÜNEŞİ VERSENİZ DAHİ DAVAMDAN VAZGEÇMEM diyerek geri çevirmişti.
Yaygın  kanaate &#8211; geleneksel inanışa göre buradaki DAVA inanıp inanmama  davası  idi. İnkarcılar ALLAH’ı  ve ahireti inkar ediyorlardı. Onların  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4>Malum, Peygamberimizi davasından vezgeçirmek için Mekkeli müşrikler  türlü uzlaşma tekliflerinde bulunmuşlardı Meşhur rivayette geçtiği gibi  bunlardan birisinde Peygamberimiz <strong>BİR ELİME AYI DİĞER ELİME GÜNEŞİ VERSENİZ DAHİ DAVAMDAN VAZGEÇMEM</strong> diyerek geri çevirmişti.</h4>
<h4>Yaygın  kanaate &#8211; geleneksel inanışa göre buradaki DAVA inanıp inanmama  davası  idi. İnkarcılar ALLAH’ı  ve ahireti inkar ediyorlardı. Onların   reddettikleri işte bu iman hakikati idi.</h4>
<ul>
<li>
<h4><span style="color: #ff0000;">Acaba öyle mi ? ..</span></h4>
</li>
</ul>
<h4><strong>Andolsun  ki onlara gökleri ve yeri yaratan kimdir diye soracak olursanız, onlar  hiç tereddüt etmeden kudret sahibi herşeyi hakkıyla bilen ALLAH  diyecekler</strong> [ZUHRUF 9]</h4>
<h4>Evet ayet&#8217;te de geçtiği  gibi adamlara yerleri ve gökleri kim yarattı diye sorsan hiç şüphesiz  ALLAH diyorlar. Ahiretle, cennetle, cehennemle, namazla, oruçla bir  sorunları yok. Ama inanmıyorlar doğru.</h4>
<ul>
<li>
<h4><span style="color: #ff0000;">Peki ama neye inanmıyorlar ? ..</span></h4>
</li>
</ul>
<blockquote>
<h4>ALLAH’a mı ? ..ALLAH’ın ayetlerine mi ? ..ALLAH’ın ayetlerinde çağırdığı şeye mi ? ..</h4>
</blockquote>
<h4>Peygamberimizin <strong>BİR ELİME AYI DİĞER ELİME GÜNEŞİ VERSENİZ DAHİ DAVAMDAN VAZGEÇMEM</strong> dediği <strong>DAVA</strong> neydi? Neydi bu DAVA ki müşrikler duyar duymaz kur&#8217;an&#8217;ın tabiri ile  <strong>[gözleriyle devirecek gibi baktılar]</strong> ve <strong>[arslandan kaçan ürkmüş yaban eşekleri]</strong> gibi oldular.</h4>
<h4>Hani Kur’an’da bir ayet var:<strong> [Yeryüzünde sabit dağlar  varetti. Orasını bereketlendirdi. İsteyenler -  ihtiyacı olanlar için EŞİTCE olmak üzere orada dört mevsim kuvvetler  [rızık ve rızık kaynakları] takdir etti</strong> [Fussilet; 10] Bir çok müfessirin [bu ayet hayvanlar hakkındadır] diyerek sinirlerini aldığı işte bu ayet.</h4>
<blockquote>
<h4><span style="color: #ff0000;">Bu ayeti bir kenara not edin ..</span></h4>
</blockquote>
<h4><strong>Şimdi birlikte bir rivayet okuyalım:</strong> Mekke’nin zengin ulularından Utbe bin Rebia söze başladı: <em>&#8221;Araplar  içinde rezil olduk. Kureyş’in onurunu kırdın. Sen birbirimize  kılıç  çekmemizi mi istiyorsun? Beni dinle: Sana bir şeyler teklif  edeceğim.  Bak, belki bunlardan bazılarını kabul etmek işine gelir&#8221;</em> dedi.</h4>
<h4>Peygamberimiz ise &#8221;Söyle ey Velid’in babası! Seni dinliyorum&#8221; dedi.</h4>
<h4><em>&#8221;Senin  şu getirdiğin ve üzerinde direnip durduğun işler ile, eğer mal  ve  servet sağlamak istiyorsan, sana, bizimkinden daha çok malın oluncaya   kadar mallarımızdan verelim. Eğer bununla aramızda daha büyük şan ve   şeref kazanmak istiyorsan, seni, kendimize büyük ve ulu tanıyalım. Senin   emrinden dışarı çıkmayalım.</em></h4>
<h4><em>Eğer bununla  başımıza hükümdar olmak  istiyorsan seni hükümdar yapalım. Şayet bu sana  gelen, görüp de  üzerinden atamadığın bir evham, cinlerden, perilerden  gelme bir hastalık  ve büyü ise, doktor getirelim, tedavi ettirelim.  Seni bu halden  kurtarmak için mallarımızı saçarcasına harcayalım&#8221; </em>dedi.</h4>
<h4>Peygamberimiz ise: <em>&#8221;Ey Velid’in babası! Boşaldın, söyleyeceklerini  söyledin, bitti mi?&#8221;</em> diye sordu. Utbe<em> &#8221;evet bitti&#8221; </em>dedi. Peygamberimiz <em>&#8221;Sen de  şimdi beni dinle&#8221;</em> dedi ve Fussilet suresini besmele çekerek okumaya  başladı. Surenin 13. ayetine yani<strong> [Bütün bunlara rağmen yine de burun  kıvırırlarsa söyle onlara: Size Ad  ve Semud’u çarpan yıldırım gibi bir  yıldırımı haber veriyorum]</strong> Paragrafına gelince Utbe bin Rebia eliyle Peygamberimizin ağzını tutarak <em>&#8221;ALLAH aşkına sus, yeter&#8221;</em> diyerek daha fazla dinlemek istemedi [Bakınız: M. Asım Köksal; İslam Tarihi; Mekke Devri, s. 215-219]</h4>
<h4>Bu ayetten iki ayet önce şöyle denir:<span style="color: #ff6600;"><strong> [Yeryüzünde  sabit dağlar varetti. Orasını bereketlendirdi.  İsteyenler/ihtiyacı  olanlar için eşitçe olmak üzere orada dört mevsim  kuvvetler [rızık ve rızık kaynakları] takdir etti</strong> [Fussilet; 10]</span></h4>
<p><span style="color: #ff6600;"> </span></p>
<h4><span style="color: #ff6600;">Bu ayetten iki ayet sonra ibret olarak gösterilen Ad kavmi hakkında  şöyle denir: <strong>[Dahası  Ad kavmi yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayıp ''Bizden daha  kuvvetli kim varmış'' diye böbürlendiler. Bak şunlara,  kendilerini  yaratmış olan ALLAH’ın onlardan daha kuvvetli olduğu  akıllarına hiç mi  gelmez? Ayetlerimizi inkâr etmeye nasıl da  şartlanmışlar </strong>[Fussilet; 15]</span></h4>
<h4>Ayetlerde geçen KUVVE &#8211; KUVVET yani [egvât] kelimesinin kullanılışına lütfen dikkat ediniz.</h4>
<h4>İbret olarak gösterilen Semud kavmi ise ne yapmıştı ? ..</h4>
<h4><strong>&#8221;Onları  sınamak için şu dişi deveyi salıyoruz. Bak ne  yapacaklar, sen yeter ki  güçlüklere göğüs ger. Onlara da suyu aralarında  eşitçe taksim  etmelerini söyle, sırası gelen içsin&#8221; dedik. Bunun  üzerine  elebaşlarını çağırdılar. Adam bıçağını çekip deveyi küstahça  boğazladı.  Fakat bak nasıl oldu uyarılarıma kulak asmayanlara yönelik  azabım?  Üzerlerine tek bir çığlık gönderdik. Çalı çırpı gibi süpürülüp   toplanacak hale geldiler</strong> [Kamer; 23-32]</h4>
<h4>Ayetlere  biraz daha yakından bakalım: Ayette geçen DÖRT GÜNDE yani [fî erbeati  eyyâm] dört mevsim içinde yani bütün bir yıl boyunca, GÜÇLER &#8211; KUVVETLER  [egvât]  da insana güç veren, kuvvet toplamasını sağlayan gıdalar/rızık  ve rızık  kaynakları manasındadır. Kur’an, bunlara yeryüzündeki GÜÇ &#8211;  KUVVET  kaynakları [egvâtuhâ] diyor.</h4>
<h4>EGVAT  Türkçe’de de  kullanılan GUVVE&#8217;nin çoğuludur ki kuvvet diye telaffuz ederiz. En geniş  anlamıyla  yeryüzünde rızık biriktirici tüm servet ve güç yığıcı tüm  iktidar  kaynaklarını ifade eder. İşte, ALLAH, yeryüzünün tüm güç ve  kuvvet kaynaklarının &#8211; servet ve  iktidar araçlarının isteyenler yani  ona ihtiyacı olanlar arasında &#8221;eşitce&#8221; dağıtılmasını &#8211;  paylaştırılmasını TAKTİR ettiğini söylüyor.</h4>
<h4><strong>Yarattığı rızık ve rızık kaynaklarının zenginler arasında dönüp dolanan bir tahakküm aracı  olmasını istemiyor</strong> [Baknz: Haşr; 7] Her türden sosyal, politik, iktisadi güç ve <strong>kuvvet kaynaklarının eşitçe dağıtılmasını</strong>,  bir yerde merkezîleştirilmemesini, ortaklaşacı üretim ve paylaşım  düzeni içinde bunlardan tüm insanların faydalanmasını istiyor [Bknz:  Fussilet; 10]</h4>
<h4>Mekkeli KUVVET sahiplerinin buna yanaşmadığını, daha önce de Ad kavminin <strong>&#8221;Bizden daha kuvvetli kimmiş&#8221; </strong>[men  eşeddu minna guvve] diye sorarak büyüklük tasladıklarını ve fakat  yıkılıp gitmekten kurtulamadıklarını haber veriyor [Bknz: Fussilet; 15]</h4>
<h4>Keza  Kur’an’ın [vadide kayaları oyan]  yani kaşâneler yapan, saraylar ve  villalarda yaşayan diye andığı Semud kavmi de benzer şeyi yapıyor.  Develeri  sudan eşitçe taksim ederek içirmiyorlar, kendi develerine  ayrıcalık  tanıyorlar.  Kuvveti kendilerinde toplayarak zayıfları  eziyor, talan ve  çapuldan vazgeçmiyorlar.</h4>
<h4>Sahipsiz buldukları ALLAH’ın devesini de bunun için boğazlıyorlar.</h4>
<h4>Utbe  bin Rebia bunları duyunca gözleriyle devirecek gibi bakıyor, arslandan  kaçan ürkmüş yaban eşeği gibi oluyor, Çünkü böylesi bir TAKSİME RAZI  OLMAMA durumu Mekke’de de hüküm sürmekteydi. Şehirde eşitsiz bir SULAMA &#8211;  İÇME  sistemi yani  üretim ve paylaşım düzeni vardı. Güçlü zayıfı  eziyordu. Mekke’ye gelen  hediyeler güçlü kabilelere gidiyor, yedi &#8211;  sekiz tefeci bezirgân böylece  şehrin bütün gelirine el koyuyordu.</h4>
<h4>Bununla  sınıflaşma, tabakalaşma,  hiyerarşi ve hegemonya yaratılıyordu. Onun  için şehrin egemenleri  Semud’un egemenleri gibi yanlarındaki ile EŞİT  hale  gelmeye yanaşmıyor, sudan yani nimetlerden yani [toplumsal  servetten] eşit  şekilde [kısmetine razı olarak] yararlanmak  istemiyorlardı.</h4>
<h4>Bu durumu kendilerine hatırlatana da Hz.  Salih’e Semud ileri gelenlerinin dediği gibi [Hatırlatmada ''zikr'' de  bulunmak buna mı kaldı] İçimizden bir beşere mi uyacağız? Bu da kim  oluyor? Düzenimize çomak soktu, haddini aştı. diyorlardı.</h4>
<h4>Yukarıdaki  ayette geçen qısmet &#8221;bir bütünden ayrılmış olana&#8221; deniyor. Ayırma &#8211;  bölüşüm sonucu kişiye düşen de nasib oluyor. Qısmetun beynehum şeklinde  kullanılınca [aralarında eşitçe  bölüşme] anlamı kazanıyor. Yukarıda  Salih’in devesi kıssasında &#8216;&#8217;suyu  aralarında eşitçe bölüşme&#8221; yani  [el-mâu qısmetun beynehum] deniliyor ki bölüşümün eşitçe yapılması  gerektiğini ihtardır.</h4>
<h4>Kur’an’ın ortaya koyduğu  dünya görüşüne göre yeryüzünün nimetleri insanlar arasında eşitçe  paylaşılmalı &#8211; bölüşülmeli yani TAKSİM edilmeli, herkes kendi payına  düşen NASİBİNE razı olmalıdır. Öyle ki bu ALLAH tarafından &#8221;takdir&#8221;  edilmiştir. Yani böyle olması irade edilmiştir. Bunların hepsi, şu an  anlaşıldığının aksine eşitlik ifade eden kavramlardır.</h4>
<h4>Şu  halde kıssada &#8221;deve&#8221; yani [nâgat] kamuya -herkese ait olmayı, SU [mâ]  nimetleri, TAKSİM  [gısmet] ise de eşitçe paylaşmayı &#8211; yararlanmayı  ifade etmektedir.</h4>
<h4>Kıssanın sonunda ise Semud kavminin <strong>&#8216;&#8217;saati&#8221;nin  nasıl geldiği anlatılarak [Üzerlerine tek bir çığlık gönderdik. Çalı  çırpı gibi süpürülüp toplanacak hale geldiler] deniyor.</strong> [Bknz: Kamer; 32]</h4>
<h4>Buradan  Mekke’li [deve sahiplerinin] de böyle  gittikleri takdirde, çok  yakında, aynen böyle tek bir sayha yani [çığlık] ile  çalı çırpı gibi  süpürülecekleri Ad ve Semud kıssaları üzerinden haber  veriliyor.</h4>
<h4>Utbe  bin Rebia’nın ALLAH AŞKINA ARTIK SUS YETER dediği yerler, dikkat  edilirse GÜÇ &#8211; KUVVET &#8211; EŞİTLİK &#8211; TAKSİM ve bunlara yanaşmayanların  SAYHA &#8211; ÇIĞLIK &#8211; YILDIRIM &#8211; ŞİDDETLİ RÜZGARs ile yıkılıp gittiklerini ve  gideceklerini haber veren yerlerdir.</h4>
<ul>
<li>
<h4><span style="color: #ff6600;"><strong>İşte müşrikler buna dayanamıyor ..</strong></span></h4>
</li>
</ul>
<h4>ALLAH’a  değil; ALLAH’ın ayetlerine değil; ahirete de değil; ALLAH’ın   ayetlerinin çağırdığı şeye [eşitlik, taksim, paylaşım]&#8216;a inanmıyorlar,  buna yanaşmıyorlar.</h4>
<h4>Kur’an ise bunun ALLAH’ı, ALLAH’ın ayetlerini ve ahireti inkar demek olduğunu &#8211; olacağını söylüyor.</h4>
<h4>GÖZLERİYLE  DEVİRECEK GİBİ bakmaları ve ARSLANDAN ÜRKMÜŞ YABAN EŞŞEKLERİ  gibi  olmaları bundan, Servet sahipleri, develerinin sırtında yüklü olandan  başkası için  kıllarını bile kıpırdatmazlar. Şerefleri ve haysiyetleri  develerinin  sırtındadır.</h4>
<h4>İhtiyacı olanlar için eşitçe [sevâen li’s-sâilîn]</h4>
<h4>Aralarında eşitçe bölüştürmek [kısmetun beynehum]</h4>
<h4>Ben yalnız bölüştürücüyüm [Buhari; Humus, 7]</h4>
<h4><strong>İşte  Utbe bin Rebia’nın ALLAH AŞKINA ARTIK SUS YETER dediği de.  Peygamberimizin BİR ELİME AYI DİĞER ELİME GÜNEŞİ VERSENİZ DAHİ DAVAMDAN  VAZGEÇMEM  dediği de bunlardan başkası değildi.</strong></h4>
<img src="http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?ak_action=api_record_view&id=542&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/bir-elime-ayi-diger-elime-gunesi-verseniz-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zamanın Sözü</title>
		<link>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/zamanin-sozu/</link>
		<comments>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/zamanin-sozu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2011 15:35:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[biriktirmek]]></category>
		<category><![CDATA[kenz]]></category>
		<category><![CDATA[lehül mülk]]></category>
		<category><![CDATA[zamanın sözü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?p=530</guid>
		<description><![CDATA[Servet ve iktidar sahipleri, Ebuzer’e şöyle dedi: KUR&#8217;AN’da başka ayet yok mu ki Tövbe 34-35 ayetlerini her yerde okuyup duruyorsun: Tövbe; 34-35: [Ey iman edenler! Hahamların ve rahiplerin bir çoğu, insanların mallarını hem haksızlıkla yiyor hem de onları ALLAH yolundan alıkoyuyorlar. Altını ve gümüşü biriktirip de [kenz] ALLAH yolunda infak etmeyenleri acı bir azabın beklediğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #ffffff;">Servet ve iktidar sahipleri, Ebuzer’e şöyle dedi: KUR&#8217;AN’da başka ayet yok mu ki Tövbe 34-35 ayetlerini her yerde okuyup duruyorsun:</span> <span style="color: #ff0000;">Tövbe; 34-35: [<em>Ey iman edenler</em><em>! </em><em>H</em><em>ahamların ve rahiplerin bir</em><em> </em><em>çoğu, insanların mallarını hem haksızlıkla yiyor hem de onları ALLAH yolundan alıkoyuyorlar. Altını ve gümüşü biriktirip de</em><em> [kenz]</em><em> ALLAH yolunda </em><em>infak etmeyenleri</em><em> acı bir azabın beklediğini haber ver!</em><em>.</em><em> </em><em>O gün o biriktirip yığdıkları</em><em> [Kenz]</em><em> cehennem ateşinde kızartılacak ve alınları, böğürleri ve sırtları  onlarla dağlanacak. “İşte bu bencilce biriktirip yığdıklarınız</em><em> [kenz]</em><em>; tadın bakalım, denilecek</em>]</span><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Ebuzer şöyle cevap verdi:</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Tabi ki var ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Fakat ZAMANIN SÖZÜ  [ayeti] budur ! ..<br />
</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Servet ve iktidar sahipleri, bu kez, ayette Yahudi hahamlarından ve  Hristıyan ruhbanlarından bahsedildiğini, hitabın Müslümanlara  olmadığını, Ehl-Kitap ile ilgili olduğunu söyleyince Ebuzer’in [yaşayan] yorumundan kaçamadı:</span> <span style="color: #ff0000;">ZAMANIN HAHAMI VE RUHBANI SENSİN</span><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Zamanın sözü ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Zamanın hahamı ve ruhbanı ..<br />
</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Buraya bir</span> <span style="color: #ff0000;">MİM</span><span style="color: #ffffff;"> koyalım ..<br />
</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Servet ve iktidar sahibinin BAŞKA AYET Mİ YOK diyerek üzerine  alınmadığı, içinde üç kez biriktirme, yığma, hazine yapma anlamına gelen [KENZ] kavramının geçtiği ayet nazil olduğunda ise olanlar çok ilginç. Bakın neler olmuş ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Dönem Medine’ye hicretin 9. yılı civarıdır. </strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Peygamberimiz ölmeden 1  veya 1.5  yıl önce nazil olan bu ayet nüzul tarihinde son sıralarda inen  ayetler gurubundan.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Devir Mekke’nin fetihten sonra, iktidar, devlet, bolluk yıllarıdır.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Ortam yığma, biriktirme, hazineye hortum bağlama ve kendine yontmaya gayet müsaittir.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Bilgi, iktidar ve servet fırsatları Müslümanların önüne serilmiş, devran dönmüş yokluk yılları gerilerde kalmıştır.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>İşte tam da böylesi bir anda ateş tehditleri ile dolu [KENZ] ayetleri geliyor.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Yığmaya, biriktirmeye, kendine yontmaya karşı şiddetli azap tehditleri ile dolu o kenz ayetleri ..</strong></span></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Bu ayetler gelince Hz. Peygamber mescitte üç defa [Kahrolsun kânizûn] yani,  [Kahrolsun/yok olsun biriktiriciler] veya [Kahrolsun altın ve gümüş] diye bağırıyor ve bunu üç defa tekrar ediyor</span><span style="color: #ffffff;"> [Kaynak olarak lütfen bakınız: <em>Tebben el-Kânizûn/Tebben el-Fızza tebben ez-Zeheb]</em></span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Öyle ki sesinin şiddetinden mescitin tavanına serili yapraklar dahi titriyor.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Bu hal sahabeye çok ağır geliyor ve kara kara düşünmeye başlıyorlar. </strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Hatta bazıları dışarı çıkamaz, üzerinde para [altın ve gümüş] taşıyamaz  oluyor.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Hz. Ömer’e giderek durumu anlatıyorlar.</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">[Hiç para taşımayacak mıyız] [Ne kadar malımız olabilir peki]<span style="color: #ffffff;"> </span></span><span style="color: #ffffff;">diye soruyorlar ve Hz. Peygamber’den tabiri caizse bir [yumuşama] bekliyorlar.</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Hz. Ömer Peygamberimize gelerek durumu anlatıyor. </strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Cevap şu oluyor:</span> <span style="color: #ff0000;">[Zikreden bir dil, şükreden bir kalp, dinine yardımcı olacak bir zevce]</span><span style="color: #ffffff;"> [Kaynak olarak bakınız:  <em>İbn Kesir</em>; Tövbe 34. ayet tefsirinde ve İ. Canan Ceylan; <em>Kutüb-i Sitte</em>; Zekat; 2011. hadis ve şerhi]</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Yani beklenen [yumuşama] gelmiyor ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Öyle ya böyle buyurdu ALLAH ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong><br />
</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Ebuzer’in [yaşayan] yorumunu günümüze taşırsak, ahbâr yani, [haber veren] ruhbân ise [korkan/korkutan] demektir. Her kim insanlar  üzerinde bilgi, iktidar ve servet tekeli yani [kenz] oluşturup, bunları  halkla paylaşmaz, kendi hegomoyası için kullanmaya kalkarsa zamanın  ahbarı ve ruhbanı o olur. </span><span style="color: #ff0000;">Bilgiyi [kenz] edenler: Bilim adamları, din  alimleri, aydınlar, sanatçılar, entelektüeller vs.  Bunlar zamanımızın  bilgiyi &#8211; sanatı yani [ahbârı] ele geçirip halkı  kendilerine zebun etmek  isteyenleridir ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>İktidarı [kenz] edenler: Liderler, siyasetçiler,  askerler, bürokratlar, amirler, memurlar vs. Bunlar zamanımızın iktidarı  ele geçirip halkı yetki, makam, rütbe vb. ile tehdit edenleri ve  korkutanlarıdır ..</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Serveti [kenz] edenler: Zenginler, sermayedarlar,  bankalar vs. Bunlar zamanımızın parayı ele geçirip insanları açlıkla,  yoksullukla, gelecek kaygısı ile korkutanları ve yığdıkları ile halk  üzerinde hegemonya kurmaya çalışanlarıdır ..</span><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Her kim bunları yapıyorsa zamanın ahbârı da ve ruhbânı da onlardır ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Onlar biriktirdikleri ile dağlanacaklar ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Kendilerine yonttukları o bilgi, iktidar ve servet [ATEŞ] olarak kendilerine geri dönecek ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Çünkü bütün bilgi, iktidar ve servet yani [mülk] ALLAH’ın yani halkındır ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong><br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Şu halde [zamanın sözünü] servet ve iktidar sahiplerinin yüzüne haykırmak gerekir.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Ve o [Lehu’l-Mülk]&#8216;den başkası değildir. </strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Öyle ki zamanımızda kelime-i tevhid [Lehu’l-mülk] olmak icap eder.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Şöyle ki:</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Bu dine girmek için önce tüm mülkün yani, [bilgi, iktidar ve servet]&#8216;in   ALLAH’a [halka] ait olduğunu kabul edeceksiniz. Bunlar üzerinde  oluşturulan tüm tekelleri reddedeceksiniz. Bilginin, iktidarın ve  servetin bilginler, yöneticiler ve zenginler arasında dönüp dolanan bir  tahakküm aracı olmasına karşı çıkacak, halka dağıtılmasını  isteyeceksiniz.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Birileri bilgiyi, iktidarı ve serveti yani [mülkü] ele geçirip halk  üzerinde bunlardan kaynaklanan bir tahakküm ve hegemonya kurmaya  kalkışıyorsa onlara [LA] yani HAYIR diyeceksiniz. Çünkü onlar böyle yapmakla halk üzerinde [ilahlık] taslamış oluyorlar. Demek ki [La = ilahe illallah] kelime-i tevhidin ikinci bölümü oluyor.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Sonra tarih boyunca tüm peygamberlerin bu manada kendi zamanlarının  sözünü söylediğini, hassaten de 7. yüzyılda Abdullah’ın oğlu Muhammed’in  ALLAH’ın elçisi olarak insanları buna çağırdığını kabul edeceksiniz; [Muhammedun Resulullah]  Bu da kelime-i tevhidin üçüncü bölümü oluyor ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Yani iş [Lehu’l-Mülk] ile başlıyor ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong><br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Her üç bölümüyle de Kelime-i tevhid KUR&#8217;AN’ın hemen her yerine serpiştirilmiş halde geçer.<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Kelime-i tevhid&#8217;i  <em>Lehu’l-Mülk</em>’ten koparılıp zikir virdi ve mezar telkini haline getirilince anlaşılmaz oldu. </strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Artık kimse <em>Lailaheillallah</em>’ı mülkle [bilgi, iktidar ve servet] ile ilgili anlamıyor. </strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Ölülerin arkasından okuyorlar.</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Halbuki bu Peygamberimizin dilinde hep</span> <span style="color: #ff0000;"><em>[Lailaheillallahu vahdehu la şerike leh, lehu’l-mülk, ve lehu’l-hamd…</em>]</span> <span style="color: #ffffff;"> şeklinde geçerdi. Yani ALLAH’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı olamaz çünkü MÜLK  O’nundur, övgüye layık yalnızca O’dur ..<br />
</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Hacc’daki <em>telbiye</em> de böyledir ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Kabe’nin etrafındaki en büyük [eşitlik gösterisinde] yani [<em>tavaf</em>]&#8216;da her yıl milyonlarca hacı yeri göğü inleterek bunu söyler durur.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Gel gör ki artık bu sözlere ayin, söylendiği yerlere de tapınak diyorlar.</strong></span></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ffff00;"><strong>Eğer yeryüzünde 1 milyar insan aç sabahlıyorsa ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffff00;"><strong>Afrika’da açlığın bitirilmesi için 40 milyar dolar gerekirken, dünyanın en zengin adamı 76 milyar doları [kenz] etmişse. 50 Arap zengini 250 milyar doları [kenz] etmişken,  Tunus diktatörü tonlarca altınla kaçmışken, Mısır diktatörü 66 milyar  dolar yığmışken, 1.5 milyon insan mezar evlerinde yaşıyorsa ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffff00;"><strong>Türkiye’de geçen yıl 27 olan dolar milyarderi bu yıl 39 olmuşken,  Ortadoğu’da en çok dolar milyarderinin Türkiye’de olduğu ortaya  çıkmışken, 5,5 milyon insan asgari ücretle çalışıyorsa, 41 milyon kişi  kredi kartı kölesi haline gelmişse ve 13 milyon yoksul varsa ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffff00;"><strong>Bilgi, iktidar ve servet, bir avuç  [kavmin zenginlikten şımarmış ileri gelenlerinin] yani [ <em>mele-i mütref</em>]&#8216;in elinde bir tahakküm ve hegemonya aracı halinde dolanıp duruyorsa ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffff00;"><strong>Para, altın ve gümüş tanrısı yani, [mamon] yeryüzü egemenliğini ilan etmişse ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffff00;"><strong>Totemi para, tabusu mülkiyet olan kapitalizm dünya dini haline gelmişse ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffff00;"><strong>Para büyücüleri yani, [bankalar] efendi, halk köle sürüsü haline gelmişse ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffff00;"><strong>Sorarım size ZAMANIN SÖZÜ  nedir ? ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffff00;"><strong>[Lehu’l-Mülk]  [Mülk ALLAH’ın/halkın] değilse nedir ? ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffff00;"><strong>KUR&#8217;AN’da başka ayet mi yok diyenler ! ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffff00;"><strong>Bilginin iktidara, iktidarın servete dönüştüğü her yerde [zamanın sözü]  her dem tazedir:  Lehu’l-mülk ! ..</strong></span><strong><br />
</strong></p>
<img src="http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?ak_action=api_record_view&id=530&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/zamanin-sozu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hangi Kur&#8217;an</title>
		<link>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/hangi-kuran/</link>
		<comments>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/hangi-kuran/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Mar 2011 15:05:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hangi]]></category>
		<category><![CDATA[hangi allah]]></category>
		<category><![CDATA[hangi kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[hangi kur'an'a döneceğiz]]></category>
		<category><![CDATA[kur'an ama hangisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?p=526</guid>
		<description><![CDATA[KUR&#8217;AN&#8217;a dönelim, KUR&#8217;AN İslam’ı vs. diyerek KUR&#8217;AN da,  KUR&#8217;AN  deyip durmaktan dillerde tüy bitiren söylemleri biliyorsunuzdur. Olumlu işlevi olmuştu bir ara ama artık kabak tadı vermeye başladı. Gayet sığ, derinliksiz ve yavan kalıyor. Artık şöyle denmeli: İyi de HANGİ KUR&#8217;AN ? ..
Yanlış anlaşılmasın; birden fazla Kur’an olduğunu kastetmiyoruz. Bir tane KUR&#8217;AN var;  tamam, başımız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #ffffff;">KUR&#8217;AN&#8217;a dönelim, KUR&#8217;AN İslam’ı vs. diyerek KUR&#8217;AN da,  KUR&#8217;AN  deyip durmaktan dillerde tüy bitiren söylemleri biliyorsunuzdur. Olumlu işlevi olmuştu bir ara ama artık kabak tadı vermeye başladı. Gayet sığ, derinliksiz ve yavan kalıyor. Artık şöyle denmeli: İyi de HANGİ KUR&#8217;AN ? ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Yanlış anlaşılmasın; birden fazla Kur’an olduğunu kastetmiyoruz. Bir tane KUR&#8217;AN var;  tamam, başımız gözümüz üstüne ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Artık soru şu:</span> <span style="color: #ff0000;">HANGİ KUR&#8217;AN ANLAYIŞINA DÖNECEĞİZ ? ..</span><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Bir ritüel, ayin ve ÖLÜ METİN haline getirilmiş Kur’an’a mı ? ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">İçinde her türden hikaye, masal, mucize, keramet, kehanet, şifre,  cifr bulunduğuna inanılan ve bu haliyle yaşamdan koparılarak ESKİLERİN MASALIN&#8217;na dönüştürülmüş Kur’an’a mI. Yoksa Hani şu Adem’i cennetten kovan, Havva’yı Adem’in kaburga kemiğinden yaratan, ruhlar aleminde bizden söz alan. Hz. Nuh’u bin yıl yaşatan. İbrahim için ateşi gül bahçesine çeviren, kuşları kan revan içinde  parça parça ettiren, oğluna olan sevgisini kıskanıp onu kurban etmesini  isteyen ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Hz. Salih’e şapkadan tavşan çıkartır gibi kayanın içinden deve  çıkartan, Ashab-ı Kehf’i üç yüz yıl öldürüp sonra dirilten, parçasıyla  vurunca ölmüş ineği dirilten, Musa’ya denizleri yardırtan, İsa’ya  ölüleri dirilten sonra evin bacasından göğe çeken, Yunus’u ırmağın  içindeki balığın karnında üç gün yaşatan, Süleyman’la havada kuşları,  karada karıncaları konuşturan, tahtının üstüne ceset bırakan,  ışınlamayla Belkıs’ın tahtını getiren ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Peygamberinin kalbini yarıp zemzemle yıkayan, parmaklarıyla ayı  yardırtan, gelecekten nice haberler verdirten, kehanette bulunduran,  cinlerle konuşturan, günahkarlar için ona torpil [şefaat] izni veren. İçinde 19 mucizesinden demirin esrarına, Zülkarneyn’in uzaylı ufoları  gördüğünden, iki denizin birleştiği yeri keşfine nice bilimsel   keşifleri 14 asır öncesinden haber veren. 600 tane ayeti nesholan, recm ayetini keçiler yiyen, velayet suresi hasıraltı edilen. Bir hatimle borçlulara eda, hastalara şifa, dertlilere deva olan KUR&#8217;AN’a mı ? ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Güllü yasindeki, okunmuş ayetteki, muskalardaki KUR&#8217;AN’a mı ? ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Bunların hepsi KUR&#8217;AN ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">İyi de, biz hangi KUR&#8217;AN’a döneceğiz ? ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;"><br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Akif’in o unutulmaz dizeleriyle, </span><span style="color: #ff0000;">[Ya açıp baktığımız yaprağına ya da üfleyip geçtiğimiz bir ölünün toprağına]</span> <span style="color: #ffffff;">Kur’an’a mı ? ..</span><br />
</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">[Her gün ezbere okuduğumuz halde ibret olmayan, ayetlerinde bir maksat arama gereği duymadığımız]</span> <span style="color: #ffffff;">Kur’an’a mı ? ..</span><br />
</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">[Sadece lafzını muhkem sanıp manasının kaydında olmadığımız]</span> <span style="color: #ffffff;">Kur’an’a mı ? ..</span><br />
</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">[Mezarlıklarda okunan ve fal bakılan] </span> <span style="color: #ffffff;">Kur’an’a mı ? ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">HANGİ KUR&#8217;AN&#8217;a DÖNECEĞİZ ? ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;"><br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;"><br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Keza Hangi ALLAH’a döneceğiz ? ..</span><br />
</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">İşlerimizi görmek vazifesidir, Rabbimiz değil mi dediğimiz. Hazinelerini kendi veznemiz sandığımız. Havale edip ne kadar masrafımız varsa ona ödettiğimiz. Silahımızı kullanacak, hududumuzu bekleyecek. Çekip kumandası altına ordu ordu meleği bizim hesabımıza küffarı yerle bir edecek. Başımız sıkıldı mı kafi bizim o nazlı sesimiz; “Yetiş” deyince ya kendi gelecek ya da Hızır’ı gönderecek. Evde hasta mı var borcudur; bakacak. Şifa hazinesini derhal oluk oluk akıtacak ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Hani şu yanaşmamız, ırgadımız, lalamız, bacımız, dadımız, vekil-i  harcımız, kahyamız, mudir-i veznemiz. Denizde cenk mi olacakmış;  gemimiz, kaptanımız. Ordu mu lazımmış; askerimiz, kumandanımız. Köyün yasakçısı, şehrin baş tahsildarı, ailemizin doktoru, eczacımız. Hasılı hepsi O olan ALLAH’a mı ? ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">HANGİ ALLAH&#8217;A DÖNECEĞİZ ? ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Bunun adı [Hudayı kul yapıp kendi Huda olmak] değilse nedir ? ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Bunun adı şudur: Çalış dedikçe şeriat çalışmayıp durmak. Onun  hesabına bir çok hurafe uydurmak. Sonunda bir de tevekkül sokuşturup  araya, zavallı dini çevirmek onunla maskaraya çevirip. Dinin o güzel yüzünü, çirkin bir hortlağa  döndürmek. Bunları biz söylemiyoruz; Akif söylüyor ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;"><br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">HANGİ KUR&#8217;AN&#8217;a DÖNECEĞİZ ? ..</span><br />
</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Bir eski çağlar, ölüler, cifrler, şifreler kitabı olarak Kur’an’a mı. Tarihten, hayattan ve tabiattan koparılmış bir ayin metni olarak Kur’an’a mı. Üzerinden servet yığdığımız, para pastığımız Kur’an’a mı. Böyle bir Kur’an var zaten. İşte mezarlıklarda okuyoruz, türbelerde üflüyoruz, evimizin  başköşesine asıyor, ona doğru uzanıp yatmıyor, arka odada ise her türlü  haltı yiyoruz. Ha babam ezberliyor, teberrüken hatmediyor, abdestsiz dokunamıyor, destursuz açamıyor, salavatsız konuşamıyoruz ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Tecvidinden hattına, DVD’sinden görüntülü hatim setine DİN PAZARINA  dönüşmüş ekranlarımızdan GEL, GELL diye pazarlıyoruz. Çalkalandıkça  kendisinden yağ çıkan kap gibi habire çalkalıyoruz. Yağını, derisini,  kılını, tüyünü her şeyini ranta çevirmeyi pek bir beceriyoruz.  Hinduların kutsal ineği gibi üzerinden palazlanıyor, zengin oluyor;  katlar, yatlar, arabalar, yazlıklar, villalar alıyoruz ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Rütbeler, şanlar, titrler takıyor: Prof.’lar, Doç.’lar, Dr.’lar oluyoruz ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Böyle bir KUR&#8217;AN var zeten ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">BİZ HANGİ KUR&#8217;AN&#8217;a DÖNECEĞİZ BİZ ? ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">19 katlamalı, 7 bölenli, 12 çıkarmalı. Japon icadı son model hesap  makinesi gibi ne zaman kıyametin kopacağını, başınıza nelerin  geleceğini, hangi vakit Mehdi’nin zuhur edeceğini cifirleyip önümüze  koyuveriyor. Hangi KUR&#8217;AN’a döneceğiz. Bir ölü metin olarak Kur’an’a mı. YAŞAYAN KUR&#8217;AN&#8217;A MI ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Kur’an’ın ÖLÜSÜNE mi, DİRİSİNE mi döneceğiz ? ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Nereden başlayacağız, hangi ANLAYIŞI esas alacağız ? ..</span><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Bak kardeşim, önce esaslı bir dini aydınlanma yaşacağız ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Kur’an’ı insanlığın vicdanı olarak göreceğiz ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">İçinde insanlığın şeref ve haysiyetinin bulunduğuna, akla ve vicdana  hitap etmeyen hiçbir şey bulunmadığına, iyilik, güzellik, doğruluk  rehberi, sevgi ve merhamet kaynağı olduğuna, gerçeğin ve adaletin  evrensel sesi olduğuna inanacağız. Kur’an’ın bütün özü budur, başka bir şey aramayacağız. Bunun için Kur’an diyene HANGİ KUR&#8217;AN, İslam diyene  HANGİ İSLAM , sünnet diyene HANGİ SÜNNET , Muhammed diyene HANGİ MUHAMMED,  ALLAH diyene HANGİ ALLAH diye soracağız ? ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Bunlar önemli çünkü hurafeden görünmez hale gelmiş durumdalar ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Bu bizi doğru anlama yolunda ilerletecek ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Çünkü artık İslam’ın ilk doğuş yıllarında değiliz. Kur’an’ın nazil  olduğu çağı yaşamıyoruz .. </span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Aramızda peygamber de yok. Aradan 14 koca asır  geçti ve 72 bin çeşit anlayış var .. </span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Hangisi ? ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Neden ?..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Niçin ?..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Nasıl ? .. </span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Nereden ?..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Ne şekilde ? .. Diye sormak zorundayız ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;"><br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Hatırlayın, Peygamberimiz veda hutbesinde</span> <span style="color: #ff0000;">[Burada bulunanlar,  bulunmayanlara bunları anlatsın. Belki onların içinden daha iyi  anlayanlar çıkar] </span> <span style="color: #ffffff;">buyurmuştu [Buhari; 10/1654] Dikkat ediniz! DAHA İYİ ANLAYAN  [ev’â] diyor. Metinde geçen [v’ayun] kök olarak içe doğru dalmak, derinliklerine  inmek, kavramak, şuuruna varmak, bilincinde olmak, idrak etmek demek. Şuurlandırma, bilinçlendirme, farkına vardırma [tev’ıyye], bilinçli,  şuurlu, farkına varmış [vâ’î], şuur, bilinç [v’ayun] kelimeleri de bu  kökten ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Bakın bu ne demek ? ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Türkçe’de kullandığımız yani, mana sözcüklerini [‘n’ harfi farkıyla]  çağrıştırır. Bir şeyi daha geniş ve derinlemesine açıklamak için YANİ   diye başlarız. Bir şeyin anlamsız olduğunu ifade için MANASIZ SAÇMA  deriz. NE MANAYA GELİYOR  diye sorarız. Yani [Derine doğru  daldığımızda, içine iyice girdiğimizde ne anlatılıyor burada] demek  isteriz.</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">İşte Peygamberimiz diyor ki [Belki onların içinden daha iyi anlayan; şuuruna varan, idrak eden, manasını iyi kavrayan çıkar ..] Daha iyi hatmeden, daha iyi ezberleyen, daha iyi üfüren değil; daha iyi anlayan.  ANLAMAK. ANLAYIŞ . Bir topluluğu birbirine yakınlaştıran şey budur . Aynı hedefe yönelip birlikte hareket edebilen topluluklar inanç veya  fikir birliği olan t</span><span style="color: #ffffff;">opluluklar değil; ANLAYIŞ BİRLİĞİ olan  topluluklardır ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Mesela şu yazdığımız yazıyı, [Yazı yazmaya inanan]  veya [Yazının  iletişimdeki önemi]  konusunda hemfikir olduğumuz birisi değil; ne dediğimizi   kavrayan en iyi anlar. [Apple] dediğimde hiç bir şey anlamıyorsanız  daha işin başında dilde/lisanda anlaşamıyoruz demektir. ELMA dediğimizde  zihnimizde aynı şey çağrışıyorsa aramızda fikir birliği var demektir.  Fakat biz ELMA derken ağaçtaki elmayı, siz de bir bilgisayar firması  olan Elmayı anlıyorsanız aramızda fikir birliği olmasına rağmen anlayış  birliği yok demektir. O zaman sormanız gerekir:</span> <span style="color: #ff0000;">HANGİ ELMA ? ..</span><br />
</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Demek ki KUR&#8217;AN&#8217;A DÖNÜŞ argümanı artık yetmiyor ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Kur’an üzerine  inanç ve fikir birliği halinde olmamız da yetmiyor. Zaten yetseydi  halimiz böyle olmaz; ortalık aynı Kur’an üzerine iman ve fikir birliği  etmiş [gaza namına dindaş öldüren biçare dindaşlar] ile dolmazdı. Çünkü  inandıkları ve hemfikir olduklarından aynı şeyi anlamıyorlar. [İnanç ve fikir birliği yetmez; anlayış birliği lazım] dediğimiz böyle bir şey. En azından en temel olanlar; ALLAH, KUR&#8217;AN, PEYGAMBER’den aynı  şeylerin anlaşılması lazım. Aksi halde anlayış birliği olmadığı için  birlikte hareket çıkmaz, havanda su döğeriz ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Sahabe havanda su döğmedi. 40 yılda çölün içinden fışkırırcasına  tarihin meydanına çıktılar ve gemileri yakar hale geldiler. Çünkü ALLAH dendi mi aynı hedefe yürüyor, KUR&#8217;AN dendi mi aynı yöne  gidiyor, MUHAMMED dendi mi aynı mihver etrafında kenetleniyorlardı. Aralarında ANLAYIŞ birliği vardı. İnanç, heyecan, fikir, amel hep buradan çıkıyordu.</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Ne zaman ki KUR&#8217;AN’ın, hüküm, ahkam, hakimiyet, devlet, adalet,  kardeşlik, sadakat, ganimet, kabile vs. dediğinden Ali başka bir şey,  Muaviye başka bir şey anlamaya başladı, o zaman üzerinde inanç ve fikir  birliği ettikleri aynı Kur’an’ın ayetleri mızrakların ucunda karşı  karşıya geldi. Çünkü ANLAYIŞ BİRLİĞİ  kalmamıştı ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;"><br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Kur’an aynı Kur’andı fakat soru değişti: HANGİ KUR&#8217;AN ? ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Bugün 1400 kat daha fazla değişti &#8230;</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Buradan [Tek tip düşünce olsun, herkes aynı şeyi anlasın]  demek istediğimiz sanılmasın ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Demek istediğimiz farklı düşünmenin fikri zenginlik, aynı şeyi  anlamanın birlikte hareket ve ortak akıl getirdiğidir. Biri diğerinin  içinden çıkıyor, biri olmazsa diğeri olmuyor. Biri diğerinin anahtarı. Demek ki birlikte hareket ve ortak akıla ulaşmak için farklı  düşünebilerek işe başlamak gerekiyor. Yalnız bir şartla: farklı düşünmek  şiddetin gerekçesi ve aracı yapılmayacak ! ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;"><br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;"> </span></strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Şu üç kişiye ait üç söz ne demek istediğimizi çok iyi anlatıyor. Tercümanımız onlar olsun:</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Konfüçyüs:</span> <span style="color: #ff0000;">[İnsanlar kelimelerin ne manaya geldikleri üzerinde anlaşmış olsalardı ihtilaf etmezlerdi] </span><br />
</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Ammar bin Yasir:</span><span style="color: #ff0000;"> [Biz bunlarla [Emeviler] önce Kur’an’ın tenzili için savaştık, şimdi de tevili için savaşıyoruz]</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Ali Şeriatî: </span><span style="color: #ff0000;">[Hangi din? Halkların afyonu olan din mi? Halkların vicdanı olan din mi]</span></strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Bu nedenle KUR&#8217;AN&#8217;A DÖNÜŞ argümanı inanç ve fikir birliği sağlıyor  ve fakat aynı şeyi anlamamıza yetmiyor ve yerimizde saydırıyor. Oysa  Kur’an’ın dünyasına girmemiz, derinliklerine dalmamız, manasına ermemiz,  maksadını kavramımız, bilincine erişmemiz gerekir. Aynı şeyi anlamanın  yolları bunlardır. ANLAMAK ancak böyle böyle ortaya çıkan bir şey,  değil mi ? ..<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Sonra aynı şeyi anlayanlar aynı yöne giderler. Peygamberî firaset [Belki onların içinden daha iyi anlayan çıkar] diye boşuna dememiş. Önce İYİ ANLAMAYI  hedef göstermiş. İyi anlamak, onu ne olarak görmemiz gerektiğini kavramak demektir. İşte bunun anahtarı bu soruda: HANGİ KUR&#8217;AN ? ..</span></strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Bu Kur’an insanlığın vicdanı, bir yol gösterici,  şeksiz ve şüphesiz imana ulaşmak isteyen bir halk için sevgi ve  merhamet rahmet kaynağıdır</span> <span style="color: #ffffff;">[45/20]</span><span style="color: #ff0000;"> İnsanlığa özünü hatırlatmadan  başka bir şey değildir</span> <span style="color: #ffffff;">[68/52]</span></strong></p>
<img src="http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?ak_action=api_record_view&id=526&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/hangi-kuran/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çölde Yaşayan Bedeviler</title>
		<link>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/colde-yasayan-bedeviler/</link>
		<comments>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/colde-yasayan-bedeviler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Mar 2011 23:43:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[bahtsız bedeviyi çölde kutup ayısı]]></category>
		<category><![CDATA[bedevi]]></category>
		<category><![CDATA[bedevi kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[çöl bedevisi]]></category>
		<category><![CDATA[çölde yaşayan bedevi]]></category>
		<category><![CDATA[çölde yaşayan bedeviler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?p=524</guid>
		<description><![CDATA[Malum, KUR&#8217;AN’da [Bedevîler] diye çevirilen [el-A’rab] kavramı var ..
Türkçe’de Bedevî: 
1- Çölde yaşayan göçebe 
2- Huysuz, ahlaksız anlamında kullanılıyor [Bakınız türk dil kurumu] KUR&#8217;AN’da ne anlamda kullanılıp kullanılmadığına bakılmadan [YOL YORDAM BİLMEZ, KABA SABA ÇÖL ARABI] olarak biliniyor. Oysa Kur’an’da tam 10 evet [on] yerde geçiyor.  Aşağıda hepsini tek tek verdik. Gelin birlikte okuyalım ve Kur’an’ın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Malum, KUR&#8217;AN’da <em>[Bedevîler] </em>diye çevirilen [<em>el-A’rab</em>] kavramı var ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Türkçe’de <em>Bedevî</em>: </strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">1-</span> <span style="color: #ffffff;">Çölde yaşayan göçebe </span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">2-</span> <span style="color: #ffffff;">Huysuz, ahlaksız anlamında kullanılıyor [Bakınız türk dil kurumu] KUR&#8217;AN’da ne anlamda kullanılıp kullanılmadığına bakılmadan [YOL YORDAM BİLMEZ, KABA SABA ÇÖL ARABI] olarak biliniyor. Oysa Kur’an’da tam 10 evet [on] yerde geçiyor.  Aşağıda hepsini tek tek verdik. Gelin birlikte okuyalım ve Kur’an’ın <em>[Bedevîler</em>] yani [el-A’rab] dediği kimmiş &#8211; kimlermiş birlikte görelim LÜTFEN dikkatlice okuyun ? ..<br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">(1):</span><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"> </span><strong><span style="color: #ff0000;">[BEDEVİ</span>LER [EL-A'RAB]</strong><strong> İman ettik’ dediler. Söyle onlara: SİZ İMAN ETMEDİNİZ LAKİN BOYUN EĞDİK DEYİN. İman kalplerinize girmedi. Eğer ALLAH’a ve peygamberine itaat ederseniz yaptıklarınız boşa gitmez. ALLAH çok bağışlayıcıdır, sevgi ve merhamet kaynağıdır][</strong>Hucurât; 19/14]</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Bedevîlere neden İMAN ETMEDİNİZ LAKİN BOYUN EĞDİK  deyin deniyor ? ..</p>
<p>İmanın kalplerine girmiş olması’ için ne yapmaları lazımdı ? ..</p>
<p>Ne yapınca &#8221;ALLAH’a ve peygamberine itaat etmiş&#8221; olacaklardı ? ..</p>
<p>Yaptıklarının boşa gitmesi’ ne demek ? ..</p>
<p>Kim bu Bedevîler [<em>el-A’rab</em>] ? ..</p>
<p></span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>DEVAM..</strong></span></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">(2):</span><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"> </span><strong><span style="color: #ff0000;">[Düşm</span>an birliklerinin geri çekilmeyeceğini sanıyorlardı. Eğer o birlikler bir daha gelecek olsa, iç bölgelerdeki BEDEVİLER [EL-A'RAB]</strong><strong> içine gidip sizden gelecek haberleri oradan takip etmeyi tercih ederlerdi. İçinizde kalacak olsalar dahi savaşa pek asılmazlardı][</strong>Ahzab; 33/20]</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Ayetin geçtiği pasajdaki [Ahzab; 9–27] ayetler İslâm tarihine HENDEK SAVAŞI olarak geçen olayı anlatmaktadır ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Şöyle ki: Hicretin 5. yılında bütün düşman kabileler birleşerek Medine’de kendileri için tehdit olarak gördükleri Hz. Peygamber önderliğindeki oluşumu ortadan kaldırmak istediler. Başta Kureyş ve Gatafan kabileleri olmak üzere tüm düşman kabileler birleşerek 12 bin kişilik bir orduyla Medine’yi kuşattılar. Kuşatma yaklaşık bir ay sürdü. Hz. Peygamber Medine’nin etrafına hendek kazılmasını ve şehrin bu şekilde savunulmasını emretti. Tüm girişimlere rağmen hendekleri geçip şehre giremediler. Derken destanlaşan direnişe, çıkan korkunç bir kasırga da destek verince kabileler koalisyonu perişan oldu. Soğuk ve kum kasırgasına daha fazla dayanamayıp gerisingeri çekildiler [Bakınız: İbn Hişam, İbni İshak, Taberi]</p>
<p>Böylesi bir anda Medine’de bir takım kimselerin, eğer düşman birlikleri bir daha gelecek olsa, iç bölgelerdeki bedevîler <em>[el-A’râb</em>] içine gidip gelecek haberleri oradan takip etmeyi tercih edecekleri, şehirde kalacak olsalar dahi savaşa pek asılmayacakları söylenerek, bunların <strong>KALPLERİNDE HASTALIK BULUNAN &#8211; MAL DÜŞKÜNÜ -  TEHLİKE ANIN DA, GÖZLERİ DÖNEN &#8211; TEHLİKE KEÇİNCE İNCİTİCİ KONUŞMALAR YAPIP DURAN </strong> kimseler olduğu haber veriliyor [Bakınız: Ahzab; 33/18-19]</p>
<p>Şu halde bedevîler <em>[el-A’râb</em>] bu özelliklere sahip olanların işbirlikçileri oluyor. Medine’nin münafıkları ile işbirliği içinde olduklarını anladık. Biraz ipucu çıktı ortaya ama hala netleşmedi. Sahi kim bu Bedevîler <em>[el-A’rab</em>] ? ..</p>
<p>DEVAM ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">(3):</span><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"> </span><strong><span style="color: #ff0000;">[BED</span>EVİLERDEN [EL A'RAB] </strong><strong> geride kalanlar sana &#8221;Bizleri mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu, bize bağışlama dile&#8221; diyecekler. Kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlar. Onlara söyle: &#8221;Eğer ALLAH sizi bir zarara uğratmayı isterse veya size bir yarar sağlamayı dilerse ALLAH’a karşı kim bir şey yapabilir? ALLAH bütün yaptıklarınızdan haberdardır][</strong>Fetih; 49/11]</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Rivayete göre bunlar Müslüman olduklarını söyledikleri halde [<strong>mal, mülk, bağ, bahçe, evlâd-ı iyâl</strong>] bahanesiyle Hudeybiye seferine katılmayan Ğifar, Muzeyne, Cuhayne, Eşca, Elsem ve Zeyl kabilelerine mensup bedevîlerdi. Çünkü durumun kötü olduğunu, Mekkelilerin silahsız Müslümanları bir kaşık suda boğacaklarını düşünüyorlardı [Bakınız: Kurtubi, İbn Kesir, Zemahşeri] </span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Olaylar düşündükleri gibi gerçekleşmeyip Hudeybiye’de antlaşma sağlanarak Hz. Peygamber Mekke’ye dönünce durumlarını kurtarmak için mazeret ileri sürmeye başladılar. Fakat ileri sürdükleri mazeretler ilerleyen ayetlerde ikiyüzlüce bulunarak reddedildi. Demek ki Bedevî MAL VE EVLAT bahanesi ileri sürendir. Bunun için kenarda [badiye] durur ve işin içine tam girmez.</p>
<p>Bedevînin kim olduğu giderek netleşiyor değil mi ? ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong><br />
DEVAM ..</strong></span></p>
<p><strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;">(4):</span><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"> [</span><strong><span style="color: #ff0000;">Gö</span>klerin ve yerin </strong>mülkiyeti<strong> ALLAH’ındır. Lâyık gördüğünü affeder, müstahak gördüğüne de azap eder. ALLAH çok bağışlayandır, sevgi ve merhametle dopdoludur. Sizler bir takım</strong>ganimetleri<strong> almaya gittiğinizde </strong>o geride kalanlar<strong> yakında şöyle diyecekler: ''Bırakın sizinle gelelim…'' Onlar ALLAH’ın sözünü değiştirmek istiyorlar. Onlara söyle: ''Siz asla bizimle gelmeyeceksiniz. Hakkınızda bundan önce ALLAH böyle buyurdu''  Ona da diyecekler ki: ''Hayır, bizi kıskanıyorsunuz…'' Hayır, onlar anlayışı kıt kimselerdir. O geride kalan</strong><strong> BEDEVİLERE [EL- A'RAB] </strong><strong> söyle: &#8221;Siz, ileride savaşçı bir toplulukla savaşmaya çağrılacaksınız. Öyle ki işin ucunda ölmenin de teslim almanın da olabileceği bir savaş.. Bu durumda çağrıya uyarsanız ALLAH size en güzelinden karşılığını verir. Fakat daha önce yaptığınız gibi yan çizerseniz acı bir azaba çarptırır][</strong>Fetih; 49/16]</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Rivayete göre burada Huydeybiye,Hayber veya Tebuk seferleri esnasındaki olaylardan bahsedilmektedir [Bakınız: Razi, Kurtubi, İbn Kesir] Ancak bugün için artık bunların [Kur’an’ı kendi etkin tarihi içinde anlamak] dışında bir önemi bulunmuyor. Çünkü Hudeybiye, Hayber veya Tebuk tarih olup gitmiştir. Nitekim ayette hiçbir isim, zaman ve mekân ismi verilmeksizin bu tarihsel olaylar üzerinden mesajlar verilmesi, bunların çok da önemli zaman ve mekânlar olmadığını, asıl buradan çıkarılacak evrensel mesajlara yoğunlaşılması gerektiğini göstermektedir ..</p>
<p>Peki, nedir bu mesajlar  ? ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">1-</span> <span style="color: #ffffff;">ALLAH yolunda cihat bir GANİMET davası değil; iman, ihlâs, tevhid ve adalet davasıdır. Göklerin ve yerin ‘mülkiyeti’ ALLAH’a aittir [Mülk Allah’ındır]. En temel, değişmez ve kalıcı gerçek budur.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">2-</span> <span style="color: #ffffff;">Böyle tarihin her döneminde işin ucunda GANİMET [mal] görününce [Biz de gelelim], sıkıntı görünce <em>[Malımız, evlâd-ı iyâlimiz var, onları bırakamayız</em>] mazeretleri ileri süren [<strong>bedevîler</strong>] <em>[el-A’râb</em>] olacaktır.<br />
</span><br />
<span style="color: #ff0000;">3-</span> <span style="color: #ffffff;">ALLAH’ın davasını bir RANT ve şahsî ikbal davası olarak anlayan bu tiplere dikkat edilmelidir. Bunlar görünüşte din, iman, ALLAH, kitap, peygamber deyip duran, gerçekte ise kendi çıkarından başka bir şey düşünmeyen, dine at gözlüğüyle bakan, aslında ALLAH’a değil; MALA-PARAYA tapan korkak ikiyüzlülerdir. Din bunlara teslim edilemeyecek kadar önemli bir olaydır, ey yüreğiyle iman edenler ! ..</p>
<p>Bedevînin kim olduğu sanırız anlaşılıyor ..</p>
<p>Hala kimmiş bu Bedevî mi diyorsunuz ? ..</p>
<p></span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">DEVAM ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">(5): </span><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="color: #ff0000;">[Onl</span>arın </strong>ne mallarını, ne de evlatlarını<strong> gözünde büyütme. ALLAH onlara dünyada ancak bununla azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor, başka bir şey değil!  Baksana <em>''</em></strong><em>ALLAH’a iman edin ve peygamberi ile beraber cihada çıkın</em><strong>''  diye bir sure indirildiği zaman, içlerinden </strong>servet sahipleri (<em>ulu’t-tavl) </em><strong>senden izin istediler ve <em>BIRAK BİZİ RAHATIMIZI BOZMA</em> dediler.  Geride kalanlarla beraber olmaya razı oldular, onların kalplerine mühür vuruldu. Artık onlar gerçeği kavrayamazlar… </strong><strong>Bedevîler </strong><em>[el-A’râb<strong>]</strong></em><strong> mazeret beyan ederek kendilerine izin verilmesi için geldiler. ALLAH ve peygamberine yalan söyleyerek oturup kaldılar. Onların kâfir olanlarını acı bir azap bekliyor][</strong>Tevbe; 9/85-90]</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Görüldüğü gibi burada da cihada [Tebuk seferine]  çağırılınca <strong>[mal, mülk, evlâd</strong>] bahanesiyle geride kalan servet sahiplerine <em>[ulu’t-tavl</em>] veya aynı bahaneyi ileri sürerek servet sahipleriyle beraber geride kalanlara [Bedevî] [el-A’râb] deniyor.  Her iki halde de sonuç değişmiyor ..</p>
<p>Kur’an’ın BEDEVİ  <em>8el-A’rab</em>] dediğinin [kültürsüz, cahil çöl Arabı] olduğunu mu sanıyorsunuz ? ..</p>
<p>Onun için mi [dinin sınırlarını tanımamaya] daha yatkınlar ? ..</p>
<p>ALLAH’ın hükümlerinin sınırlarını tanımamaya yatkın’ olmalarının nedeni ne acaba ? ..</p>
<p></span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">DEVAM ..<br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">(6): </span><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"> [</span><strong><span style="color: #ff0000;">Be</span>devîler </strong><em>[el-A’râb]</em><strong> inkar ve nifak bakımından daha ileri ve ALLAH’ın peygamberine indirdiği hükümlerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Oysa ALLAH bilendir, bilgelik kaynağıdır][</strong>Tövbe; 9/97]<br />
</span><br />
<span style="color: #ffffff;">Görüldüğü gibi <strong>BEDEVİ</strong> <em>[el-A’râb</em>]  mal düşkünü olduğundan inkarı ve nifakı daha şiddetlidir. Çünkü mal canın yongası olduğundan ondan vazgeçemez. Öyle ki <em>[Canımı al malımı alma</em>] der. İşte bu şiddetli mal tutkusu yüzünden ALLAH’ın peygamberine indirdiği dinin sınırlarını tanımamaya daha yatkın olanlar <strong>Bedevî</strong> <em>[el-A’rab</em>] oluyor ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Öyle ki mal ve para söz konusu olunca dinden bile çıkabilirler.  <em>[Böyle din olmaz olsun, bizi yoksulluğa çağırıyor</em>] veya <em>[Böyle peygamber olmaz olsun, servetimde gözü var</em>] derler.  Nitekim bunlar peygamber ölür ölmez irtidat etmiş, dinden dönmüşlerdir. Şu halde [P<em>eygamberin ölümünden sonra çoğu Bedevî dinden döndü</em>] demek, <em>[Çoğu servet sahibi  dinden döndü</em>] demekti ..</p>
<p>BEDEVİ&#8217;nin kim olduğundan hala şüpheniz var sanırım ? ..</p>
<p></strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;"><br />
DEVAM ..</span></p>
<p></strong><strong><span style="color: #ff0000;"> <strong>(7): [Bedevilerden </strong><em>[el-A’râb<strong>]</strong></em><strong> kimileri yaptığı infakı zarar sayar ve</strong> [bundan kurtulmak için] <strong>size belalar gelmesini bekler dururlar. En kötü belalar kendilerine olsun! ALLAH her şeyi işiten, her şeyi bilendir][</strong>Tövbe; 9/98]</span></strong><strong><span style="color: #ff0000;"> </span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Görüldüğü gibi Bedevî öylesi bir tiptir ki ayette geçtiği gibi mal düşkünlüğü  yüzünden infaka yanaşmamakta ve bu yüzden de nifak ehli <em>[münafık</em>] olmaktadır. Dahası zar zor infak etse bile bunu zarar saymakta, kendisini infaka çağıranların başına bela gelmesini gözleyerek bir an önce bu can sıkıcı durumdan [infak zorunluluğu] kurtulmak istemektedir. Bedevilerin [çoğunun] böylece münafıklar [infak etmeyenler, bundan kaçanlar] olduğu anlaşılmış oluyor. Gelen ayet ise bunun böyle olduğu konusunda tartışmaya mahal bırakmayacak kadar açıktır ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">(8): <strong>[Çevrenizde </strong><strong>bedevîlerden </strong><em>[el-A’râb]</em><strong> münafıklar vardır. Medine halkından münafıklıklarını küstahlık derecesinde ileri götürenler var. Sen bilmezsin onları, Biz biliriz. Onları katmerli azaba çarptıracağız. Sonuçta büyük bir azabın içinde bulacaklar kendilerini… Kimileri de var ki salih amellerini öteki kötü davranışlar</strong> [cihat ve infaktan kaçış] <strong>ile birbirine karıştırdılar. Bunların tövbelerini ALLAH’ın kabul etmesi umulur.  Çünkü ALLAH çok bağışlayıcıdır, sevgi ve merhamet kaynağıdır.  Şu halde sözün namusu adına</strong><strong> mallarından al. Böylece bu kendilerini hem temizlesin, hem de arındırırsın][</strong>Tövbe; 9/101-103]<br />
</span><br />
<span style="color: #ffffff;">Rivayete göre bu ayette bahsedilenler üç kişi olup Ebu Lübabe Mervan b. Abdülmünzir, Evs b. Salebe ve Vedia b. Hizam idi. Bunların sayısının 10’u bulduğu da söylenmiştir. İşte bunlardan yedisi <strong>[geride kalanlar</strong>] [servet sahipleri/bedevîler] ile ilgili inen ayetleri okuyunca kendilerini mescidin direğine bağladılar. Hz. Peygamber mescide gelince onları bu halde gördü ve niye böyle yaptıklarını sordu. Onlar da ALLAH’ın Resulü kendilerini çözmedikçe kendilerini çözmeyeceklerine dair yemin ettiklerini söylediler. Hz. Peygamber’in <em>[Bu konuda bana bir emir gelmedikçe sizi çözmeyeceğim</em>] demesi üzerine bu ayet nazil oldu ve onları bağlarından kendi eleriyle çözdü. Bunun üzerine onlar <em>[Ey ALLAH’ın Resulü mallarımız yüzünden sefere katılmadık, hepsini tasadduk ediyoruz, bizi temizle</em>] dediler. Hz. Peygamber <em>[Ben sizden bir şey almakla emrolunmadım] deyince bir sonraki  [Sözün namusu adına mallarından al, böylece temizlenip arınsınlar] </em> ayeti nazil oldu [Bakınız: Razî, Kurtubî, İbn Kesir, Taberî]</p>
<p>Çünkü bunlar geride kalanlarla [servet sahipleri/bedevîler] uyarak mallarını saklamışlar ve sefere katılmamışlardı. Böylece infak kaçkını [münafık] durumuna düşmüşlerdi. Fakat sonra tövbe ederek dönmüşlerdi. Tövbe suresinin adı da buradan gelmektedir.  Ayette geçen servet sahiplerine  ve bedevîlere <em>[el-A’rab</em>] ise nifakta [infak kaçkınlığında] direndikleri için <em>[Çevrenizde bedevîlerden [el-A’râb] münafıklar vardır. Medine halkından münafıklıklarını küstahlık derecesinde ileri götürenler var. Sen bilmezsin onları, Biz biliriz. Onları katmerli azaba çarptıracağız] </em> dendi ..</p>
<p></span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Ve <em>Bedevî [el-Arab]</em> tabirinin geçtiği son iki ayet ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">(9): <strong>[Ey iman edenler! ALLAH’ın öfkesini çekmekten sakının ve doğrular/</strong><strong>verenler</strong><em> </em><strong> ile birlikte olun.  Ne Medine halkının ne de etrafındaki </strong><strong>bedevîlerin </strong><em>[el-A’rab<strong>]</strong></em><strong> ALLAH’ın elçisine kayıtsız kalmaları ve onu bırakıp kendi canlarının derdine düşmeleri yakışık almaz. Çünkü onların ALLAH yolunda çektikleri her susuzluk, her yorgunluk, her açlık veya kâfirleri öfkelendirecek her cesur çıkış ve düşman karşısında elde ettikleri her başarı hanelerine güzel bir amel olarak yazılır. ALLAH güzel ahlâk sahiplerini karşılıksız bırakmaz. Yine küçük ya da büyük yaptıkları her infak, kat ettikleri her yol hanelerine sevap olarak yazılır ve ALLAH’tan karşılığını daha güzeliyle alırlar][</strong>Tövbe; 9/119-121]<br />
</span><br />
<span style="color: #ffffff;">Görüldüğü gibi burada da genel bir çağrıyla [<strong>Medine halkı</strong>] ve <strong>[Bedevîler</strong>]  mallarından vermeye <em> </em> ve infak etmeye çağırılıyorlar. ALLAH’ın elçisinin ve onunla birilikte olanların çektikleri sıkıntılara kayıtsız kalmalarının ve kendi mallarının ve canlarının derdine düşmelerinin doğru olmayacağı hatırlatılıyor. Bunun güzel ahlak sahibi  olmak demek olduğu, ALLAH tarafından karşılıksız bırakılmayacağı ısrarla vurgulanıyor ..</p>
<p>Ve geliyoruz <strong>Bedevîler</strong> <em>[el-A’rab</em>] kelimesinin OLUMLUanlamda kullanıldığı tek yer olan son ayete ..</p>
<p>Bakın, onda da konu aynı ! ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">(10): <strong>[Bedevîlerden </strong><em>[el-A’rab]</em><strong> ALLAH’a ve ahiret gününe inanan, yaptıkları infakı ALLAH’a yakınlaşmaya ve peygamberin duasını almaya vesile sayanlar da vardır. Gerçekten de bunlar yakınlık vesilesidir. ALLAH onları sevgi ve merhametle bağrına basacaktır. Çünkü ALLAH çok bağışlayıcıdır, sevgi ve merhamet kaynağıdır][</strong>Tövbe; 8/99]</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Demek ki <strong>[Bedevîler</strong>] [<em>el-A’rab</em>] içinde olumlu bakılan tek grup [İNFAK] edenlerdir. Diğerleri de ALLAH’a ve ahirete inandığını söylemekte ve fakat infak etmeyerek lafta kalmaktalar. Onun için onlara İMAN ETTİK DEMEYİN BOYUN EĞDİK DEYİN denmekte. İman iddialarının geçerli olması için infak etmeleri, mal düşkünlüğünden vazgeçmeleri gerektiği söylenmekte. Böyle yapanlar da bu son ayette görüldüğü gibi övülmekte ..</p>
<p>BEDEVİ  <em>[el-A’rab</em>] kelimesinin KUR&#8217;AN’da geçtiği 10 [on] yeri gördünüz ..</p>
<p>Hepsinde de [mal, ganimet, infak, tasadduk] geçiyor ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Ayetlerin öncesini ve sonrasını okuyun, hiç şaşmadığını göreceksiniz ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Mal ve ganimet düşkünlüğüne, bunun için savaştan geri durmaya, Kur’an, işin kenarında durma, imanın kalbe girmemesi, dıştan teslim olmuş görünme yani <strong>[Bedevîlik</strong>] diyor. Bedevî kelime manası itibariyle <em>[bedâvet/buduv</em>] kökünden gelir. [İlk/başlangıç demektir]. <em>İbtidâi</em>de buradan gelir. <em>İlkel </em>diye Türkçeye çeviriyoruz. <em>Mubtedi</em> de aynı kökten olup yeni başlayan demektir ..</p>
<p>Bu durumda bir Kur’an kavramı olarak Bedevî, din konusunda <em>ilkel </em>kalan, henüz <em>mübtedi</em>seviyesini aşamamış, İNANDIM demenin yeteceğini sanan, lafta kalan, ritüellere takılan, bunları dinin kendisi sanan, bunların ötesine geçip infaka, tasadduka, vermeye, paylaşmaya [öze, esasa] gelemeyen, bunun için de zenginlik tutkusunu aşamamış, dünya hayatına [mal ve metaya] bağlanıp kalmış, Kur’an kapısından Mamona yani [paraya] ayak basıp geçememiş kişi demektir. Onun için  İMAN ETTİK demeleri geçersiz olup BOYUN EĞDİK [dıştan kabul ettik] demeleri daha uygundur ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong><br />
</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Çünkü iman henüz kalplerine girmemiştir &#8230;</p>
<p></span><br />
<span style="color: #ff0000;">Kimmiş <em>BEDEVİ </em>anladınız mı ? ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><em>BEDEVİ</em>, çölde yaşayan köylü demek değildir ..</p>
<p><em>BEDEVİ</em>, kendi iç dünyasında çöl hayatı yaşayandır ..</p>
<p>Servet ile gözü kararan, para ile merhametsizleşen, içine düştüğü bu MAL ve META vahasından ötekini göremeyen; açın iniltisini, [öksüzün ağlamasını, yoksulun çığlığını] duyamayan herkes çölde yaşayan bir Bedevîdir ..</p>
<p>Çöl Arabistan’da değil. içimizdedir, içimizde ..<br />
</span><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>BEDEVİNİN İÇİ ÇÖLDÜR İÇİ ..</strong></span></p>
<img src="http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?ak_action=api_record_view&id=524&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/colde-yasayan-bedeviler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an&#8217;da Hayır Sesleri</title>
		<link>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/kuranda-hayir-sesleri/</link>
		<comments>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/kuranda-hayir-sesleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Feb 2011 16:46:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[hayırr]]></category>
		<category><![CDATA[kur'an ilk neye hayır diyor]]></category>
		<category><![CDATA[kur'an'da hayır çığlıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?p=522</guid>
		<description><![CDATA[Kur’an’ın nuzül sırasına göre ilk HAYIR yANİ [Kellâ] veya aynı anlamda BİLAKİS, HAYIR, ÖYLE DEĞİL yani [Bel] dedikleri acaba nedir. Bu önemli. Çünkü ilk neye HAYIR denmişse esas itiraz da, onadır ve en önemli sorun olarak da o görülüyordur. Kur’an’da nuzül sırasına göre yaklaşık ilk 40 sure boyunca 16 HAYIR denilen sure yeri tespit ettik. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-family: Arial;"><span style="color: #ffffff;">Kur’an’ın nuzül sırasına göre ilk HAYIR yANİ [<em>Kellâ</em>] veya aynı anlamda BİLAKİS, HAYIR, ÖYLE DEĞİL yani [<em>Bel] </em>dedikleri acaba nedir. Bu önemli. Çünkü ilk neye HAYIR denmişse </span><span style="color: #ffffff;"><span style="color: #ffffff;">esas itiraz da, onadır ve en önemli sorun olarak da o görülüyordur. Kur’an’da nuzül sırasına göre yaklaşık ilk 40 sure boyunca 16 HAYIR denilen sure yeri tespit ettik. Sure </span>içlerindeki tekrarları da katarsanız 20’yi geçiyor. İlk mesajlar boyunca adeta çığlık çığlığa bir itiraz ve HAYIR sesleri yükseliyor. Hiç atlamadan sırasıyla dizdik. Altlarda da kısa açıklamalarla izahat yaptık.</p>
<p>Bakın, bunlar, bu HAYIR&#8217;lar nereler ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><br />
[HAYIR İnsan zenginliği kendine yeterli görünce tuğyan eder.<br />
Oysa sonunda rabbinedir dönüş.<br />
Bak şu bir kulu içtenlikle yönelirken yasaklamaya kalkana<br />
HAYIR Bu yaptıklarına bir son vermezse onu alnından tutup sürükleyeceğiz.<br />
O yalancı, ar damarı çatlamış alnından.<br />
O zaman çağırsın toplanıp durduklarını<br />
Biz de çağıracağız zebanîleri,<br />
HAYIR! Sakın ona boyun eğme, sen secde et ve yaklaş] [Alak; 6-14, 15-19]</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Kur’an’ın nuzül sırasına göre ilk suresi olan<em> Alak </em>peşpeşe “HAYIR” <em>yani [Kella]</em> itirazları ile başlıyor ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Görüldüğü  gibi Kur’an’ın nuzül sırasına göre ilk suresi zenginlik ile tuğyan  arasında ilişki kurarak başlıyor ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Kur’an, ilk sosyal tesbit olarak “ZENGİNLİĞE” dikkat çekerek başlıyor ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">İlk olmasının anlamı şu ki sonraki bütün “üsttekileri” niteleyen ayetler bununla ilgilidir ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Mal biriktiren (<em>mustağnî</em>) servetiyle azgınlık eder (<em>tuğyan</em>),  servetine yaslanarak büyüklenir (<em>mustekbir</em>), emredip yasaklar koyarak zulmeder (<em>zâlim</em>), mülküyle ortak koşar (<em>muşrik</em>), hegemonya kurmaya yeltenir (<em>ceberrut</em>), gururlanır (<em>mağrur</em>),  inkar eder (<em>munkir</em>), yok sayar (<em>mulhid</em>) ..</p>
<p>Demek ki “tuğyan”, kişinin “zenginliğini”  kendine yeterli görmesi (<em>mustağnî</em>) ve ardından bu zenginliğe yani mal ve iktidar gücüne dayanarak emir ve yasak (<em>nehy</em>)  koymaya başlaması ile oluyor. Buna bir toplumda mal ve iktidar  sahiplerinin (üsttekilerin) halk (alttakiler) üzerinde kurduğu “hegemonya” diyoruz. Şu halde Ebu Cehil’in şahsında anlatılmak istenen zenginlerin mustağnîleşerek insanlar üzerinde emir ve yasak <em>yani [nehy</em>] koymaya kalkması ve böylece haddini aşması  yani <em>(tuğyan</em>) toplumların en önemli sorunu oluyor.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Dikkat ediniz ! ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Mustağnîlere ve bunların tuğyan ve hegemonyasına “HAYIR” (<em>Kella</em>) diyerek başlıyor bu Kitab ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><br />
[Tek başına yarattığım o adamı bana bırak<br />
Uzayıp giden mal verdiğim,<br />
Gözünün önünde oğullarıyla,<br />
Nimetimi döşedikçe döşediğim o adamı…<br />
Hala gözü doymuyor; verdiğimden daha fazlasını istiyor.<br />
HAYIR O ayetlerimize karşı inat etti.<br />
Onu dimdik bir yokuşa süreceğim] [Müddesir;11-15]</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Rivayete göre burada kastedilen şahıs “Kabe çetesinin”  elebaşlarından tefeci bezirgân Velid bin Muğire idi. Hadsiz hesapsız  zenginliği vardı. Mekke’den Taif’e kadar uzanan, deve, at ve koyun  sürüleri, Taif’in bağ ve bahçeleri, sulak arazileri, bol nakit parası,  kendisinin bile hesabını tutamayacak kadar çok serveti vardı. Onun için  kendisine Velid bin Muğire el-Vahid (Zenginlikte tek, eşi benzeri  olmayan Muğire oğlu Velid) denmekteydi [Bakınız: Razi, Kurtubi, Taberi].  Bugünkü  tabirle o bir para babasıydı. Onun için ayette “şehrin en zengin tek adamı” olarak anılmasına nazire olarak “tek başına yarattığım” deniliyor ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Uzayıp giden mal (<em>mâlen memdûd</em>), gözünün önünde oğullar (<em>benîne şuhûdâ</em>), onun için döşedikçe döşediğim (<em>mehhedtü lehu temhîdâ</em>)  ifadeleri, şehrin bu eşşiz/tek olarak anılan en büyük zenginini tasvir  içindir. Kur’an şehrin en büyük zenginini hedef tahtasına oturtmakta ve  adeta İŞE BURADAN BAŞLAYACAKSINIZ demektedir ..</span><br />
<span style="color: #ff0000;"><br />
Dikkat edeniz ! ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Şehrin en büyük zenginine “HAYIR” (<em>Kella</em>) diyerek başlıyor bu Kitab ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><br />
[HAYIR Ay dile gelsin!<br />
Biten gece dile gelsin!<br />
Ağaran tanyeri dile gelsin!<br />
Hiç şüphesiz o gerçekten büyük bir olaydır!<br />
Bu insanoğluna bir uyarıdır!<br />
İyiyi veya kötüyü seçmek isteyen herkes için bir uyarı!<br />
Her insan kazandığının esiridir.<br />
Ancak iyiyi seçenler cennete girecek.<br />
Oradan suçlulara soracaklar; “Sizi ateşe sokan nedir?”<br />
Şöyle diyecekler: “Biz musalli değildik. Yoksulu doyurmazdık.<br />
Dalanlarla beraber dalanlardık. Din gününü yalan sayardık.<br />
Gerçeğin ta kendisi olan ölüm gelinceye kadar hep böyleydik][Müddesir;32-47]</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">“Biz musalli değildik, yoksulu doyurmazdık” ayeti bu anlamda, hemen birkaç sure sonraki Maun suresi ışığında düşünülmelidir. Bu durumda mana &#8220;<em>Biz  aslında musalli idik (salât ederdik) ama bu yoksulu doyurmaya teşvik  etmeyen bir salât idi. Onun için de salâtımız yüzümüze çarpıldı ve kabul  edilmedi, hiç salât etmemiş durumuna düştük.</em>&#8220;<em> </em>şeklinde  olur. Çünkü müşrikler Kabe örtüsünü değiştirme, hacılara su dağıtma,  içindeki putlarla beraber Kabe etrafında dönme, alkış, ıslık, ayakta  durma (<em>kıyam</em>), bir şeyler okuma (<em>kıraat</em>), eğilme (<em>ruku</em>), yere kapanma (<em>secde</em>) gibi ritüelleri yerine getiriyorlar ve bunları yapana da “musallî” diyorlardı.  “Vay o musallilere ki yoksulu doyurmaz, yetimi hor görürler. Onların yaptığı salât boştur, gösteriş yapıyorlar.” ne demek anlaşılıyor olmalı, değilmi ..</span><br />
<span style="color: #ff0000;"><br />
Dikkat ediniz ! ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Salât ile yoksulu doyurmayı teşvikin (yoksul ile beraber olmanın) arasını ayıranlara “HAYIR” (<em>Kella!</em>) diyerek başlıyor bu Kitab ..<br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><br />
[Şu halde onlara ne oluyor ki bütün hatırlatmalardan yüz çeviriyorlar?<br />
Sanki aslandan kaçan ürkmüş yaban eşekleri gibiler.<br />
Her biri kendisine özel nama yazılı davetiye istiyor.<br />
HAYIR Onlar ahiretten korkmuyorlar.<br />
HAYIR Bu bir hatırlatmadır!<br />
Dileyen onun üzerinde düşünüp öğüt alır.<br />
Allah lâyık görmedikçe de düşünüp öğüt alamazlar.<br />
Düşünüp öğüt alan ise sakınanlardan ve bağışlananlardan olur][Müddesir;45-56]</span><br />
<span style="color: #ffffff;"><br />
Daha önce “gözleriyle seni devirecek gibi bakarlar” dendiği gibi, burada da hatırlatmayı (<em>zikr</em>) her duyduklarında “aslandan kaçan ürkmüş yaban eşekleri” benzetmesi yapılıyor.<br />
ALLAH’a  ve ahirete inanan (fakat korkmayan), salât eden, tavaf yapan, hacılara  su dağıtan, Kabe’nin örtüsünü değiştiren ve fakat “uzayıp giden mallar”, “gözünün önünde oğullar” ve “döşendikçe döşenmiş nimetler” sahibi olduğu halde “Hala gözü doymayan; daha da fazlasını isteyen” birisi hangi hatırlatma (<em>zikr</em>)  sebebiyle aslandan kaçan ürkmüş eşek gibi olur? Hangi hatırlatmayı her  duyduğunda sanki gözleriyle devirecekmiş gibi bakar? Düşünün ..</p>
<p>Rivayete göre Mekkeli kafirler şöyle derdi: “<em>Her  birimize gökten, başlığında “Alemlerin Rabbi’nden falan oğlu filana”  hitabı bulunan ve içinde Muhammed’in söylediklerine uymamız gerektiğini  emreden bir mektup, sahife veya kitap gelmedikçe inanmayız.</em> [Bakınız: Razi, İbn Kesir Kurtubi] “Her biri kendisine özel nama yazılı davetiye istiyor.” ifadesi bu iddiaya cevaptı.</p>
<p>Açıktır  ki, bu, mal ve oğullar (servet, çevre, nüfuz) sahibi kişinin narsist  (kendine hayran) kişiliğini yansıtır. Allah’tan kendine özel davetiye  istiyor! “Eşitliğe” yanaşmıyor ve sıradan bir muhatap olmak istemiyor! Sanki ALLAH’tan kendisine nama yazılı özel hatırlatma (<em>zikr</em>) gelse “aslandan kaçan ürkmüş yaban eşeği” gibi olmayacak ? ..</p>
<p>Ne kadar da tanıdık tuzu kuru bahaneler, değil mi ? ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><br />
Dikkat  ediniz ! ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Kendine özel davetiye isteyenlere, eşitliğe yanaşmayanlara; bu  hatırlatmayı duyunca aslandan kaçan ürkmüş yaban eşeklerine dönenlere “HAYIR” (<em>Kella!</em>) diyerek başlıyor bu Kitab ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><br />
[HAYIR! Dile gelin kaybolan yıldızlar!<br />
Dile gelin akan gezegenler!<br />
Dile gel ey kararan gece!<br />
Dile gel ey ağaran tanyeri!;<br />
Bu Kur’an şerefli bir peygamberin sözüdür,<br />
Karakteri sağlam, görkem sahibinin katında saygı değer,<br />
Sözü dinlenen, emin birisidir,<br />
Arkadaşınız cinlerle konuşan (mecnun) değildir.<br />
Onu apaçık ufukta gördü.<br />
Ğayb konusunda cimri değildir][Tekvir;15-25]</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Yani:  Kırk yıldır aranızda bulunan, kendisiyle arkadaşlık ettiğiniz, düşüp  kalktığınız bu öksüz Muhammed’in ALLAH katında ve aranızda saygıdeğer  bir kişiliği vardır; sağlam karakterli, sözü dinlenen, güvenilir, emin  birisidir. Bunu böyle olduğunu siz de çok iyi biliyorsunuz. Şu halde ona  cinlerden haber getiriyor vs. nasıl diyorsunuz ? ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Bilakis o ALLAH’ın  nefesi, vicdanın ve merhametin dile gelen soylu sesidir. Muhammed  vahiyler alıyor (ğaybtan bilgiler veriyor); fakat onu kâhinlerin  kendilerine saklamaları gibi kendine saklamıyor. Hepsini açıklıyor ve bu  açıklamalarından dolayı kâhinler gibi ücret istemiyor. Vahiy onun  mesleği değil. Bu vahiyleri size kendini zengin etmek için getirmiyor. O  bir din tüccarı, iman taciri, umut hırsızı, kâhin, rahip, din adamı  veya sihirbaz değil. ALLAH’tan aldığı ne varsa onu olduğu gibi söyleyen  vicdanın sesi o ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Dikkat ediniz ! ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Bilgi cimriliği yapanlara/tekeline alanlara: din baronlarına, mecnûnlara, kâhinlere, sihirbazlara “HAYIR” (<em>Kella!</em>) diyerek başlıyor bu Kitab.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">[Arınıp temizlenen,<br />
Rabbinin adını hatırlayıp O’na yönelen kurtulacak.<br />
HAYIR Siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz.<br />
Oysa ahirettir daha hayırlı ve sürekli olan…<br />
Bu hatırlatmalar ilkçağların sayfalarından beri yapılıyor.<br />
İbrahim ve Musa’nın sahifelerinden berri ..][A’la;14-19]<br />
</span><br />
<span style="color: #ffffff;">“Dünya hayatını tercih ediyorsunuz…” ifadesi Kur’an bütünlüğü içinde “dünya malına” meylediyorsunuz anlamındadır. Kavmin mülk (servet ve iktidar) sahipleri kastediliyor. “Arınıp temizlenen kurtulmuştur…” tabiri ise Kur’an bütünlüğü içinde “malından veren” arınıp temizlenir anlamındadır. Bir sonraki surede arınıp temizlenmekten (<em>tezkiye</em>)  maksadın ne olduğu aynen böyle tefsir edilir. Üzerinde ihtiyaçtan fazla  mal olup ondan rahatsız olanlar ve bundan dolayı da verenler  kastediliyor. (bkz. Leyl; 12-21)</p>
<p>“İbrahim ve Musa’nın sahifelerinden beri hatırlatılan…” dan maksadın ne olduğu ise surenin başında <em>cehri</em> ve <em>hafi</em> olan şeklinde ifade edilmişti. Daha geniş olarak aynı ifade (İbrahim ve Musa’nın sahifeleri) ile <em>Necm</em> suresinde açıklanır: “İnsanın emeğinden (sa’y) başka hakkı yoktur! (bkz. Necm; 33-54 ).</p>
<p>İnsanlıkta temel, kalıcı, sürekli olan, İbrahim ve Musa’nın sahifelerinden beri hatırlatılan gerçekler bunlardı. Fakat “Nimet sahipleri” (<em>uli’n-ni’me</em>) bunlara “eskilerin masalları” der dururlar…</span><br />
<span style="color: #ff0000;"><br />
Dikkat ediniz ! ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Dünya hayatına (malına) meyledenlere  (<em>meyl=mâl</em>), vermeye yanaşmayarak arınmayanlara, İbrahim ve Musa’nın sahifelerinden beri söylenegelen “İnsanın emeğinden başka hakkı yoktur” ölümsüz ilkesine “Eskilerin masalı” diyenlere “HAYIR” (<em>Kella!</em>) diyerek başladı bu Kitab ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><br />
[HAYIR! Siz öksüze ikramda bulunmuyorsunuz.<br />
Birbirinizi yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz.<br />
Elinize geçeni hiç bir sınır tanımadan yedikçe yiyorsunuz.<br />
Malı çok seviyorsunuz, yığdıkça daha çok seviyorsunuz][Fecr; 17-20]</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Demek  ki mesele ALLAH’a inanmak, salât etmek, oruç tutmak, tavaf etmek,  Kabe’nin örtüsünü değiştirmek değildi. Bunların hepbini müşriklerde  yapıyordu. Asıl mesele işte bu ayetlerde ortaya konan hususlardı. İlk  sure olan <em>Alak</em>’taki “Hayır! İnsanoğlu muhakkak ki tuğyan eder. Zenginliğini kendisine yeterli gördüğü için…” itirazının peşpeşe gelen “HAYIR&#8217;lar ile nasıl tefsir edildiğini görün ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><br />
Dikkat  ediniz ! ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Öksüzü korumayanlara, yoksul ile beraber olmayanlara   (doyurmaya teşvik etmeyenlere), yedikçe yiyenlere, malı çok sevenlere,  yığdıkça daha çok sevenlere “HAYIR” (<em>Kella!</em>) diyerek başladı bu kitab ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"></p>
<p>[HAYIR! Yeryüzü peş peşe sarsılıp paramparça olduğu zaman,<br />
Rabbin ve güçleri bütün görkemiyle geldiği zaman,<br />
İşte o gün cehennem orta yere konacak.<br />
İnsan o gün hatırlar, ama bu hatırlama neye yarar?<br />
Diyecek ki “Keşke ömrümü boşa harcamasaydım.”<br />
Artık o gün Allah’ın ettiği azabı kimse edemez.<br />
O’nun kıskıvrak bağladığı gibi kimse bağlayamaz…<br />
Ama ey vicdanı rahat olan kişi, sen!<br />
Sen dön Rabbine, sen O’ndan, O senden razı olarak.<br />
Gir kullarımın içine.<br />
Gir cennetime][Fecr; 21-30]</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Burada ki hatırlama (<em>zikr</em>) birkaç sure önce (Müddesir) şehrin mal ve iktidar sahiplerini her duyduklarında “gözlerini devirecek gibi baktıran” ve “aslan görmüş yaban eşeği gibi kaçırtan” hatırlatma (<em>zikr</em>)  idi. Onlar peş peşe sarsılıp yıkılacakları ve yaman bir hesabın  pençesine düşecekleri konusunda uyarılıyorlar. Bu sahne aynı zamanda  toplumsal bir altüst oluşla yerlerinden sökülüp atılacakları (devrim)  anını da resmediyor. Ki bu Mekke’nin Fethi günü gerçekleşmiştir. Vicdanı rahat olan kişilik (<em>nefsu’l-mutmainne</em>)  bu durumda, sure bütünlüğü içinde isteneni yerine getirerek görevin  yapan kişi oluyor. Yani sürekli vurgulanan “malından vererek kendini  arındıran (<em>tezkiye</em>) kişilik”, “öksüze ikram eden”, “yoksulu  doyurmaya teşvik eden” , “eline geçeni hiçbir sınır tanımadan yedikçe  yemeyen”, “malı ve yığmayı sevmeyen” kişilik oluyor ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><br />
[Bir zenginlik/çoğaltma yarışıdır oyalanıp duruyorsunuz.<br />
Mezarlarınıza girinceye kadar süren bir oyun ve oynaş…<br />
HAYIR! Yakında bileceksiniz.<br />
Kesinlikle HAYIR! Çok yakında bileceksiniz.<br />
HAYIR! Daha derinden bakabilseydiniz,<br />
Ateşe  yuvarlanmakta olduğunuzu görürdünüz.<br />
Kendi gözlerinizle onu apaçık göreceksiniz.<br />
O gün her nimetten bizzat sorgulanacaksanız][Tekâsür; 1-8]</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Görüldüğü  gibi ayetler bir ekonomi-politik eleştiriden ziyade psiko-metafizik  eleştiri yapıyor. Ekonomi-politik bir sistemin insan ruhundaki köklerine  iniyor. Çünkü insan ruhunda kökleri olmadan hiçbir sistem ayakta  duramaz. Mekkî ayetlerin genel özelliği budur zaten. Medine’ye gelince  ise sistem vaazı ve kurallar başlar. Ama işin önce insan ruhundaki  köklerine inmek ve orayı kurutmak gerektiğinden buradan başlıyor. Zaten  bir dinden beklenen de esasında bu değil mi ? ..</p>
<p>Kapitalizm’in kurucu babalarından Adam Smith 1776’da yazdığı “Milletlerin Zenginliği” adlı kitabında Kapitalizmin insan ruhundaki köklerinin bencillik ve aç  gözlülük olduğunu söyler. Ve bunun her ne kadar ahlaken bir düşüklük  gibi görülse de toplumsal fayda açısından yararlı olduğunu, böylece  bencil çıkarları peşinde aç gözlüce koşan insanların piyasayı  canlandıracağı ve bu sayede bolluk olacağını söyler. Madem  Kapitalizmin insan ruhundaki kökleri budur, o halde, işe ilk önce  buradan başlanmalıdır. Bunun için kapitalizmin panzehiri, <em>Tekâsür</em> suresinde yapıldığı gibi önce psikolojik-metafizik eleştiridir. Bunu es  geçen, dahası bu konuda birikimi, donanımı ve dili bulunmayan Marksizm  son derece yetersiz ve güdük kalmıştır. Marx’ın ekonomi-politik analiz  ve eleştirisi ise yeniden üretilmek kaydıyla iyi bir başlangıçtır ..</span><br />
<span style="color: #ff0000;"><br />
Dikkat ediniz ! ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Tekâsür (zenginlik yarışı) çılgınlığına kendini kaptırmışlara defalarca “HAYIR” (<em>Kella!</em>) diyerek başladı bu Kitab ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"></p>
<p>[HAYIR! Bu sadece düşünmeye çağıran bir öğüttür.<br />
Kim istekliyse düşünüp öğüt alır<br />
Değerli sayfalardadır bu çağrı; üstün, tertemiz sayfalarda…<br />
Elçilerin elleriyle her yana yayılır; saygıdeğer, kıymetli elçilerin…<br />
Şu kahrolasıca insan ne kadar nankördür.<br />
Hiç düşünmez mi, hangi şeyden yaratılmış?<br />
Allah bir damla sudan yaratır insanı, sonra doğasını belirler.<br />
Sonra yürüyeceği yolu kolaylaştırır.<br />
Sonunda ölüm verir, mezara koyar.<br />
Vakti zamanı gelince de onu yeniden diriltip ortaya çıkarır] [Abase; 11-22]</span><br />
<span style="color: #ffffff;"><br />
Mustağnîler  (zenginliklerini her şeye yeter sanan şehrin ileri gelenleri) kör ve  yoksul bir adam geldi diye surat asıp öte tarafa dönüp gidince, onların  bu yaptıkları mercek altına alınıyor ve oradan tüm mustağnîlere ders  mahiyetinde “ölüm ve mezar” hatırlatılıyor. Ve denmek isteniyor ki: Bunlar yaşarken yoksullarla aynı mecliste oturmaktan, onlarla eşit hale gelmekten kaçsalar da “en büyük eşitleyici ilke olan ölümden”  kaçamayacak, mezara girmekten kurtulamayacaklar. Çünkü yaşarken aynı  mecliste bulunmak istemedikleri yoksulla, mezarda aynı toprağın altında  yan yana gelecek, eşitlenecekler. İşte o zaman “aynı mecliste oturacaklar” ama iş işten geçmiş olacak ! ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><br />
[HAYIR! Gerçek şu ki (insan),<br />
O’nun emrini hiçbir zaman yerine getirmedi.<br />
Bir baksın insan yediklerine,<br />
Nasıl suyu bolca indirmekteyiz,<br />
Sonra toprağı sürüp ekmekteyiz.<br />
Böylece orada nasıl tahıllar yetiştirmekteyiz; üzüm bağları, yonca tarlaları…<br />
Zeytin ağaçları, hurmalıklar…<br />
Yemyeşil ormanlar, meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz…<br />
Bütün bunlar hep sizin ve hayvanlarınızın faydalanması için…] [Abase; 23-32]</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Mustağnilere kendi sonları olan ölüm ve mezar hatırlatıldıktan sonra, böbürlendikleri mal ve mülklerinin “tek bir çığlık” ile ellerinden gideceği hatırlatılıyor. Bahçe sahipleri kıssasında anlatılan yok oluş ve helakın tekrar hatırlatılması. Bu  çığlık (sayha) o aşağılayıp durdukları, aynı mecliste oturmak  istemedikleri körlerin, ezilenlerin, yoksulların, kimsesizlerin,  çaresizlerin “devrim çığlığı” olabileceği gibi, “kıyamet çığlığı” da olabilir. Her ikisi de kükreyerek yükselen “sayha” (çığlık, gürültü) demektir. Bu  nedenle denmek isteniyor ki: Zenginler, elde ettikleri o üzüm bağları,  yonca tarlaları, zeytin ağaçları, hurmalıklar, koruluklar, meyveler ve  meraları kendi mülkleri sanmasınlar. Bunların hepsini Allah insanlar ve  hayvanları için yaratmıştır. Yaratan onlar değildir. Bunları “zenginler arasında dönüp dolanan bir tahakküm aracı  (devlet)” haline getirmekle ateşe davetiye çıkarmaktalar ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"></p>
<p>[Kıyamet günü dile gelsin!<br />
Vicdan azabı çeken nefis dile gelsin!<br />
“İnsan kemiklerini tekrar bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor?<br />
HAYIR Onu parmak uçlarına kadar yeniden var etmeye kadiriz!”<br />
Fakat insanoğlu önündeki gerçeği inkâra kalkışıyor.<br />
Soruyor: “Şu kıyamet günü ne zaman gelecekmiş][Kıyamet;1-6]</span><br />
<span style="color: #ffffff;"><br />
Görüldüğü gibi burada da “nimet sahipleri” yıkılış ile tehdit ediliyor.</p>
<p>Kur’an’da ayağa kalkış (<em>kıyâmet</em>), diriliş/canlanış (<em>ba’as</em>) ve çıkış/meydana atılış (<em>hurûc</em>),  nefes/soluk (<em>sûr</em>), toplanış (<em>haşr</em>) kavramları, daha sembolik okuyuşla bir toplumsal altüst oluş halinin safhalarını da ifade eder. Bu durumda rüzgar (<em>rîh</em>), çığlık (<em>sayha</em>)  ve tufan örneğin toplumsal rüzgarın giderek artması, çığlığa dönüşmesi  ve tufandan (devrim) sonra toplumun yeniden kuruluşunu ifade eder.   Özellikle Mekkî surelerde çokça görülen ve ilginçtir “Mekke’nin  fethinden” sonraki ayetlerde pek görülmeyen yıkılış ve helak sahnelerini  bu şekilde okumak da mümkündür. Bu durumda bildiğimiz anlamda  “uhrevî”  baas, kıyamet, cennet ve cehennem; mezardaki ölülerin  dirilmesi, ayağa kalkması, cennete ve cehenneme atılması itikat olurken,  “dünyevî” baas, kıyamet, cennet ve cehennem de toplumun üzerinden ölü  toprağını atması, uyanması, ayağa kalkması ve ardından ideal toplumun (<em>cennet</em>) kurulması ve zalimlerin cezalandırılması (<em>cehennem</em>) demek olur. Bu  türden ayetleri her iki yüzüyle de okumak mümkündür. Dünyevî yüzüyle  okumakla beraber, uhrevî yüzüne de itikat etmek gerekir. Bunun anlamı  “Burada olmazsa orada, ergeç olacak bu” manasına gelir ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"></p>
<p>[HAYIR! Kaçacak hiçbir yer yok.<br />
O gün varıp sığınılacak tek yer Rabbindir.<br />
O gün insana yaptığı ve yapmadığı her şey haber verilecek.<br />
Dahası insan mazaret arayıp yaptıklarını gizlemeye çalışsa da…<br />
Bizzat kendi vicdanından kaçamayacak.<br />
Öyleyse aceleye getirip yaptıklarına mazeret arayıp durma.<br />
Çünkü yaptıklarının bir bir anlatılması Bize aittir.<br />
Yaptıklarını bir bir anlattığımızda sen sadece dinle.<br />
Yapıp ettiğin her şeyi açıklamak Bize aittir.] [Kıyamet;11-19]</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Görüldüğü  gibi burada mustağnîlerin muhakeme edilirken ne duruma düşeceği  canlandırılıyor. Hem Mahkeme-i Suğra (dünyadaki mahkeme/küçük mahkeme),  hem de Mahkeme-i Kübra (Ahiretteki mahkeme/büyük mahkeme) önünde  müstağnînin (nimet sahibi/mal ve oğul sahibi/bahçe sahibi/sutun  sahibi/köşk-kaşane sahibi) hal-i pür melalini resmediyor ..</span><br />
<span style="color: #ff0000;"></p>
<p>[HAYIR! Siz hep şimdi olanı seviyorsunuz.<br />
Sonrayı bırakıyorsunuz.<br />
Bazı yüzler o gün sevinçten parlayacak.<br />
Rablerinden umacaklar.<br />
Bazı yüzler ise o gün mosmor kesilecek.<br />
Belkemiklerini çatırdatacak yaman bir hesabın gelmekte olduğunu anlayacaklar.] [Kıyamet; 20-25]</span><br />
<span style="color: #ffffff;"><br />
“Şimdi olanı (âcile) sevmek”  Kur’an bütünlüğü içinde dünya malına, servete, altına düşkünlük demek  oluyor. Nitekim aynı kökten gelen kelime Samiri’nin buzağısı  anlatılırken de kullanılır. Bu durumda, “süs eşyalarından buzağı (<em>ı’cl</em>) yapmak”  süs, altın, para, servet hırsından vazgeçememek ve bunu elde etmek için  Firavun’a yaranmak, ona kölece sığınmak, bunun için de onun soğanına,  sarımsağına, mercimeğine, yeşilliğine razı olmak demek olur. Nitekim “Onların kalplerine buzağı (<em>ı’cl</em>) içirildi”  (Bakara; 2/93) ifadesi bunun esasında kalpte olan/içsel bir durum  olduğunu gösterir. Demek ki dışarıdaki put (buzağı) içe  içirilmişin/işlemişin; tutkunun, ihtirasın mücessem ifadesi (<em>ıclen cesedâ</em>) oluyor. İşte yukarıdaki bölümde Mekke’li “Samirî”lerin de aynı durumda olduğu ifade ediliyor…</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Dikkat ediniz ! ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Şimdi olanı (<em>acile</em>) yani altını, serveti sevenlere “HAYIR” (<em>Kella!</em>) diyerek başladı bu Kitab.<br />
</span><br />
<span style="color: #ff0000;"></p>
<p>[HAYIR! Ne zaman ki can boğaza dayanır…<br />
“Doktor yok mu?” diye bağrışılır…<br />
Ayrılık vaktinin geldiği anlaşılır…<br />
El ayak birbirine dolanır…<br />
İşte o zaman kişi Rabbine gittiğini anlar.<br />
Gel gör ki ne söze inandı, ne yöneldi.<br />
Bilakis yalan dedi, sırt çevirdi.<br />
Hep kibirlendi; tarafı etrafı kendine yeter sandı.<br />
Yazıklar olsun böylesine, yazıklar olsun!] [Kıyamet; 26-35]</span><br />
<span style="color: #ffffff;"><br />
Rivayete göre Hz. Peygamber bir gün Ebu Cehil’in yakasından tutup “<em>Yazıklar olsun sana, yazıklar olsun!</em>” diyerek ona ölümü ve kıyameti hatırlatmıştı. Ebu Cehil de Hz. Peygamber’in elini silkip atarak, “<em>Bırak şu yakamı, sen kiminle konuştuğunu sanıyorsun. Sen de Rabbi’nde bana bir şey yapamaz</em>”  diyerek kibirli kibirli adamlarının yanına gitmişti. Bunun üzerine bu  ayetler nazil oldu. Hz. Peygamber’in Ebu Cehil ile tartışırken  kullandığı “<em>Yazıklar olsun sana, yazıklar olsun</em>” (<em>evlâ leke feevlâ</em>) ifadesi burada aynen ayetleşmiştir (Katade, Kelbi, Mukatil).</p>
<p>Görüldüğü  gibi surenin son bölümü ölüm temasını işliyor. Ölüm temasının ilk  mesajlar boyunca sürekli hatırlatılması, son ayetlerde “nutfe”,  “akıtılan meni” , “pıhtı” vurgularının yapılması ve ardından erkek ve  kadın iki eş olarak varedildiğinin söylenmesi oldukça anlamlıdır. Keza  vareldilme/yaratma/yapma anlatılırken “<em>fesevvâ</em>” kelimesinin  kullanılması da çarpıcıdır: Bu, şekil verdi/eşit kıldı yani kadın ve  erkek olarak ayrı ayrı “farklı şekil verdi ve fakat “eşit kıldı  demektir. Ardından son cümlede “Bunu yapan ölüleri diriltemez mi?”  diye sorulması ölümün ve eşitliğin birbirini tamamlaması içindir. Çünkü  ölüm en büyük eşitleyici ilkedir ve kendini bu eşitlikten ayıran  insanlar ölümle tekrar ilk yaratılış anına dönerler. Bu soru aynı  zamanda ölü toprağı serpilmiş bir halkın dirilmesi manasında “toplumsal  dirilişi” ima ettiği gibi, mezarlarda yatan ölülerin  “yeniden dirilişi”  manasında itikat ifade eder ..</span><br />
<span style="color: #ff0000;"><br />
Dikkat ediniz ! ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Tarafına etrafına güvenerek kibirlenenlere “HAYIR” (<em>Kella!</em>) diyerek başladı bu Kitab ..</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><br />
[Dedikodu yaparak alay eden herkesin vay haline!<br />
Vay haline o boyuna mal istif ederek sayıp durana!<br />
Sanır ki malı kendisini sonsuza dek yaşatacak.<br />
HAYIR! O yalayıp yutan bir vakuma atılacak.][Hümeze; 1-5]</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Rivayete  göre buradaki eleştirilerin hedefi Umeyye bin Halef’ti.  Demek ki bu  karakter üzerinden diğer tüm zengin kodamanlar hedef tahtasındadır…</p>
<p>Bu durumda alay edip (<em>humeze</em>) dalga geçme (<em>lumeze</em>)  bir zengin küstahlığı olarak ele alınıyor. Mal toplayıp bununla sonsuza  kadar yaşacağını zanneden kişinin müstağni kibrini resmeder.  Onlar  biriktirdikleri bu mallarla yoksullarla alay ederler: “Kursaklarında  ekmeğim var”, “Ekmeğini ben veriyorum”, “Züğürtler, baldırı çıplaklar”,  “Açlıktan ağızları kokuyor” vb. laflarla küstahlıklarını göstermiş  olurlar. İşte <em>hümeze</em> ve <em>lümeze</em> bu türden bir alay, dalga geçme ve dedikodudur.</span><br />
<span style="color: #ff0000;"><br />
Dikkat  ediniz ! ..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">Mal yığanlara, dönüp dönüp tekrar sayanlara, yığdıklarına  güvenerek yoksularla alay edenlere, dalga geçenlere, yukarıdan bakanlara  “HAYIR” (<em>Kella!</em>) diyerek başladı bu Kitab.</p>
<p>Kur’an’ın ilk altı yıl boyunca inen surelerinde  (yaklaşık ilk 40 sure) HAYIR (<em>Kella!</em>) geçen yerleri gördünüz.</p>
<p>Nelere “HAYIR” (<em>Kella!</em>) dendiği apaçık ortada.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Gözler kör olmaz kalplerdir kör olan ..</span></p>
<p></span></strong></p>
<img src="http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?ak_action=api_record_view&id=522&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/kuranda-hayir-sesleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an&#8217;da Üç Terim: Emek, Açlık, Yoksulluk</title>
		<link>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/kuranda-uc-terim-emek-aclik-yoksulluk/</link>
		<comments>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/kuranda-uc-terim-emek-aclik-yoksulluk/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Feb 2011 21:26:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[açlık]]></category>
		<category><![CDATA[emek]]></category>
		<category><![CDATA[kur'an'da üç terim: emek]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?p=520</guid>
		<description><![CDATA[Tunus’ta bir üniversiteli gencin kendini yakmasıyla başlayıp dalga  dalga tüm Arap ülkelerine yayılan isyan hareketlerinin öğrettiği çok şey  var. Tunus’ta ve Mısır’da insanlar ellerinde EKMEK ile yürüyüşe geçti.  El-Hurriye yani [ÖZGÜRLÜK], er-Rağife yani [EKMEK] ve eş-Şerife yani [ONUR] diye yeri göğü inlettiler. Pide ekmeklerin üzerine el-Cu’i yani [AÇLIK] ve el-Fakr yani [YOKSULLUK] yazılarıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Tunus’ta bir üniversiteli gencin kendini yakmasıyla başlayıp dalga  dalga tüm Arap ülkelerine yayılan isyan hareketlerinin öğrettiği çok şey  var. Tunus’ta ve Mısır’da insanlar ellerinde </strong></span><strong><span style="color: #ffffff;">EKMEK ile yürüyüşe geçti.  <em>El-Hurriye</em> yani [ÖZGÜRLÜK], <em>er-Rağife</em> yani [EKMEK] ve <em>eş-Şerife</em> yani [ONUR] diye yeri göğü inlettiler. Pide ekmeklerin üzerine <em>el-Cu’i</em> yani [AÇLIK] ve <em>el-Fakr</em> yani [YOKSULLUK] yazılarıyla çığlık çığlığa bağırdılar ..</span><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Gel gör ki en </strong><strong>[tuzu kurular] bizimkiler çıktı. Çünkü takip edebildiğimiz kadarıyla destek eylemlerinde </strong><strong>[İslamcılar] zinhar ağızlarına </strong><strong>[EKMEK, AÇLIK, YOKSULLUK]</strong> kelimelerini almadılar, almıyorlar. Bu sözleri <strong>[boğaz davası] diye aşağıladılar, aşağılıyorlar ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Keza sol guruplar da zihnar </strong><strong>[ALLAH ALLAHUEKBER] diyemediler, diyemiyorlar ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Oysa en azından saygı gösterip onların dilini kullanmaları gerekmiyormuydu ? ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>[ALLAH, EKMEK, ÖZGÜRLÜK] diye bağırılırken İslamcıların </strong><strong>[ekmek], solcuların da </strong><strong>[ALLAH] sözünden kaçtıklarını gözlerimizle gördük ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Çok tuhaf ! ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Tuhaftan da öte </strong><strong>[ALLAH’ın sesi ile yoksulun sesini ayırma projesi] dediğimiz operasyonun trajik kurbanları olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Bir taraf </strong><strong>[açlık, yoksulluk, ezilen] diyor ALLAH diyemiyor, diğer taraf </strong><strong>[ALLAH, din, iman] diyor, açlık, yoksulluk, emek diyemiyor ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Nereden baksan tutarsızlık, nereden baksan ahmakça ..</strong></span></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Oysa Tunus’tan yayılan isyan dalgası bunu nasıl da aştı. İnsanlar ellerinde ekmeklerle yürüdüler ve meydanlar </strong></span><strong><span style="color: #ffffff;">[Özgürlük, Ekmek, Onur, Allahuekber]</span> <span style="color: #ffffff;">sesleriyle inledi, inliyor. Bakın, Anadolu’nun bir köyüne veya kasabasına gidin. İnsanların yerde  gördükleri iki şeyi alıp öperek yukarı koyduklarını göreceksiniz; KUR&#8217;AN ve EKMEK ..</span><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KUR&#8217;AN ve EKMEK ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ALLAH ve EMEK ..</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">ÖZGÜRLÜK ve ONUR ..</span><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Yeryüzünde bundan daha yüce, bundan daha büyük bir dava var mıdır ? ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>EKMEK emeğin sembolüdür ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>EMEK Kur’an’da yegane insani değerdir; </strong><strong>[İnsan için emeğinden başkası yoktur][Necm; 39] der Kur’an ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Emeğin hakkı ALLAH’ın hakkıdır ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Yoksula vermek ALLAH’a vermektir ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Emeği sömürmek Kur’an’a göre en büyük günah olup ALLAH’a [şirk] koşmak demektir ..</strong></span></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Emek</span> <span style="color: #ff0000;"><em>[sa’y</em>]</span><span style="color: #ffffff;">, Açlık</span> <span style="color: #ff0000;"><em>[cu’i</em>]</span> <span style="color: #ffffff;">ve yoksulluk kavramları Kur’an söyleminin özüdür. Çünkü Kur’an bunların sesi, soluğu ve çığlığı olarak doğmuştur. Başta <em>tevhid </em>ve <em>şirk</em> olmak üzere diğer bir çok kavram bunlarla ilgilidir. İslam’ı bunlardan koparırsanız </span></strong><span style="color: #ffffff;"><strong>[tapınak dinine] ve </strong><strong>[zengin eğlencesine] çevirmiş olursunuz ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Nasıl mı ? ..<br />
</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Bakın nasıl ..</span><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>[SA’Y]: Sözlükte kökü mastar olarak [çalışmak, koşmak] demektir. </strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Çaba, gayret <em>[sa’y</em>]</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Mesâi, iş, çalışma [<em>mesâ’î</em>]</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Bir adamı kendi emeği ile geçinir hale getirmek [<em>is’â</em>]</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Koşuşmak, koşuşturmak <em>[tesâî</em>]</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Laf getirip götüren <em>[es-sâî</em>]</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Haber getirip götüren, postacı <em>[sâî</em>] kelimeleri bu köktendir ..</span><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Görüldüğü gibi koşturma, çalışma, iş, mesâi anlamına gelen <em>sa’y</em> kavramı Türkçede ALIN TERİ dediğimiz şeyi çağrıştırır. Ayet [İnsanın emeğinden/alınterinden başkasını alma hakkı yoktur] ölümsüz  ölçüsünü getiriyor. Ayette geçen insan için <em>[li’l-insani</em>] ifadesi sahiplik ifade eder ve insanın bir şeyi alması, kendine ait kılması manası verir. Bu nedenle Türkçede <em>sa’y</em> kavramını karşılayacak en iyi iki kelime EMEK ve ALIN TERİ sözcükleridir ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong><br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>[Alın] Eski Türkçe’deki [7.yy] [almak] sözcüğünden geliyor ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>[Alın]  Türkçede şahsiyet, kişilik ifade eder .. </strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>[Alın teri, alınyazısı, alnı ak  yüzü açık, alnına kara leke sürmek, alnından silinmemek, alnından ter  boşanmak] vs. sözlerinde geçen [ALIN] bu manadadır. Demek ki insanın  şahsiyeti esasında [ALMAK] ile ilgili bir şeydir. Hep alanın hiç  vermeyenin, yani kendi emeği ile geçinmeyen birinin kişilikli,  şahsiyetli, alınlı, alnı açık olduğunu söylemek mümkün değildir. Nitekim [Eli ekmek tutmak, tuttuğunu koparmak, ekmeğini taştan çıkarmak, bir  baltaya sap olmak] deyimleri de doğrudan bu kişilikle ilgilidir. Şu  halde kişinin [şahsiyet] olması [alın teri] ile doğru orantılıdır ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Öyle ya, kuran’ın fatiha suresinde ki, [Ancak senden yardım isteriz]   ifadesi boşuna söylenmiyor ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Burada [Kimseden bir şey almayın, istemeyin  ancak hep verin, dağıtın, paylaşın] mesajı vardır ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Doğrusu bu son derece  zor bir iştir ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Zira insan kimseden yardım istemeden, yalnızca ALLAH’tan  yardım isteyerek nasıl yaşabilir ? ..</strong></span></p>
<h2><span style="color: #ffffff;"><strong>Bunun manası nedir ? ..</strong></span></h2>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong><br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Öyle görünüyor ki bunun amacı bütün görkemi ile hayatın içindeki [o  tek kişilik insanı] öne çıkarmaktır. </strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>İnsanın kendi imkânlarını,  yeteneklerini, çabasını, emeğini, alın terini yüceltmektir ..</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Çünkü sadece  ALLAH’tan yardım istemek, ALLAH dış dünyada somut bir nesne olmadığı  için sonuçta insanın bir başına kalması demektir.</span> <span style="color: #ff0000;">Bu durumda insan kendi  çabası ve doğal yeteneklerine güvenmeli, yaşayan hayat ve açık  tabiattan ekmeğini çıkarmalıdır. Bu aynı zamanda ALLAH’a dayanmak,  O’ndan başkasına yönelmemek demektir. Zira hayat ve tabiat ALLAH’ın  davranışı ve karakteridir. [Rezzak] sıfatının tecelligâhıdır. Yani  alırken yaşayan hayata ve açık tabiata; ALLAH’ın rızkının tecelligâhına,  verirken ise insanlara yönelen bir kişilik ..</span><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Öte yandan [EMEK] kelimesi de eski Türkçe’de [7. yy] zahmet ve  sıkıntı çekmek anlamına gelen [emgemek] sözcüğünden geliyor. Şu halde  emek ve alın teri sözcükleri, koşturma sonucu terlemek, başkasından  almamak için kendisi çalışmak, koşturmak, ter dökmek, bunun için zahmet  ve sıkıntı çekmek, böylece kendi şahsiyetini oluşturmak manasında <em>[sa’y]</em> kelimesinin tam karşılığı olur ..</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Demek ki emek ve alın teri yani</span><span style="color: #ff0000;"> [<em>s’ay</em>]</span> <span style="color: #ffffff;">insan hayatının yegâne  değeridir ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Bunun dışındaki tüm [almalar] başkasına ait olanı yani, [çalmalar]  demek olur ..</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Hiçbir emek sarf etmeden başkasının sırtından geçinenler,  tek damla alın teri olmadığı halde hesapsız para kazananlar, çalanlar,  çırpanlar, soyanlar.  Bunların hepsi emek hırsızları olup, yaptıklarının  hesabını vermeden varlık âleminden çekilemeyeceklerdir. Mezara girerek  kendini unutturduğunu sananlar yanıldıklarını anladıklarında iş işten  çoktan geçmiş olacaktır. Şu halde Türkçede  [El emeği göz nuru dökmek, koşuşturmak, çalışıp  çabalamak, ter dökmek, anasının ak sütü gibi helâl olmak] deyimleri <em>[sa’y-u gayret</em>] anlamında değer olarak vazediliyor ve insan için yegane edim buna bağlanıyor ..</span><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>[CU’İ]: </strong><strong>[Açlık] demektir ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Açlık Kur’an’da önemli üzerinde durulan bir kavramdır ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Bir çok yerde geçer ama bir </strong><strong>[terim] olarak şunu ifade eder; Malum, kıssaların anasında [Adem kıssası] ALLAH’ın istediği dünya [cennet], kimsenin </strong><strong>[aç] yani [yeme-içme ihtiyacından mahrum] </strong><strong>[çıplak] yani, [giyinme ve barınma ihtiyacından mahrum] [</strong><strong>susuz] yani, [yaşamı sağlayan diğer temel ve zaruri ihtiyaçlardan mahrum] olmadığı ve </strong></span><strong><span style="color: #ffffff;">[güneşin sıcağında yanmayan] [saldırı tehditlerine karşı güven içinde] bir dünyadır </span><span style="color: #ff0000;">[Bakınız: Taha suresi 20/118-119]</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Fakat bu bir takım muhterislerin kendi eleriyle yaptıkları yüzünden gerçekleşememektedir.</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Kur’an bir ülkenin açlık ve şiddetli yoksulluğa düşme sebebini şöyle açıklar:</span> </strong><span style="color: #ff0000;"><strong>[Bir  ülke düşünün; halkı güven ve huzur içinde yaşıyor. Bolluk ve refah  içinde yüzüyorlar. Derken ALLAH’ın nimetlerini inkar ediyorlar.  Yaptıklarına karşılık ALLAH da onları açlık ve korkuyla tanıştırıyor][Nahl suresi 16/112]</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Onların yaptıkları neydi ki açlık, yoksulluk ve korkuyla tanıştılar [tattılar] ? ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Bunu anlamak için Kur’an’ın dünyasında özel bir anlama sahip</strong></span><strong><span style="color: #ffffff;"> [Allah’ın nimetlerini inkar etmek] tabirini iyi anlamak lazımdır. Bakın aynı sure içinde bu nasıl açıklanıyor:</span> </strong><span style="color: #ff0000;"><strong>[Zenginler rızıkta üstün kılınanlar mallarını ‘Arada fark kalmaz, eşit hale  geliriz’ diye yanındakilerle paylaşmıyorlar. Allah’ın nimetini mi inkâr  ediyor bunlar][Nahl suresi  16/71]</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Demek ki bir ülkede açlık ve yoksulluk </strong><strong>[kavmin zenginlikten şımarmış ileri gelenlerinin] yani </strong><strong>[üsttekilerin] mülkiyet hırsıyla </strong><strong>[alttakiler] ile eşit hale gelmek istememeleri yüzünden olmaktadır. Bu durumun sürüp  gitmesi ALLAH’ın nimetini [rızık ve rızık kaynaklarını] inkar ve halka  karşı işlenmiş bir suçtur ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Bugün için açlık ve yoksulluk Kur’an’ın mantığı açısından birinci dereceden bir sorundur ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Bütün her şey bundan sonra gelir ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>[Açlık, korku ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edilme] sanıldığının  aksine, ALLAH’ın bunları kullarına musallat edip gökten olup bitenleri  seyretmesi değildir. Bilakis rızık ve rızık kaynaklarını mülkiyetlerine  geçirerek açlık ve yoksulluğa neden olanlar engellenmezse bunların sürüp  gideceği, belamızı kendimiz istediğimiz için ALLAH’ın da bunu bize  tattıracağının varlığın [hayatın] diliyle konuşularak hatırlatılmasıdır ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong><br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong><br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Kur’an’da yoksulluk kavramı ise bir değil; bir çok kavram halinde geçer .. </strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">EN ÖNEMLİLERİ ŞUNLARDIR:</span><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>[FUKARÂ]: [Fakirler] demektir. Kök olarak </strong><strong>[Omurga kemiği kırılmış] manasındadır ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Türkçe’de <em>[fıkra</em>] da aynı kökten. Bu durumda <em>[fıkra anlatmak</em>] yazı gibi tüm ayrıntıları içermeyen, kırılmış omurga gibi atlanmış, kırık anlatım demek. Eskiden köşe yazarlarına [<em>fıkra muharriri</em>] denirdi. Yani anlatımı zayıf, konularını derinlemesine ele almayan, üstünkörü yazan manasında.  Bu arada Arap zayıf deveye de [<em>fakr</em>]  demiş ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Terim olarak fakirin, türlü tanımlar yapılmışsa da üzerinde ittifak edilen görüş </strong><strong>[temel </strong><strong>ve zaruri </strong><strong>ihtiyaçlarını karşılayamayan kimse] olduğudur. Bunlar da insanoğluna şu dünyada lazım olan yeme-içme,  giyinme ve barınma ihtiyaçlarıdır. İşte bunları kendi çabası ile  karşılayamayan kimseye fakir veya yoksul diyoruz. Kişi bunları  karşılayamayınca beli bükülüyor, </strong><strong>[omurgası kırılıyor] ve dik duramaz hale geliyor. Kur’an’da yoksuluk için en çok kullanılan kavram budur. Hemen hemen tüm <em>zekat, infak, sadaka, karz, i’ta</em> vb. vermeye yönelik ayetlerde ilk sırada geçer ..</strong></span></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Günümüzde </strong><strong>[İŞSİZ] kategorisine takâbül ettiği  söylenebilir ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Çünkü işsizin yeme-içme, giyinme ve barınma ihtiyaçlarını  karşılayacak bir işi olmadığı için geliri de yoktur ..</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Bu durumda işsiz  beli bükük, omurgası kırık kişi olur ..</span><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>[MESÂKİN]: </strong><strong>[Yoksullar] demektir. Kök olarak </strong></span><strong><span style="color: #ff0000;">[sakin olan, susan, duran, dinen şey] manasındadır. </span><span style="color: #ffffff;"><em>[Sukûn] </em>hareketin durması, <em>[seken] </em> ise mülkü olmadığı halde kira veya başka bir şekilde evde oturmak demektir. <em>[Meskûn mahal</em>] veya <em>[Mahalle sâkinleri</em>]  buradan gelir ..<br />
</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong><em>Fukarâ</em> ile <em>mesâkin</em> arasında şöyle bir fark olduğu söylenebilir: <em>Fukâra</em> işsiz olduğu için zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak gelirden yoksun olanlar,  <em>mesâkin</em> de işi olduğu halde geliri zaruri ihtiyaçlarını karşılamaya  yetmeyenler, bu nedenle de geçim sıkıntısı çekenler demektir. Öyleki işi  olduğu, kira da olsa bir evde <em>meskun</em> bulunduğu için görenler  onu hali vakti yerinde birisi sanmaktadır. Halbuki geliri zaruri  ihtiyaçlarını bile karşılamaya yetmemekte, geçim sıkıntısı çekmekte ve  bunu da <em>sâkin</em> durarak, susarak kimselere söylememektedir. İşte <em>[mesâkin]</em> budur ..</strong></span></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>[BÂİS]: </strong></span><strong><span style="color: #ff0000;">[Şiddetli sıkıntı çeken] demektir. Şiddetli darlık, yokluk, çaresizlik, açlık, savaş manalarına gelir. </span><span style="color: #ffffff;"><em>Fukarâ</em> ve <em>mesâkin’</em>den daha şiddetli yoksulluğu ifade eder. İbn Abbas’a göre <em>Bâis</em>,  şiddetli yoksulluğu yüzünden ve elbisesinden belli olan kimsedir.   Çünkü fakirin fiziki görünümü böyle değildir. Fakirin elbisesi temizdir  ve yeterli gıda aldığı da yüzünden belli olmaktadır [Bakınız: Razi]  Bu durumda <em>Bâisûn</em>, şiddetli fakr-u zaruret içinde olduklarından istemek zorunda bırakılan hatta yalvartılan </span></strong><strong><span style="color: #ffffff;">[yalınayaklıları] ifade eder.  Kur’an’da <em>[el-Bâise’l-Fakîr</em>] şeklinde geçer </span><span style="color: #ff0000;">[Bakınız: Hacc suresi 22/28]</span></strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>[MUMLİG]: </strong></span><strong><span style="color: #ff0000;">[Fakir düşmekten korkan] demektir.</span> <span style="color: #ffffff;">Kur’an’da şöyle geçer:</span> <span style="color: #ff0000;"><em>[Yoksulluk</em> <em>korkusuyla</em> <em>çocuklarınızı öldürmeyin</em>][En’am suresi 6/151] <em>[Yoksulluk korkusuyla</em><em>çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır</em>][İsra suresi  17/31]</span></strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong><em>Mumlig</em> ile <em>memluk </em>arasında yakınlık olduğu anlaşılıyor ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong><em>Memluk </em>başkasına  köle olmuş kimse demektir ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Kur’an’ın indiği dönemde Mekkeliler kız  çocuklarını diri diri toprağa gömmekteydi ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Çünkü yoksulluk belasından  Mekkeli tefeci bezirgânlardan borç para almakta, daha sonra bunları  ödeyememekte ve tefeciye köle olmaktaydılar. Eşlerini ve kızlarını da  onlara vermekte ve umumhanelerinde çalıştırılma zilletine katlanmak  zorunda kalmaktaydılar. İleride kızlarının başına bu gelmesin diye de  çocuklarını diri diri gömmekteydiler. İşte bu çeşit yoksulluk [<em>İleride tefecinin eline düşerek yoksullaşır, ona köle olur, beni, eşimi veya kızımı ne olur bırak</em> <em>diye yalvarmak zorunda kalırım</em>] korkusunu ifade ediyor. Onun için olsa gerek <em>[mumlig], </em>sözlüklerde </strong><strong>[boyun eğen ve yalvaran yoksul] diye tarif edilmiş [Bakınız: İbn Manzur]</strong></span></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>[MAHRÛM]: </strong></span><strong><span style="color: #ff0000;">[Yasaklanmış] demektir. Türkçe’de de kullanılan <em>[mahrum bırakılmak</em>]  manasındadır.</span> <span style="color: #ffffff;">Diğer yoksulluk kavramlarından farkı elinden bir iş  geldiği, bilgisi ve becerisi olduğu halde haksız yere bunları kullanma  imkanı kendisine verilmeyen, yasak konan, engellenen, bundan dolayı da  yoksul ve muhtaç duruma düşen demektir. </span></strong><strong><span style="color: #ffffff;">[Kamu hizmetinden mahrumiyet] bunu ifade eder. Kur’an’da zenginlerin malında yoksullar   için hak olduğu söylenirken geçer</span> <span style="color: #ff0000;">[Bakınız: Zariyat; 19/51, Mearic; 50/25]</span> <span style="color: #ffffff;"> Genel olarak da ALLAH’ın yarattığı rızık ürün ve rızık kaynaklarından üretim araçları mahrum bırakılan bütün yoksulları ifade eder ..</span></strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>[MUHTAÇ]: </strong></span><strong><span style="color: #ff0000;">[İhtiyaç sahibi] demektir. <em>Hacet, ihtiyaç, muhtaç</em> kelimeleri buradan gelir.</span> <span style="color: #ffffff;">Kur’an’da ALLAH’ın yarattığı rızık [ürün] ve  rızık kaynaklarına [üretim araçları] insanların ihtiyaç duyması  manasında kullanılır. ALLAH evcil hayvanları yaratmıştır ki insanlar  yiyeceklerini ve binitlerini onlarla karşılasın diye. Nice faydaları  olan bu hayvanlarla </span></strong><strong><span style="color: #ffffff;">[ihtiyaçlar] giderilir </span><span style="color: #ff0000;">[Mu’min suresi 40/850] </span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Gemiler, su, ırmak, deniz, toprak, bahçe ve madenlerde de nice  faydalar vardır. Bütün bu rızık ve rızık kaynakları insanlar içindir.   Fakat bunların etraflarına </strong><strong>[çit] çevirilip özel mülkiyete alınması yüzünden ALLAH’ın kullarından kimileri buralara sokulmamakta, dışarıda tutulmaktadır. İşte </strong><strong>[muhtaç] bunlardan uzak tutulan, yararlandırılmayan kimsedir. Oysa </strong><strong>[iman] kalplerine yerleşmiş olanlar ve daha  önceden buralara [rızık ve rızık kaynaklarına] yerleşenler, sonradan  gelenleri  [hicret edenleri] sevgiyle bağırlarına basarlar ve onlara  verilenlerden dolayı haset etmezler. Kendilerinin </strong></span><strong><span style="color: #ffffff;">[ihtiyacı] olsa bile onları kendilerine tercih ederler. Kim bencilce hırslarından [servet, siyaset, şehvet, şöhret] tutkusundan arınırsa işte onlar  kurtulmuştur</span> <span style="color: #ff0000;">[Bakınız: Haşr suresi 59/9]</span></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>[SÂİL]: </strong></span><strong><span style="color: #ff0000;">[İsteyen] demektir. Daha doğrusu istemek zorunda kalan manasındadır. </span><span style="color: #ffffff;">Yukarıdaki [<em>Bâis</em>] ile benzer anlamdadır. <em>Bâis’</em>de istemenin nedeni [şiddetli fakr-u zaruret] öne çıkarılırken, <em>Sâil</em> de şiddetli fakr-u zaruretin sonucu [isteme, dilenme, yalvarma] öne  çıkarılır. Bu duruma düşmüş olan için peygambere şöyle ‘emredilir’; </span></strong><strong><span style="color: #ff0000;">[Sakın isteyeni/yalvaranı azarlama][Duha suresi 93/10]<span style="color: #ffffff;"> </span></span><span style="color: #ffffff;">Keza bu tabir, ALLAH’ın, yarattığı dünya nimetlerini ona ihtiyacı olanlar/isteyenler arasında </span></strong><strong><span style="color: #ffffff;">EŞİTÇE takdir ettiğini söylerken de kullanılır:</span><span style="color: #ff0000;"> </span></strong><strong><span style="color: #ff0000;">[Yeryüzünde  sabit dağlar yarattı. Yeryüzünü (rızık ve ürünlerle) bereketlendi.  Orada ihtiyacı olanlar/isteyenler (sevaen li’s-sâilîn) eşitçe  (paylaşsın) diye dört günde (dört mevsim) gıdalar takdir etti][Fussilet suresi  41/10] </span> <span style="color: #ffffff;"><em>Sâil</em>, aynı zamanda <em>suâl </em>soran demek, <em>mes’ele</em> de buradan gelir. Dolayısıyla soru soranı, bir mes’elesi olduğunu  söyleyeni, senden yardım isteyeni sakın azarlama, küçük görme manasına  da gelir ..</span></strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>[YETİM]: </strong><strong>[Öksüz] demektir. Arapların </strong></span><strong><span style="color: #ff0000;">[eşsiz inci] <em>[durre yetim</em>]  sözünden alınmıştır.</span> <span style="color: #ffffff;">İnci nasıl diğer taşlar arasında benzersiz ise  yetim de diğer insanlar arasında kimsesi olmaması bakımından  benzersizdir. <em>Öksüz</em>, eski Türkçe’de [8.yy] <em>Anne</em> <em>[ög</em>] kelimesinin <em>[süz, sız</em>] olumsuzlama ekiyle kullanılmasından geliyor. <em>Göğüssüz</em> <em>[öğ-süz</em>] yani yaslanacak bir anne göğsü bulamayan demek. Kur’an’da yukarıdaki <em>sâil</em> için söylenen aynen yetim için de söylenir:</span> </strong><span style="color: #ff0000;"><strong>[Sakın öksüzü hor görme/üzme][Duha suresi  93/9]</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Daha geniş açıdan bakarsak, bugün için kimisi annesi babası olmama  anlamında, onları bir şekilde kaybetme anlamında, kimisi toplumu içinde  yalnız kalma anlamında öksüzdür. Babası, annesi olmayan, toplumunda  yanlış anlaşılan, doğruyu söylediği için dokuz köyden kovulan, onca  gürültü arasında sesini duyuramayan, sözü yarım kalan, dışlanan, mahkûm  edilen, çaresiz kalan, kapısı çalınmayan, unutulan, terk edilen,  taşlanan herkese öksüz demek icap eder ..</span><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong><br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Mağaradan şehre inen adam </strong><strong>[Hz.Muhammed][selam O'na][Beni örtün, beni örtün] dedi ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Eşi Hatice onu şöyle teselli etti:</strong></span><span style="color: #ff0000;"><strong> [Sen öksüzü korursun, yoksulun yanında olursun ve asla yalan  söylemezsin. Bu duyduğun ses İbrahim’e, Musa’ya, İsa’ya gelenin aynısı  Namus-u Ekber’dir, korkma] </strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Bu sözler daha sonra <em>Mâun </em>adıyla sure oldu, ayetleşti ..</span><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Öksüzü korumak ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Yoksulun yanında olmak ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Ve asla yalan söylememek ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong><br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Ey</strong><strong> [emek, açlık, yoksulluk] kelimelerini ağızlarına alamayan tuzu kurular ! ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>[Öksüzü korumadan] [</strong></span><strong><span style="color: #ffffff;">yoksulun yanında olmadan] İslam mı olur sanıyorsunuz ? ..</span><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Altlarında milyon dolarlık jiplerle, işçisinin üç kuruşuna göz dikenler,  Biraz daha olsun, daha fazla olsun derken, ayaklar altında ezilenleri görmeyenler, ALLAH&#8217;ın eşit olarak taktir ettiği kainatı çitlerle çevirip hepsi benim, ben sana yeterince veririm diyenler, Mülk ALLAH&#8217;ındır sözünü dillerinden düşürmeyip ALLAH&#8217;ın mülkünde, ALLAH&#8217;ın kullarını ezenler, bahşiş olarak bir askari ücret verirken, askari üçretlinin emeğine göz dikenler ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Nereye gidiyorsunuz ? ..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Sizinki hangi din ? ..</strong></span></p>
<img src="http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?ak_action=api_record_view&id=520&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/kuranda-uc-terim-emek-aclik-yoksulluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kıssaların Anası</title>
		<link>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/kissalarin-anasi/</link>
		<comments>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/kissalarin-anasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Jan 2011 18:28:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ademin cennetten kovuluşu]]></category>
		<category><![CDATA[ilk yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[kıssaların anası]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış kıssası]]></category>
		<category><![CDATA[yasak ağaç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?p=506</guid>
		<description><![CDATA[Şairin [Zifiri karanlıkta gelse şiirin hassı ayak sesinden tanırım/Ne zaman bir köy türküsünü dinlesem şairliğimden utanırım][B. Rahmi Eyüboğlu] demesi gibi, biz de ne zaman kıssaların anasını okusak B. Rahmi gibi utanırız. Doğrusu bu ya nedenini de bilmiyoruz ..
Dünya tarihinde insanlığa mal olmuş böyle bir kıssa var mıdır ? ..
Sümer tabletlerinden Babil teolojisine, Yunan mitolojisinden Kızılderili [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #ffffff;">Şairin</span> <span style="color: #ff0000;">[Zifiri karanlıkta gelse şiirin hassı ayak sesinden tanırım/Ne zaman bir köy türküsünü dinlesem şairliğimden utanırım][B. Rahmi Eyüboğlu]</span> <span style="color: #ffffff;">demesi gibi, biz de ne zaman kıssaların anasını okusak B. Rahmi gibi utanırız. Doğrusu bu ya nedenini de bilmiyoruz ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Dünya tarihinde insanlığa mal olmuş böyle bir kıssa var mıdır ? ..</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Sümer tabletlerinden Babil teolojisine, Yunan mitolojisinden Kızılderili efsanelerine kadar bu denli evrensel, kalıcı ve doğrudan insanlık macerasını özetleyen bir kıssa sanırız ki, anlatılmamıştır. Ali Şeriati’nin dediği gibi [YARATILIŞ KISSASI] bütün milletlerin din ve mitolojilerinde var. Değişik versiyonlarıyla nesiller boyu anlatılıyor. Galiba onu bu denli önemli kılan, bir taraftan [KÖKEN] anlatısı olması, diğer taraftan da [BENİ BANA, SENİ SANA, ONU ONA, BİZİ BİZE] anlatıyor olduğundan olsa gerek ..</span><br />
<span style="color: #ff0000;"><br />
Çünkü her doğan çocuk bir ADEM’dir ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Ve her doğan çocukla birlikte ADEM KISSASI yeniden başlar ..</span><br />
<span style="color: #ffffff;"><br />
Farklı dini metinlerde [Adem/Adam], [Yaratılış], [Adem-Havva], [İblis]  şeklinde ifade edilen [KISSALARIN ANASI] yani adem, yani yaratılış kıssası aslında içimizdeki savaşı/çatışmayı ve HAYAT denen MEÇHULE GİDEN yolculuğumuzu anlatmaktadır.</span> <span style="color: #ff0000;">Anlatılan biziz; ben, sen, o hepimiz. Bu nedenle kesinlikle üzerimize alınarak; [yaşayan kıssa]&#8216;ya dönüştürerek okumamız gerekiyor ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Bundan dolayıdır ki, şimdi tüm bildiklerinizi unutun ve gelin [ADEM KISSASINI, YARATILIŞ KISSASINI] birlikte okuyalım ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Malum, KUR&#8217;AN’da 23 kıssa, 22 de mesel yani [örnek] anlatılır. Kıssaların anası, yani [Adem kıssası] ise Kuran’da toplam yedi yerde geçer [Bakara; 30–38, A’raf; 11–24, Hicr; 21–44, İsra; 61–65, Kehf; 50–51, Taha; 115–127]. Kıssa’nın en geniş toplu özeti ise Araf suresinde verilir. KISSALARIN ANASI dememiz Kur’an kıssalarının kendi iç bütünlüğü açısından da boşuna değildir. Çünkü diğer tüm kıssalar ondan doğar ve bir yönüyle onu açıklar ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Örneğin;</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Şeytanın üstünlük iddiasını Firavun’da ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Yıkılmayacak bir mülke sahip olma hırsını’ Karun’da ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Beni sen azdırdın [Allah böyle istedi] iddiasını Haman’da ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Tanrılaşma/ölümsüzleşme arzusunu Firavun ve Nemrud’ta ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Doğruluk ve dürüstlük yolunun üzerine oturma iddiasını yol başlarına oturmuş, şehre hakim dokuz çete&#8217;de ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Yasak ağaçtan yeme uyarısını Salih’in devesinde ve Talut’un sudan içmeyin uyarısında ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Adem tövbesini peygamberlerde, Salihlerde ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>ALLAH’ın yardımını, Musa’nın Kızıldeniz’den geçişinde ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Adem’in ALLAH’tan kelimeler almasını, İsa’nın ALLAH’ın sesi [kelimesi] oluşunda buluruz ..</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Bütün kıssalar KISSALARIN ANASI ile bir yönüyle irtibatlıdır. Diğer tüm kıssalar kıssaların anasıyla; kıssaların anası da bizimle irtibatlıdır. Döner dolaşır beni, seni, onu; bizi anlatır. Bu nedenle [dinî zihin] de, olup biteni izah edercesine  [Şeytan da beni ateşten onu toopraktan yarattın, ben ondan üstünüm demişti]. Veya [Şeytan, Adem’i ve eşini yıkılmayacak bir mülk vaadi ile kandırmıştı, bunlar boş işler, dikkat etmek, haddi aşmamak lazım] vs. türünden değerlendirmeler yapılır. Bitmek tükenmek bilmeyen bir yorum zenginliği yaratılır. Her vesile ile bağlantılar kurulur ve KISSALARIN ANASI her daim yaşar ..</span><br />
<span style="color: #ff0000;"><br />
Bu açılardan bakılınca Adem kıssası gerçekten kıssaların anasıdır ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Onda hayatın özü ve özeti vardır ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong><br />
Aşağıda kıssayı Kur’an’da geçen yerleri tarayarak iki [sahne] halinde topladık. Birinci sahneye Begoviç’in tabiri ile [semavî prolog] yani  [gökteki ilk konuşma], ikinci sahneye de [yerdeki diyalog] dedik. Birinci sahnede konuşmalar ALLAH, Melekler ve İblis arasında geçmekte, ikinci sahnede ise ALLAH, Şeytan, Adem/Adam ve Eşi yer almaktadır. Birinci sahnedeki teorik muhayyile, ikinci sahnede pratik gerçekliğe dönüşmektedir. Edebiyat diliyle söyleyecek olursak, birinci sahneye tümden [gerçeküstücü] anlatım tarzı hakimken, ikinci sahnede [toplumsal gerçekçi] eğilim görülür ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Bu haliyle KISSALARIN ANASININ tarih boyunca bir çok edebiyatçı, şair, filozof , bilge ve yazı ustasına ilham kaynağı olduğunu görüyoruz. Mesela Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig adlı eseri bu tarzda yazılmıştır. Yusuf Has Hacip anılan eserinde dört kişiyi birbiri ile konuşturur: Kün-Toğdı adalet/kanun, Ay-Toldı mutluluk, Oğdülmiş akıl, Odgurmış akibet’tir. Eser boyunca bunlar birbiriyle konuşur ve insan, hayat, mutluluk ve gelecek hakkında öğütler verilir. Bireysel ve toplumsal kurtuluşun yolları gösterilir. Tarihin yükseliş ve çöküş yasaları anlatılır. Eflatun’un Devlet’i de aşağı yukarı böyledir ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KISSALARIN ANASINDA da esas amaç budur ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Kıssa sembolik kavram ve ifadeleri ile gerçeküstücü anlatımın dini örneğini teşkil eder ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Önceki çağların dini metinleriyle irtibatlı yüksek derecede bir dini edebiyat ve metafizik kavramsallaştırma görülür ..</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Malum Kur’an’ın ahlak, hukuk, siyaset ve doğa ile ilgili ayetlerini sembolik okuma imkanı pek yokken, özellikle metafiziği kavratma amaçlı anlatılarında ve kıssalarda bol miktarda sembolik kavram ve ifadeler görürüz. Bu açıdan kıssaların anası aynı zamanda KUR&#8217;AN&#8217;IN SEMBOLİK OKUNUŞU&#8217;na gayet güzel bir örnektir ..</span><br />
<span style="color: #ffffff;"><br />
Kıssada anlatıcı, bir gerçek varlık olarak ALLAH’tır. ALLAH’ın insan öncesi yarattığı ve yaratıldığı hal üzere olan tüm varlıklar; yeryüzü, gökler, geceler, gündüzler, dağlar, nehirler, yıldızlar, bulutlar, yağmurlar, bitkiler, ekinler, rüzgarlar vb. alemdeki tüm iyilik güçleri Melâike/Melekût olarak ifade edilirler. Teşhis yani [kişileştirme] ve intak, yani [konuşturma] sanatı çerçevesinde bütün bunlar Melekler adıyla konuşan, canlı bir varlık halini alarak dile gelip konuşurlar. Sonra Adem/Adam/İnsan olarak iç dünyamız konuşturulur. İçimizdeki [kötülük dürtülerine] birinci sahnede İblis, ikinci sahnede Şeytan denir. Adeta şavkımıza ayna tutulur ve içimizde ne gibi bir canavarın yattığı ve hangi hallerde uyanıp bizi yoldan çıkaracağı haber verilir ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Sözü daha fazla uzatmadan kıssaya geçelim ..<br />
</span> <span style="color: #ffffff;"><br />
<span style="text-decoration: underline;"><br />
[Birinci sahne]</span></span><br />
<span style="color: #ff0000;"><br />
ALLAH<span style="color: #ff0000;">:</span></span><span style="color: #ff0000;"> [Yeryüzünde bir halife var edeceğim]</span><br />
<span style="color: #ffffff;"><br />
MELEKLER: [Biz seni övüp yüceltiyoruz, orada kan dökecek birisini mi]</span></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ALLAH: [Sizin aklınız ermez, Ben bilirim. Eğer biliyorsanız eşyanın isimlerini söyleyin bakalım]</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>MELEKLER: [Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başkasını bilmeyiz, her şeyi bilen Sensin]</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ALLAH: [Ey Âdem! Eşyanın isimlerini söyle bakalım [deyince isimleri saydı]. [Size göklerin ve yerin bilinmez derinliklerini, bildiğiniz bilmediğiniz her şeyi yalnız Ben bilirim dememiş miydim ? .. [Haydi] Âdem’i selâmlayın] [İblis dışında hepsi selâmladı; o ise karşı geldi, büyüklük taslayarak reddedenlerden oldu. İblis cinlerdendi ve Rabbinin emri dışına çıkmıştı. Ben onlara ne göklerin ve yerin yaratılışında, ne de kendilerinin yaratılışında bir rol vermedim/şahit tutmadım]</strong></span><strong><br />
<span style="color: #ff0000;"><br />
ALLAH: [Ben sana emretmişken neden selâmlamıyorsun]</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>İBLİS: [Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu topraktan. Kuru balçıktan yarattığın birisine secde edecek değilim]</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ALLAH: [Öyle mi, yıkıl karşımdan, burada büyüklük taslamak senin haddine değildir, aşağılık küstah, defol, Ceza gününe kadar lanet sanadır]</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>İBLİS: [Bana kıyamete kadar mühlet ver]</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ALLAH: [Peki, mühlet verilenlerdensin]</strong></span><strong><br />
<span style="color: #ffffff;"><br />
İBLİS: [Beni azgınlığa ittiğin için ben de senin o doğruluk ve dürüstlük yolunun üzerine oturacağım. Önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım. Çoğunu şükredenlerden bulamayacaksın. Onlara yeryüzünde olan şeyleri süslü göstereceğim ve onların hepsini azdıracağım. Ancak saf bir yürek temizliği içinde olanlar hariç]</span></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ALLAH:  [Ben de işte bu doğruluk ve dürüstlük yolu üzereyim! Kullarım üzerinde senin bir gücün olmayacak. Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak defol, Yemin olsun ki insanlardan kim sana uyarsa, hepinizi cehenneme dolduracağım] [Bknz: Bakara; 30–38, A’raf; 11–24, Hicr; 21–44, İsra; 61–65, Kehf; 50–51, Taha; 115–127]</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Görüldüğü gibi ALLAH, [yeryüzünde] bir [halife] var edeceğini ilan ederek kıssaya başlıyor ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Bu, halife olacak kişinin yani, [Adem/Adam] öbür dünyadaki cennetten veya başka bir alemden gelmediğini gösterir. Kıssada anlatılan cennet bu dünyadadır ve evrensel adalet ve barış yurdu yani, [dâru’s-selam] anlamında ebedi ve ideal ülkedir. Önce bu ülke/diyar kurulmuş ve içinde Adem ve eşi [insanlar] yaşıyor olarak resmedilmekte ve ne yaparlarsa böyle bir nimeti kaybedecekleri ve oradan çıkıp yeryüzüne [cehennemi bir hayata/kaosa/çatışmaya/kin ve düşmanlıklar içinde] dağılacakları anlatılıyor. [ikinci sahnede daha geniş gelecek]</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">HALİFE sözlükte mastar olarak [Birinin yerine geçmek, arkasından gelmek, vekil, önder, lider, imam olmak] anlamındadır. Bu kökten gelen kelimeler Kuran’da 130 yerde geçer, ve Toplam beş anlamda kullanıldığını görürüz:</span></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>1- </strong></span><span style="color: #ffffff;"><strong>Arkadan gelen, peşi sıra [halef]</strong></span><strong></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>2- </strong></span><span style="color: #ffffff;"><strong>Önder, lider, imam, başkan, iktidarı elinde tutan [halife]</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>3- </strong></span><span style="color: #ffffff;"><strong>Karşı çıkmak, karşıt olmak [muhâlefet]</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>4-</strong></span><strong> <span style="color: #ffffff;">Sözünden dönmek [ihlâf]</span></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>5-</strong></span><span style="color: #ffffff;"><strong>Anlaşmazlık [İhtilâf]</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Bu ayette ilk iki anlamda kullanıldığı anlaşılıyor. Dolayısıyla ayet; [Yeryüzünde şu ana kadar yaşayanların ardından, onlardan sonra daha gelişmiş bir varlık yaratacağım, bu varlığa yeryüzünün önderliğini vereceğim] demek olur. Arapçada devenin gebe kalmasına [halifetu’n-nâgatu] deniliyor. Bu durumda halife önceki bir şeyin rahminde varlığı mayalanmış olanın doğması, ortaya çıkarılması demek olur ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>ADEM sözcüğünün [yeryüzü toprağı] anlamına gelen yani, [edimu’l-arz] kelimesinden türediği en sahih görüştür. Buna göre insan türüne [Âdem] adının verilmiş olması YERYÜZÜNDE OLMUŞ OLMASINDANDIR .. </strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Nitekim Arapça’da esmerliği artmak [udûme]<br />
Esmer, kara, yağız [edmâ]<br />
Etle deri arası tabaka [edeme]<br />
Gökyüzü [edîmu’s-semâ]<br />
Gece karanlığı [edîmu’l-leyl]<br />
Bir şeyin dış kısmı [edîmu’ş-şey]<br />
Deri, cilt [edîm] kelimeleri bu köktendir ..</strong></span><strong><br />
<span style="color: #ffffff;">Sümercede babam anlamına gelen [adamu]  Asur-Babil dilinde yapılmış, meydana getirilmiş, ortaya konulmuş, çocuk, genç anlamındaki [adamu] Sabiî dilinde kul, insan anlamına gelen [adam] Türkçede insan, kişi anlamına gelen (adam) ve batı dillerinde (edmurd, edward) sözcükleri de aynı köktendir. İbranicede (adam) insan türü için kullanılan müşterek isimdir. Tevrat’ta insan türü anlamında beş yüzden fazla yerde geçer ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Kıssada Âdem [Adam] önceki varlıklara nazaran daha gelişmiş, bilgi, akıl, kavram üretme, eşyaya isim koyma, konuşma ve dil yetenekleriyle donatılmış, ev yani, [beyt] yapan, ahlak ve hukuk üreten [insanı] temsil etmektedir ..</span><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>İBLİS</strong></span><strong> <span style="color: #ffffff;">Sözlükte [Hayret eden, şaşan, hayırsız olan, üzgün bezgin olan, surat asan, ümitsiz olan, şaşkınlığından dolayı susan, şaşakalan] anlamına geliyor. Akadçada Be’el, Baal; Efendi, Tanrı anlamında, Eski Filistin halkı tanrılarından Be’el zebub’a İbranîlerin verdiği aşağılayıcı isim olarak da kullanılmıştır. Yine Yunancaya iftiracı, kara çalan anlamında Diabolos, İngilizce’ye kötü ruh, şeytan anlamında Devil olarak geçmiş ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>İnsanoğlundaki kötülük temayülü veya dürtüsünü temsilen kıssanın semavî prolog yani, [gökteki ilk konuşma] adını verdiğimiz birinci bölümünde iblis, yerdeki diyalog adını verdiğimiz ikinci bölümünde şeytan olarak geçtiğini görüyoruz. Kıssanın Kuran’da geçtiği yedi ayrı yerde aynı şekilde ilk bölümde iblis, ikinci bölümde şeytan olarak geçmektedir. Gökte iblis adıyla şahıslaştırılan bu temsil, yerde şeytan veya şeytanlar olarak ifade ediliyor. [Adam] içindeki bu kötülük dürtülerine kapılarak yanlış işler yapmamalıdır mesajı veriliyor ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>SECDE</strong></span><strong> <span style="color: #ffffff;">Arâmicede [İbadet etmek, selamlamak, yere kapanmak] demek olan [SGD] kökü, anlamını koruyarak fakat orta harf değişikliği ile Arapça’ya [SCD] olarak geçmiş. Ayette saygı göstermek amacıyla selâmlama, selâm durma, tazim için ayağa kalkma anlamında kullanılıyor. Türkçe’de birine selâm durmak, saygı için ayağa kalkmak dediğimiz şey Arapçada yere kapanmak, eteğine yüz sürmek, ayaklarına kapanmak olarak kullanılıyor. Her ikisi de saygı ve tazim için yapılır. Katade, </span><span style="color: #ff0000;">[Onun için secdelere kapandılar][Yusuf; 100]</span> <span style="color: #ffffff;">ayeti hakkında, [O zaman insanların birbirine selâmı secde etmek şeklindeydi” der. Yine bir rivayette Muaz bin Cebel Yemen dönüşü Hz. Peygamber’e saygı maksadıyla secdeye kapanır. Hz. Peygamber bu yaptığının ne olduğunu sorması üzerine Yahudi ve Hristıyanların büyüklerine böyle yaptığını gördüm, bu peygamberlerin selâmlamasıymış] der. Hz. Peygamber’de [Onlar peygamberlere iftira etmişler] karşılığını verir. Yine Hz. Ali huzuruna giren birisinin secdeye kapanması üzerine onu doğrultarak [Bana değil ALLAH’a secde et] der. Bunlardan hareketle ayette geçen secdenin ibadet değil; teşrif, saygı, selâmlama anlamında olduğu söylenmiştir [Bknz: Razi]  Çünkü ALLAH’ın kendisinden başka birisine bildiğimiz anlamda secde edilmesini emretmesi teolojik açıdan proplemlidir ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Şu halde kıssada [secde] kavramıyla, varlık sahnesine çıkacak olan [adam]&#8216;a diğerlerinin [yerlerin, göklerin, ekinlerin, bitkilerin, yağmurun, rüzgarın vs] saygı göstermesi, özgür irade, bilinç, akıl, kavram üretme, eşyaya isim koyma ve konuşma yeteneği ile geldiğinin, dahası bunun bir değer/avantaj yani, [fadl] olduğunun kabul edilmesi anlatılmak istenmektedir ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Kıssada İblisin [ateş] ve [toprak] kıyaslaması yapması genellikle insanların birbirine [senlik-benlik] kavgası yüzünden zarar verdiği, insan olarak bir tarafımızın ateş; kıskançlık, bencillik, çekememezlik, kendini beğenme, kibir, üstünlük taslama, öfke, hırs, şer saçma, acı verme, yakıcılık gibi dürtülerden oluştuğu, diğer tarafımızın ise toprak; sükunet, bağışlama, tevazu, hayır üretme, ayıp örtme, kanaatkarlık, vb. özeliklerinden oluştuğu, bu ikisinin içimizde çatışma halinde olduğu, dolayısıyla insanın topraktan yana olması gerektiği çünkü yaratılış hamurunun ondan karıldığı yani [ondan yaratıldığı] ateş-çamur temsilleri ile anlatılıyor. Çünkü ateşin ve toprağın temsil ettiği insani özellikler kadim dini metinlerde hep böyle anlatılır. Demek ki şeytanın ateşi gerekçe göstermesi gibi, biz de, derimizi, dilimizi, ırkımızı, cinsiyetimizi, bölgemizi, kavmimizi vb. gerekçe göstererek üstünlük iddiasında bulunmamalı, bunlara dayalı hırs içinde olmamalı, toprak gibi mutevazi ve kanaatkar olmalıyız ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>ALLAH’ın [Defol, aşağılık küstah] diyerek huzurundan kovduğu şey ontolojik varlık olarak İblis şeklinde kişileştirilmekte ve fakat bununla insanoğlundaki kibir, kendini beğenme, haset, ihtiras, üstünlük taslama, öfke, şehvet gibi [sen-ben] kavgasını körükleyen dürtüler dışlanmaktadır. Kovulan bu dürtülerdir. İnsanoğlu, bu dürtüleri kabardığında onları [aşağılık küstah, defol] diye kovmalıdır ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>İBLİS CİNLERDENDİ:</strong></span><strong> <span style="color: #ffffff;">Ben onlara [iblis/şeytan, cin] ne göklerin ve yerin yaratılışında, ne de kendilerinin yaratılışında bir rol vermedim/şahit tutmadım [Kehf; 50-51] ifadesi şeytanların ve cinlerin bizatihi ontolojik varlıklar olmadığını, insanın arazı olduğunu yani insanla ilgili/ona bağlı bir durumu ifade ettiğini gösterir. Ayrıca</span> <span style="color: #ff0000;">[Kullarım üzerinde senin [iblisin/şeytanın/cinin} bir gücü yoktur [Araf; 41-43]</span><span style="color: #ffffff;"> ifadesi de bunu destekler ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Aynı şekilde </span><span style="color: #ff0000;">Yaratma ikinci [bir ortak/şef’i] olmadan yalnızca kendisinin ALLAH’ın iradesi iledir [Yunus; 10/3]</span> <span style="color: #ffffff;">ayeti de meleklerle ilgili aynı durumu ifade eder. Yani ALLAH yaratmayı direk kendisi yapar, ikinci bir güce [melek diye ayrı bir varlığa] rol vermez, onu ortak yapmaz. Melekler ALLAH ile ilgili/O’na bağlı bir durumu [niteliklerini, sıfatlarını, melekelerini, yerde ve gökte yarattıklarını/melekûtu] ifade eder. Örneğin [ikişer, üçer, dörder kanatlı melekler] ifadesi hız ve kuşatıcılıktan mecazdır. Yani ALLAH’ın bir işi en hızlı ve en kuşatıcı bir şekilde [tüm kanatlarıyla/bütün yönleriyle] yaptığını anlatır. Keza [Onun kürsüsünü o gün sekiz büyük melek taşır] ifadesi de egemenlik ve üstünlükten mecazdır. Yani o gün [kıyamette] ALLAH her şeye egemendir ve her şeyin üstündedir, bütün yer ve gök güçleri yani [melekût] O’nun emri altındadır denmek istenir ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Şeytanın ALLAH’ı [Beni azgınlığa ittiğin için] diyerek itham etmesi, insanoğlunun yaptığı bir kötülüğü ALLAH’a atfetmesi ve [ALLAH böyle istedi] demesini ifade eder. Özellikle din adına konuşanlar yaptıklarını [ALLAH öyle istediği için] yaptıklarını söylerler ki dışlanması/kovulması gereken Şeytani bir haslettir ..</span><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>[Sağlarından, sollarından, arkalarından, önlerinden sokulacağım]</strong></span><strong> <span style="color: #ffffff;">temsilî ifadesi Türkçede [Akla hayale gelmedik yollardan], [Hiçbir fırsatı kaçırmadan, her fırsatta], [Kafasında kırk tilki dolaştırıp hiç birinin kuyruğunu birbirine değdirmeden], [Bin bir dolap çevirip düzen kurarak] diye ifade dediğimiz manayı çağrıştırır. İnsanın içinde böyle dürtüler kanın damarda dolandığı gibi dolanır ve [kötülük] dediğimiz şey buradan gelir ..<br />
</span><br />
<span style="color: #ff0000;">Sağımızdan, solumuzdan, arkamızdan, önümüzden sokulmak nedir ve nasıl olur? Şeytan devam ediyor: Onlara yeryüzünde olan şeyleri süslü göstereceğim [Hicr; 39-40]</span> <span style="color: #ffffff;">Peki, bize [süslü] kılınan şeyler nelerdir ? ..<br />
</span><span style="color: #ffffff;"><br />
Kur’an kendi kendini tefsire devam ediyor:</span> <span style="color: #ff0000;">[Kadınlara, evlat/çevre/taraftar toplamaya, çil çil altınlara ve deste deste paralara, soylu atlara, sürülerle davarlara, geniş arazilere sahip olmak insanlara süslendi. Bütün bu zevkler dünya hayatının süsüdür  Ancak asıl varılacak güzel yer ALLAH’ın yanıdır [Al-İmran; 14]</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong><br />
Görüldüğü gibi ayette anlatılanlar, bugün, adına şehvet, şöhret, servet ve siyaset dediğimiz iktidar araçlarıdır. Kadınlara düşkünlük şehveti, evlat/çevre/taraftar sahibi olmak şöhreti, çil çil altın ve deste deste para serveti, soylu atlar [ki yönetici takımı soylu atlara binerdi], sürü gibi güdülecek halka ve iktidar olunacak geniş arazilere [ülke/memleket] sahip olmak siyaseti ifade etmektedir. Demek ki şeytanın yeryüzünde olanları süslü göstermesi bu oluyor. Şeytan, bize sağımızdan [siyaset], solumuzdan [servet], arkamızdan [şöhret], önümüzden [şehvet9 sokulacağını ve içimizde bunlara dair hırsı harekete geçirerek bizi yoldan çıkaracağını söylüyor. Başka bir tabirle, bizi, içimizdeki bu [negatif enerjiler] yoldan çıkarır. Ne gelirse başımıza bunlara duyulan ihtirastan gelmektedir ..</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Kıssanın ikinci sahnesinde ise, daha derine inilerek bu ihtirasın içimizdeki kökü/yatağı teşhis ediliyor ve [şeytanın vesvesesinin] tabiri caizse hammaddesinin bu olduğu açıklanıyor:</span><span style="color: #ff0000;"> [Melek/melik/mülk sahibi olacaksınız [Yani] yıkılmayacak bir mülk elde ederek ölümsüzleşeceksiniz][A’raf; 7/20] [Taha; 20/120].</span><span style="color: #ffffff;"> Melekeyn’in mülk-i la yeblâ şeklinde tefsir edildiğine dikkat ediniz ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Hay ALLAH, yine mülk meselesi öyle mi ? .. </strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>[ikinci sahnede daha geniş gelecek]</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Görüldüğü gibi birinci sahne bir semavi prolog yani, [gökteki/yücelerdeki/bilinmeyen alemdeki/Allah’ın yanındaki] ilk konuşma iken, birazdan gelecek ikinci sahne yerdeki diyalog oluyor. Birinci sahnedekilerin hiç birini göremiyorken, ikinci sahnede Adam ve Eşi gibi görünür, duyulur, dokunulur varlıklar öne çıkıyor. Birinci sahnede teolojik vurgu öne çıkarken, ikinci sahnede antropolojik vurgu daha baskın. Birinci sahnede öne çıkarılan İblisken, ikinci sahnede [Adam ve eşi] öne çıkıyor. Birinci sahnede Adam ve eşi, ikinci sahnede ise melekler diyaloglarda yok ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Kanımızca önce birinci sahne verilerek ALLAH’ın [ilahi/ezeli zamandan] hitabı olarak, insanlıkta bir [yaratılış muhayyilesi] oluşturuluyor. Bu nedenle birinci sahnedeki olaylar ve kişiler duyulur ve akledilir nesneler şeklinde tasvir ediliyor. İyilik, kötülük, insan, insanın gücü ve kabiliyeti, varlık âlemindeki yeri, neden yaratıldığı, onu ne gibi tehlikelerin beklediği, güçlü yanları, zayıf tarafları vs. görünür, akledilir, algılanabilir suretlere sokularak kişileştiriliyor. Böylece canlı, yürüyen, konuşan, yer kaplayan, dokunulabilen, yanımızdan geçen şahıslar, zatlar gibi algılamamız sağlanarak dimağımızda canlı ve dinamik bir tasavvur oluşturuluyor ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Birbirini tamamlayan kıssanın ilk sahnesinde, aslında, ALLAH dışında bizatihi canlı, hareket halinde, ben bilincinde ontolojik varlık bulunmuyor. İblis, Şeytan, Melek, Âdem [Adam] kavramsallaştırmaları, ALLAH’ın gücü, kudreti, ilmi, melekeleri, insandaki kötülük dürtüleri, ilâhî hayatla irtibatlı bir takım olaylar ve yeni yaratacağı varlığın şahıslaşmış sembolleridir. İnsan algısının bunlarla ilişkisi kurabilmesine yönelik kolaylaştırılmış, indirgenmiş din dili ifadeleridir. [Mutlak Oluş] olarak konuşan ALLAH, olayları insanoğlunun muhayyilesine hitap ederek resmetmekte, şuur, tasvir ve tasavvur oluşturmaktadır. Özellikle İblis kavramının öne çıkarıldığı kıssanın ilk sahnesindeki [ilahi zamandan hitap], Âdem ve eşinin öne çıkarıldığı az sonra gelecek ikinci sahnede, [yeryüzü sürecinde] örneklenmektedir. Böylece kıssa biz  [Adem]&#8216;leri iyice içine çekmekte, anlatılanların bizim hikayemizden başka bir şey olmadığı ortaya çıkmaktadır ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Ardından da [Ey Âdem’in çocukları] şeklinde genel bir hitapla adeta insanın, iyiliğin, kötülüğün, varlığın, yokluğun, yaşamın, ölümün, geçmişin, geleceğin anlamı budur!” denerek tüm insanlık kıssanın çizdiği çerçeve içinde yeniden var olmaya/olmaya/oluşmaya çağırılmaktadır ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>[ikinci sahne]</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ALLAH: Ey Adem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada ne acıkırsın, ne çıplak kalırsın, ne susarsın, ne de güneşin sıcağında kalırsın. Dilediğiniz yerden yiyin; ancak şu ağaca sakın yaklaşmayın. Aksi halde zalimlik etmiş olursunuz. Şeytan senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>ŞEYTAN: [Ayıplarını kendilerine göstermek için fısıldayarak] Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması melek/melik olmanızı ve burada temelli kalmanızı önlemek içindir. Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve yıkılmayacak bir mülke sahip olmanın yolunu göstereyim mi? Yemin ederim, sizin iyiliğiniz için söylüyorum [Şeytan ikisini de boş sözlerle aldattı. Adem Rabbine asi oldu, yolunu şaşırdı. Böylece ayıp yerleri göründü de cennet yapraklarıyla örtmeye çalıştılar]</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ALLAH: Ben size o ağacı yasaklamamış mıydım? Şeytan size apaçık bir düşmandır dememiş miydim?</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>ADEM VE EŞİ: [Adem Rabbinden bir takım kelimeler aldı. Rabbi de onu seçti, tövbesini kabul etti ve doğru yolu gösterdi] Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve acımazsan perişan oluruz.<br />
</strong></span><strong><br />
<span style="color: #ff0000;">ALLAH: Birbirinize düşman olarak gidin. İşte size bir süreye kadar barınma ve geçinme yeri olacak yeryüzü! Orada yaşayacak, orada ölecek ve orada diriltileceksiniz. Artık Benden size bir yol gösterici geldiğinde kim ona uyarsa onun için korku ve hüzün olmayacaktır [Bakara; 30–38, A’raf; 11–24, Hicr; 21–44, İsra; 61–65, Kehf; 50–51, Taha; 115–127]<br />
</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong><br />
Görüldüğü gibi ikinci sahne [cennet] ile başlıyor. Birinci sahne ilahi zamandan/Allah’ın katından yani, [semavi prolog]&#8216;dan bir sesleniş idi. İkinci sahne ise [yeryüzündeki] cenneti, oranın nasıl bir yer olduğunu ve orada kalmak/kaybetmemek için neler yapılması gerektiğini anlatıyor ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Terim olarak [yemyeşil bir diyar, yeşillik ve ağaçlık bir bölge] anlamına gelen cennetin, kıssanın mesajı açısından antropolojik ve sembolik iki anlamı olduğu anlaşılıyor.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>1-</strong></span><strong> <span style="color: #ffffff;">Antropolojik açıdan</span> <span style="color: #ff0000;">[cennet], yeryüzünde bir bölgedir [Bknz: Ebu Muslim]</span><span style="color: #ffffff;">. Bu durumda ilk insan veya insanlar [yeryüzünde] yaratılmış olurlar. [Öbür dünyadaki cennette yaratılıp bu dünyaya düşme/kovulma] şeklindeki Hristyan algısı [ilk günah] doktrinini tazammun ettirdiğinden kabul edilebilir değildir. Bu durumda Adem ve eşi UFO iddialarında olduğu gibi dünyaya gökten iniş yapmış uzaylı bir takım yaratıklar gibi oluyor. Halbuki düşme/kovulma ile [İsteneni ideal olanı yapmazsan, konumunu yitirirsin, kaybedersin] denmek istenmektedir. Bunun bize örnek olacak ilk örneği yeryüzünden veriliyor. Zira Adem soyu yeryüzünün bağlık, bahçelik, yeşilliklerle dolu bir bölgesinde ortaya çıkmışlardır.</span><span style="color: #ff0000;"> [Bir zamanlar insanlık tek bir topluluktu. Aralarındaki kin ve düşmanlıktan dolayı anlaşmazlığa düştüler [Bakara; 213]</span> <span style="color: #ffffff;">ayeti de bunu gösterir ..<br />
</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Kıssada [Sen ve eşin cennette ‘iskân’ edin] denmesi, insanların çoğalmaya başladığı, sakinleri insan toplulukları olan yeryüzündeki bağlık, bahçelik bir bölgeyi anlatmaktadır. Fakat bu yerin neresi olduğu konusunda rivayetler muhteliftir. Antropolojik ve sosyolojik verilerle desteklenen en güçlü iddia jeoloji tarihinde bir zamanlar yemyeşil bir diyar olarak gösterilen [Mekke] şehri civarı olduğudur ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>İkinci sahnede [Adem] ev yani, [beyt] yapan, hukuk [şeriat] ve ahlak kaideleri üreten [insan türünü] temsil etmektedir. Daha önce insanımsı varlıklar evsiz [ailesiz], hukuksuz [can, mal, ırz, emanet, sözleşme kavramları olmadan] ve ahlak kaideleri [insan eti ve leş yeme, kan içme, zina, ensest yasağı vs] olmadan yaşıyorlardı. Böyle anılmaya değer bir şey olmadan üzerlerinden uzun zamanlar geçmişti. Nihayet [insanoğlu] akıl, bilgi, bilinç ve konuşma yetenekleri ile donatılmış olarak aile, hukuk ve ahlak üretmekle anılmaya değer hale geldi ve tarih sahnesine çıkmaya başladı. Ev yaparak, hukuk ve ahlak kaideleri üreterek medeni hayata geçiş sağlandı. İnsan hayvanlıktan, şehir ormandan ayrıldı ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Demek ki [Adem ve eşi] bu süreci başlatan [ve şu an bu süreci yaşayan] insanların ortak ismi oluyor. [Tek bir topluluk]  halinde yaşadıkları, [aç] kalmadıkları, [çıplak] olmadıkları, [susuzluk] çekmedikleri ve [güneşin sıcağında yanmadıkları] ve [yasak ağaçlara] yaklaşmadıkları yer de onların cenneti ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Demek ki kıssaların anası [yitik geçmişi], bize [ideal gelecek] olarak yeniden inşa ediyor. [Geleceğiniz yitirdiğinizdedir] diyor. Kadim dini metinlerde [atılmışlık], [düşmüşlük], [kovulmuşluk] olarak ifade edilen kötümser yaklaşım, aslında, hep o yitik ideale ulaşamama hüznünün terennümleridir ..</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Şu halde Mekke’deki ev [beyt], bu nedenle [Evvelu’l-beyt] [İlk ev] veya [Beytu’l-atîk] yani,  [En eski ev] dir. İnsanlaşmanın başladığı, eve dayalı medeni hayatın kurulduğu yer anlamındadır. O evi yapan da Adem ve eşi ile temsil edilen medenîlerdi. Bu nedenle İslam’da hacc ilk eve yönelik yapılır. Namazlar ilk eve yönelerek kılınır. Ev’in etrafı tavaf edilir, böylece Ev’e dayalı yaşam yüceltilir. Bu manada İslam’da haccın çok derin anlamları vardır ve her bir ritüeli yani, [nusuk]&#8216;u bir insanlaşma gösterisini ifade eder ..</span><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>2-</strong></span><strong> <span style="color: #ffffff;">Kıssadaki sembolizm açısından cennet ise  [ebedi ve ideal ülke] anlamındadır. Burası, en küçüğünden büyüğüne bir [ev] [beyt] olabileceği gibi, bir [mahalle], bir [şehir], bir [ülke] veya bir [dünya] olabilir.. Çünkü cennet buralardan kurularak başlar. Dikkat edilirse kıssada cennet kurulmuş, tesis ve inşa edilmiş varsayılmaktadır. [Sen ve eşin cennete yerleşin] bunu ifade eder. Var olan, kurulmuş bir cennet var. Şu denmek istenir: İşte ALLAH’ın istediği cennet [ebedi ve ideal ülke] burasıdır! Öyle ki [Orada ne acıkırsın, ne çıplak kalırsın, orada ne susarsın, ne de güneşin sıcağında kalırsın] Yani orada açta ve açıkta kalmak [yeme, giyinme, barınma sorunu], susamak [ihtiyacın kadar maddî ve manevî ihtiyaçların tatmini] – bitmek tükenmek bilmeyen ihtirasların değil  ve güneşin sıcağında yanmak [saldırı tehdidi/güven sorunu] yoktur ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">İşte bu temel ihtiyaçların karşılandığı, fazlasının paylaşılıp bölüşüldüğü, yığmanın biriktirmenin olmadığı yer bizim cennetimiz oluyor. Dahası uhrevî cennet dünyevî cennetin de aynası. Yani Kur’an’ın öbür dünyadaki cennet tasvirleri, bu dünyadaki cennetin bir nevi ideal tasviri ve ütopyasıdır ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Öyle ya cennette yöneten-yönetilen yok ! ..<br />
Ezen-ezilen yok ! ..<br />
Zengin-yoksul yok ! ..<br />
Zenci-beyaz yok ! ..<br />
Devlet yok ! ..<br />
Sınırlar yok ! ..<br />
Pasaport yok ! ..<br />
Hürriyet var ! ..<br />
Adalet var ! ..<br />
Sevgi ve merhamet, kardeşlik, paylaşım var! Serazat selam, güvenlik, barış ve esenlik var ! ..<br />
</strong></span><strong><br />
<span style="color: #ffffff;">Demek ki cennet, dünyadayken bastırılmış duyguların ahirette kapıp koyverildiği yer demek değildir ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Toplu seks, bir erkeğe yüzlerce huri filan yoktur ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>ALLAH’ın dünyada yasakladığı bir şeyi orada serbest bırakması muhaldir [imkansızdır] Bilakis aynen dünyada olması gerektiği gibi [kadın erkek fark etmez] gözaydınlığı eşler [huri’l-ıyn], mutlu aileler, barış, esenlik, tam bir güven, kardeşlik, sevgi ve merhamet ortamı vardır. Her kim dünyada bunları yaşıyorsa çevresine cennet değerlerini taşıyor veya cennet esintilerini yayıyor demektir. Burada nasıl isek orada da öyle olacağız. Veya orada nasıl olacaksak burada da öyle olmalıyız. ALLAH’ın dünyada yasakladığı şey ahirette de yasaktır. Yalnız bir farkla; orada yasağa yasak demeye gerek yoktur ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Şu halde [cennete yerleşin] demek, [Böyle bir yer kurun, tesis edin ve oraya yerleşin] demektir. Bu istek bizler için bir ufuk, ideal, hedef, misyon, vizyon, medeniyet, dünya ve gelecek tasavvurudur. Varolanın, varolmayanın içinde ete kemiğe bürünerek yeniden varolmasıdır. Zira her zaman birileri hayal eder ve o hayalin içinde dünya yeniden kurulur. [Kıssaların anası] bize önce o hayali/ideali/ufku veriyor ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Eğer dünyaya bu ufuktan bakarsanız, diğer bütün şeyler gözünüzde küçülür ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Onun için Adem’e ve Eşine YANİ, [bizlere] deniyor ki:</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">[Sen ve eşin cennete yerleşin] Yani ebedi ve ideal dünyanızı kurun. Bu, 2+1 bir evde olabileceği gibi, bir mahallede, şehirde veya ülkede bile olabilir. [Dünyada cennet olmaz] diye bir şey yoktur. Eğer kuramazsanız, ömrünüz yetmez veya engel olunursanız, gerçekleştirmeye çalıştığınız yeryüzü cenneti, size, öbür dünyada hem de aslıyla [ÖDÜL] yani, [ecr] olarak verilecektir. Bu öyle bir ideal ki ölümle bile bitmez. Güneşler dürülür, yıldızlar dökülür, dağlar yürütülür, mezarlar deşilir, ölüler diriltilir, yerler ve gökler başka yerler ve göklerle ye</span><span style="color: #ffffff;">nilenir ve o ebedi ve ideal dünya eninde sonunda kurulur ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Günler gelip geçer ve devran döner dolaşır O’nun dediği yere gelir ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Kıssada [ağaç], [kişi/öteki] anlamına geliyor. Yani [kişi]&#8216;ye [Sümerce kişi=giş; ağaç] dokunma; canına, malına, ırzına, namusuna, aklına, nesline dokunma. Onlar sana yasaktır. Öldürmek, leş, kan, zina, hırsızlık, yolsuzluk, yalan, aldatma vb. yasak ağaçlardır; bunlara yaklaşma ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Peki, her ağacın tohumu olduğuna göre [yasak ağacın]  tohumu ne dersiniz ? ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Yani [yasak ağaçtan yeme dürtüsünü] içimizde oluşturan nedir ? ..</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Kıssaların anası onu da veriyor: Birinci sahnede [sağlarından, sollarından, önlerinden, arkalarından] diye ifade edilen ve [yeryüzünde insanlara süslü gösterildiği] söylenen şehvet, şöhret, servet ve siyaset hırsları. Bunların hepsinin de kökünde [iktidar] tutkusu yattığından, tohum da bu: MÜLK. peki ya [Melek olmak] Buradaki melek olmayı [nurdan varlığa dönüşmek]  olarak anlayamayız çünkü hemen sonraki ayette tefsiri geliyor:</span><span style="color: #ff0000;"> [Yıkılmayacak bir mülke  kavuşmak..]</span><br />
<span style="color: #ff0000;"><br />
İşte [vesveselerin anası]&#8216;da bu ! ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Görüldüğü gibi yine MÜLK meselesi ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Yani mal ve iktidar; yani şehvet, şöhret, servet, siyaset; yani yeryüzünde insanlara süslü gösterilenler; yani sağdan, soldan, arkadan, önden [adamı] sersemleten, paçavraya çevirenler; yani şöhretin, şehvetin, servetin, siyasetin [iktidar] insanın [Tanrı-Ben]&#8216;ini okşayan dayanılmaz hafifliği ..<br />
</strong></span><span style="color: #ff0000;"><strong><br />
İşte bütün bunların kökünde [MÜLK] hırsı var ! ..</strong></span><strong><br />
<span style="color: #ff0000;"><br />
Şu halde daha derine inildiğinde yasak ağaç kişideki [mülk hırsı] oluyor ! ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Demek ki [vesveselerin anası] insanoğlunun iki büyük zaafını kullanıyor; mülk ve huld tutkusu. Yani güç, kudret, para, servet, şan ve şöhret elde etme, böylece bütün dertlerinden kurtularak rahat ve lüks bir hayat yaşama, tanrılar gibi herkese hükmetme, ne isterse onu yapabilme hırsı. Daha yakından bakılırsa bunların insandaki [açlık] ve [korku] güdülerinden beslendiği görülür. Şöyle ki: Zenginliğe duyulan açlık, şöhrete yönelik açlık, cinsel açlık ve iktidara yönelik açlık mülk arzusunu. Yok olup gitme endişesi, unutulma acısı, ölüm kâbusu vs. de huld yani [ebediyet/sonsuzluk] ihtiraslarını beslemektedir ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Eğer insanoğlunun gözünü bunlar bürümüşse her şey yapabilir ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Aç ve doyumsuz, üstelik korkularla dolu bir insanın eğer kendini gemlemezse yapmayacağı bir kötülük yoktur. Bu uğurda her vaade kanabilir. İşte şeytanlık tam da burada ortaya çıkmakta ve insan bu hırslarına kendini kaptırarak son derece yırtıcı bir mahlûk haline gelebilmektedir. Dikkat edilirse hayatta bütün suç ve günahların kökünde bu ihtiras, bu ihtirasın kökünde de mülk ve huld tutkusu vardır ..</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Kıssada </span><span style="color: #ff0000;">[Ayıp yerlerini göstermek]</span> <span style="color: #ffffff;">insan hayatının suç ve günah işlemeye yönelik tahrik ve teşviklerini anlatmaktadır ..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Şeytanın doğru yolun üzerine oturup bu yolda yürüyenleri kandırmak ve yoldan çıkarmak için giriştiği her vesvese veya insanın içinden kabarıp gelen her dürtüyü temsil eden bir örnektir. Âdem ve eşi örneğinde kişileştirilmektedir. Onların işledikleri suçun ne olduğu ise meçhuldür. Aslında önemli de değildir. Genel olarak [suç işleme dürtüsü veya tahriki] veya Türkçe’deki güzel tabirle [ar damarını çatlatmak] için tahrik, kışkırtma, özendirme, suça ve günaha teşvik olarak anlaşılmalıdır. Çünkü [Onlara ayıp yerlerini gösterdi] demek, </span><span style="color: #ff0000;">[Onları kışkırttı, suç işlemeye teşvik ve tahrik etti; şehveti, şöhreti, serveti, siyaseti iktidarı süslü göstererek, suç ve günah işlemelerine vesile oldu] </span><span style="color: #ffffff;">demek olur ..<br />
</span></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>[Ayıp yerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye çalıştılar]</strong></span><strong> <span style="color: #ffffff;">ifadesi,</span><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ffffff;"> </span>[İşledikleri suçu örtbas etmeye çalıştılar, gizlemek istediler]</span><span style="color: #ffffff;"> manasındadır. Yani hayatta bütün suçluların yaptıklarını yaptılar. Suç işlediklerini, nefislerine uyduklarını; şehvetin, şöhretin, servetin veya siyasetin iktidarın dayanılmaz cazibesine kapılarak [utanç] içinde kalacakları bir iş yaptılar. [Ayıp yerleri görünmek] burada [utanç] içinde kalmayı ifade ediyor. Oysa ALLAH her şeyi görüyor, biliyor. Hayatta önemli olan insanın şeytanın vesvesesine kanmaması, bu vesveselerle kabaran her tür kötülük dürtüsünün daha baştan yanlış olduğunu bilmesi ve nefsine hâkim olmasıdır. İnsan bunu başarabilecek güçtedir. Bunu başarmalı ve [utanç] içinde kalacağı, [sonrada mazeretler arayacağı] [cennet yapraklarıyla edep yerlerini örteceği] bir iş yapmamalıdır ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><br />
[Kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan]</strong></span><span style="color: #ffffff;"><strong> ifadeleri insanoğlunun hayatta suç ve günah işlememesinin esas yolunun içten gelen tövbe ve pişmanlık olduğunu gösterir. Aksi halde her insanın başına bir polis dikmek çözüm değildir. İnanç, ahlâk, iman ve cânı gönülden Allah’a bağlılık yanlış işler yapmamanın en esaslı teminatıdır. Demek ki insan yanlış işlerinde ısrar etmemeli, yaptığı yanlışlığı dürüstçe itiraf etmelidir. Pişmanlık ve tövbe bu açıdan arındırıcı ve ıslah edici ahlâkî bir erdemdir ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Bu ayette geçen [İhbutû] ifadesi [İnin]değil [Gidin, dağılın] anlamındadır [Bknz: Ebu Muslim] Yani [Dağıldılar, başka yerlere gittiler, birbirlerinden ayrıldılar] manası emir kipinde [gidiniz, dağılınız] şeklinde ifade edilmiştir. Bu, Yakup’un oğullarına yönelik [Mısır’a gidiniz][12/ 61] ayetinde ki, demesi gibidir ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Aksi halde [aslî günah doktrini] onaylanmış olmaktadır ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Oysa ibareyi Âdem ve eşinin [ilk insanların] yaşadığı yerde çoğalmalarına, çevrenin genişlemesine, ilişkilerin giriftleşmesine, çıkar yani her nevi [mülk] kavgalarının başlamasına yormak daha isabetli görünmektedir. Bu durumda bir zamanlar [tek bir topluluk] halinde yaşayan insanların bir arada yaşayamaz hale gelmeleri, şehvet, şöhret, servet ve siyaset yani, [iktidar] kavgalarından dolayı bölünüp parçalanmaları ve yeryüzünün başka diyarlarına dağılmaları, gitmeleri anlatılmış olur. Bu okumaya göre kıssada düz mantıkla aslî günah, cennetten kovulma, dünyaya sürgün, dünyada ceza çekme, insanlığa Tanrı’nın ölüm yargısı vs. diye bir şey yoktur. Anlatılmak istenen; insanlığın gelişim aşamaları [yükseliş ve çöküş yasaları], yeryüzünün bağlık bahçelik bölgesinde [kendi cennetleri] birlikte yaşarken giderek ayrılığa düşerek dağılmaları/parçalanmalarıdır ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Görüldüğü gibi kıssanın bu ikinci sahnesinde ilk bölümdeki soyut ortam kaybolmuş, yerini [adam ve eşi] yani, [insanlar] almıştır. Artık adam ve eşi yeryüzü toprağının bir yerlerindedirler. Ortada şeytan, melek gibi görünmeyen, insan idrakinin dışında kalan ve fakat hissedilen, sezilen olaylar ve kişiler değil, bizzat görünen, yeryüzünün bir yerlerinde yürümeye, koşmaya, nefes almaya başlayan adam ve eşi [adamlar ve eşleri] vardır. Bir anlamda teoloji antropolojiye, semavî prolog dünyevî diyaloğa, gerçeküstücü anlatım toplumsal gerçekçi anlatıma evrilmiştir. Semavî prologla ilişkiye geçmemiz [tümüyle gerçeküstücü anlatım olduğundan] semboller ve kavramlar üzerinden mümkünken, dünyevî diyalogun izini sürmemiz, [toplumsal gerçekçi anlatıma yer verildiği için] olup bittiği yeri bulmamız mümkün hale gelmiştir. Çünkü artık insanoğlunun ortaya çıkışı yeryüzünün tozuna toprağına bulanarak başlamış oluyor ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Hıristiyanlıktaki [cennetten düşüş], Âdem ve eşinin cennette işledikleri ilk günah yüzünden tüm insanlığın ölüme mahkûm edilmesi, ölüme mahkûm edilen insanlığı kurtarmak için de Tanrı’nın bizzat kendi oğlu [suretine bürünerek] kendini çarmıha germesi ve böylece kurtuluş kapısını açmış olması. Tevrat’ta geçtiği gibi işledikleri suç yüzünden bütün kadınlar çocuk doğururken acı çekmeye, kocası tarafından yönetilme cezasına, bütün erkekler de hayat boyu geçim derdi ile boğuşmaya, ancak emek vererek hayatını kazanabilme cezasına, bütün yılanlar da Havva’yı yoldan çıkardığı için evcil ve yabanıl hayvanların en lanetlisine, karnı üzerinde sürünme ve hayatı boyunca toprak yeme cezasına çarpıtılmış [Bknz: Tekvin: 2/4–24, 3/1–21] olması ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Bütün bunlar aslında sembolik dini anlatımlardır ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Fakat mecaz, [avama inince] hakikate kalbeder ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Yahudi, Hristiyan ve Müslüman avam zihni, basbağı kıssada Adem ve Havva’nın işledikleri ilk günah sonucu cennetten kovulup, yeryüzüne [paraşüt] ile iner gibi indiğine inanıyor. Bu noktada Hıristiyan teolojisinin kıssanın birinci sahnesine, Yahudi teolojisinin de ikinci sahnesine üstelik tuhaf teolojiler üreterek yoğunlaştığını görüyoruz. Nitekim Tevrat’ın hiçbir yerinde kıssanın birinci sahnesi [semavî prolog] geçmez. Adam ve eşinin Aden adı verilen bahçedeki maceraları öne çıkarılır. Kitab-ı Mukaddes geleneğinde insanlık tarihi Âdem ve eşinin cennetten veya Aden’deki bahçeden kovulmalarıyla başlar. İnsanlık macerası bu kovulmanın tarihidir. Kurtulmak için ya Tanrı’nın seçtiği millete [İbranîlere] hizmet etmeli veya İsa’nın dönüşünü bekleyen kiliseye sığınmalıyız. Aksi halde ebedi lânet bizimle olacaktır ! ..</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Oysa Kuran’da birbirini tamamlayan her iki sahnesiyle kıssayı, bu ayetleri okuyan herkesin kendi hayat macerasının duyulur ve akledilir kavramlarla kişileştirilmesinden [semavî prolog] ve bunun insanlığın doğal halindeki bir örneğinin gösterilmesinden [dünyevî diyalog] ibaret görmek gerekmektedir. Demek ki kıssaların anası, geçmişte öykülendirme yöntemi ile aslında gelecek tasavvuru inşa etmektedir. Demek ki bizler için cennet [aç] kalmayacağımız, [çıplak] olmayacağımız, [susuzluk] çekmeyeceğimiz ve [güneşin sıcağında yanmayacağımız] ve [yasak ağaçlara] yaklaşılmayan bir ebedi ve ideal ülkedir . Kur’an buna evrensel adalet ve barış yurdu [daru’s-selam] diyor: </span><br />
<span style="color: #ff0000;"><br />
[ALLAH daru’s-selam’a çağırıyor][Yunus; 25]</span></strong></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Bunlarla ne denmek istendiği yukarıda açıklanmıştı ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Kanımızca tanrısı [Mamon] yani, [para/mülk] olan bir dünyanın alternatifi ancak buralardan çıkabilir. İnsanlığın geleceği açısından tanrısı [Hakk] yani, [gerçek/adalet] olan bir dünyaya geçişten başka bir yol kalmamıştır. [Cenâb-ı Hakk] ise böylesi bir dünyayı kurmak için yola çıkanların gören gözü, işiten kulağı, yürüyen ayağı olacağını vaat ediyor ..</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Demek ki [kıssaların anası] başta olmak üzere, Kur’an’ın tüm kıssalarının [yaşayan kıssa] mantığı içinde okunması gerekiyor. Kıssaları dinamik ve aktüel bir yaklaşımla okumalıyız. Çünkü bizim için artık Kur’an’ın tarihi değil; mesajı daha önemli ve öncelikli olmak durumunda. Bu nedenle ilahî mesajda [çağa ve bize ne deniyor] ona  bakılması icap eder.</span> <span style="color: #ff0000;">Aksi halde Ramazan hocalarından mebzul miktarda dinlediğiniz o sahur mahmurluğunun [ölü kıssaları] ortalıkta cirit atar ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Sonuç olarak, demek ki hayatın akışı içinde her doğan çocuk Âdem’dir ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><strong>Ve her doğan  çocukta aem kısası yeniden başlar. Anlatılan eskiçağlarda olup bitmiş bir masal değil, bizim kendi hikâyemiz; yaşadığımız hayattır ..</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ffffff;">Burada yaratılış sürecine doğumuyla birlikte katılan her Âdemoğlunun hayatı boyunca nelere dikkat etmesi gerektiğinin öğütleri vardır; iyi ve kötünün doğası, yaşam ve ölümün anlamı, varlık ve oluşun manası vardır.çünkü her oluş gibi insanın oluşu da bir şeyin içinden yarılıp sökülerek  gerçekleşir. Her yarılıp sökülen de acı çeker; olma, oluş acısı ..<br />
</span> <span style="color: #ffffff;"><br />
Yoksa KUR&#8217;AN eskilerin masalı değildir ..</span></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Ayetlerimiz onlara okunduğunda şöyle derler: Tamam, işittik. İstersek bunun gibisini elbette ki söyleriz, öncekilerin masallarından başka şey değil ki bu [enfal suresi 31]</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="color: #808000;">Herşeyin En Doğrusunu Yüce ALLAH Bilir ..</span><br />
</strong></span></p>
<img src="http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/?ak_action=api_record_view&id=506&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kuranarastirmalariplatformu.com/kissalarin-anasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

