huriler bahçesinde anlam kargaşası

28 Şubat 2010 Genel

Konuyla alakalı ayetlerle HURİ kavramına hızlı bir giriş yapalım ;

Vakıa Suresi 15–26. Ayetler:

(Onlar) Yaptıklarına karşılık olarak mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
Yüz yüze onların üzerinde yaslanırlar.
Üzerlerinde (çevrelerinde), kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler, kadehler ki ondan ne başları ağrıtılır ne de akılları giderilir
beğendiklerinden meyveler, canlarının çektiğinden kuş eti ile süreklileştirilmiş (hep aynı bırakılmış) çocuklar, saklı inciler gibi iri gözlüler dolaşırlar.
Orada lağv (boş söz, saçmalama) ve günaha sokan işitmezler.
Sadece söz olarak SELAM SELAM

Bu ayet gurubu çarpıtılmış ve birçok meal ve tefsirde kadınlar ADETA ERKEKLERE SUNULAN BİR SEKS OBJESİ HALİNE SOKULMUŞTUR. Bu sebeple de üzerinde biraz fazlaca durmayı gerektirmektedir.

Klâsik eserlere bakıldığında, ALLAH’ın resmen erkeklere iltimas yaptığı ve kadınları ikinci sınıf yaratık (!) olarak değerlendirdiği görülmektedir.

OYSA ALLAH’IN BÖYLE BİR HÜKMÜ SÖZ KONUSU OLMAYIP, KUR’AN’DA BÖYLE BİR AYRIMIN, İLTİMASIN YAPILDIĞINI DÜŞÜNDÜRECEK BİR ANLAM BULMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Dolayısıyla bu durumda, İSLAM’a aykırı görüşler ihtiva eden meal ve tefsirleri KUR’AN olarak nitelemek de mümkün değildir. Piyasada bu tip, ayetleri çarpıtılmış pek çok eserin bulunması ise, BELKİDE TEVSİR VE MEAL YAZAN HOCALARIN HEP ERKEK OLUŞUNDAN KAYNAKLANMAKTADIR (!)

Konumuzla ilgili tahlile, kesin olarak bilinmesi ve hiç akıldan çıkarılmaması gereken bazı noktaların vurgulanmasıyla başlamakta yarar vardır

FİZİKİ ve BİYOLOJİK yapımız, üzerinde yaşadığımız dünya koşulları ile uyum hâlindedir.
Meselâ, ışığı görebilmemiz için gözlere,
Yaşamımızı sürdürebilmemiz için akciğer, karaciğer, mide, böbrek gibi iç organlara,
Neslimizi devam ettirmek için üreme organlarına sahibiz ve bu yapımız tümüyle, mevcut düzendeki hayatımızı sürdürmeye hizmet eden bir tasarımı yansıtmaktadır.

OYSA AHİRETTE YAŞAM VE YAŞAM KOŞULLARI DEĞİŞECEKTİR.

HİCR SURESİ 48. AYET ..
Orada kendilerine yorgunluk ve bitkinlik dokunmayacak ; oradan asla çıkarılmayacaklar

İster cennet, ister cehennem olsun ahiretteki koşulları, o yaşamın gerçeklerini, bu dünya yaşamına uygun olan aklımızla, iz’anımızla, sezgimizle kavrayabilmemiz mümkün değildir.

Bu sebeple, ahiretle ilgili olan hususlar (meselâ cennetteki nimetler) bize HEP SEMBOLİK OLARAK, örnekleri gösterilmek suretiyle ifade edilmiştir (Ra’d 35 .. Muhammed 15) sureleri örnek olarak verilebilir

ZATEN AHİRETİ TAVSİR EDEN AYETLERİN TÜMÜYLE İNCELENMESİNDEN bizim oradaki yaşama uyumlu bir yapıda olacağımız, yani yeniden diriltildiğimizde bilmediğimiz başka bir şekilde inşa edilmiş olacağımız anlaşılmaktadır.

KUR’AN’ın açık ifadelerine göre; ÖLÜM HASTALIK AÇLIK SUSUZLUK YORGUNLUK gibi kavramların hiçbirinin varlığı cennette söz konusu olmayacak ..

orada nimetlerin yenmesi içilmesi ihtiyaçtan değil zevkten, sefadan olacak ..

Rabbimiz de oradakilere hiçbir kısıtlama getirmeyecek ve istedikleri her şeyi lütfedecektir..

(…….Canınızın çektiği herşey cennette sizi bekliyor. (FUSSİLET SURESİ 31. AYET)

Cennette hiçbir yasağın olmadığını, oraya girmeye hak kazanmış müminlere istedikleri her şeyin verileceğini bildiren ayetlere istinaden, CENNETTE CİNSEL HAZ VE ZEVK İSTEYENLERE DE BU İSTEKLERİN VERİLECEĞİNİ DÜŞÜNMEK ELBETTEKİ MÜMKÜNDÜR

Ama bu haz ve zevklerin tatmin aracı olarak, dünya hayatındaki eşler gibi, ahirette de erkekler için kadın cinsinden, kadınlar için erkek cinsinden eşler verileceğini düşünmek yanlıştır (!)

ÇÜNKÜ NİSA SURESİ 57. AYETİN’de ahirette verileceği söylenen eşler, konumuz olan ayetlerde ve Tur suresinin 20. ayetinde bahsedildiği gibi, ahirete özgü ve orada yaratılacak olan eşler olup, o eşlerin dünya hayatındaki eşlerle karıştırılmaması gerekmektedir.

Dünya hayatında birbirinden farklı inanç ve amelleri olan eşler, eğer hak etmişlerse, evlâtları, ana babalarıyla beraber cennete gireceklerdir

Onlar, babaları, eşleri ve çocuklarından iyi, güzel ve doğru insanlarla birlikte cennetin tam orta yerindeki köşklere yerleşeceklerdir……) (RAD SURESİ 23. AYET)

Ama cennet kompozisyonu çizen pasajlar iyi tetkik edildiğinde anlaşılmaktadır ki cennetteki bu beraberlik, dünyadaki EŞ, ANA, BABA, EVLAT konumları ile değil, AHBAP, ARKADAŞ konumu ile gerçekleşecektir.

Ahiretle ilgili KUR’AN’ibilgilerin özet olarak tazelenmesinden sonra, konu ile tahlil çalışmalarındaki ikinci aşama ise şöyle

TEKNİK BİLGİ ;

Arapça dilindeki teknik ayrıntıların incelenmesi olmalıdır.
Türkçeden farklı olarak Arapça, diğer birçok dil gibi, sözcüklerinde müzekker ERİL ve müennes DİŞİL ayrımı olan bir dildir.

MESELA Türkçede, ister KADIN ister ERKEK olsun üçüncü kişiler O zamiri ile ifade edilirken, sözcüklerinde eril ve dişil ayrımı olan Arapçada üçüncü şahıs zamiri olarak erkekler için HÜVE, kadınlar için HİYE sözcükleri kullanılır.

Sözcüklerdeki eril dişil ayrımı, Arapçada sadece şahıs zamirlerine mahsus olmayıp, isim, fiil ve edat cinsinden tüm sözcüklerin yapısında kendini göstermektedir. Ayrıca Arapçada bir de, yine eril dişil ayrımlı sözcükler kapsamında ele alınabilecek bazı genel ilkeler mevcuttur

—-Tüm çoğul sözcükler dişil yapı ile ifade edilirler.
—-Cansız nesneler genellikle mecazen dişil kalıpla ifade edilirler.
—-Kanun, tüzük, yönetmelik gibi toplumu ilgilendiren resmî yazılar hep eril ifadelerle yazılırlar.

Arapçanın bu kuralları, Arapça inmiş olan KUR’AN’da da aynen uygulanmış ve tüm çoğul sözcükler ve eşya isimleri dişil yapılarla ifade edilirken, topluma yönelik hükümlerde hep eril sözcükler kullanılmıştır.

Ama KUR’AN’da geçen bu ifadelerdeki ERİL veya DİŞİL özellik, sadece sözcüklerin dil tekniği bakımından gerekli olan bir şekil şartını ifade etmekte olup, hiçbir zaman sözcüklerin anlamlarına müncer olmaz.

MESELA, aşağıdaki ayette KORUNUP SAKINANLAR olarak çevirdiğimiz MÜTTEKİN sözcüğü, CEM’İ MÜZEKKER (çoğul eril) bir sözcüktür ..

BAKARA SURESİ 2, 3 AYETLERDE
(…..bir kılavuzdur o, müttekin (korunup sakınan erkekler) için. Ki onlar, gaybe inananlar ve namaz kılanlardır ……)

Eğer Arapçanın yukarda belirttiğimiz, topluma yönelik hükümlerin eril sözcüklerle ifade edilme kuralı bilinmez veya dikkate alınmazsa bu ayetten; KORUNUP SAKINANLARIN GAYBE İNANANLARIN VE NAMAZ KILANLARIN HEP ERKEKLER OLDUĞU yolunda yanlış bir anlam çıkarılabilir.

Aynı şekilde, yine bu kural bilinmeden veya dikkate alınmadan MÜMİNUN SURESİNİN 1–11. ayetlerine bakıldığında;

MÜMİNUN SURESİ 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,11. AYETLERİNDE ..

Kesinlikle müminler kurtulmuşlardır
onlar namazlarında huşu içinde olanlardır
onlar boş şeylerden yüz çevirenlerdir
onlar zekâta ilişkin görevlerini işleyenlerdir
ve onlar ırzlarını koruyanlardır
ancak eşleri ya da sahip oldukları cariyeler hariç
bu konuda onlar kınanmış değillerdir
Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir
Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riayet edenlerdir
Onlar namazlarını da koruyanlardır
İşte yeryüzünün hâkimiyetine ve ahiretin nimetlerine vâris olacak onlardır
Ki onlar Firdevs cennetlerine vâris olacaklardır; içinde de ebedî olarak kalıcıdırlar…

1. ayette geçen MÜMİNLERsözcüğünün ERİL ve ÇOĞUL bir yapıda olması sebebiyle ayetten lâfız olarak MÜMİNLERİN ERKEK OLDUĞU yolunda yine yanlış bir anlam çıkarmak mümkündür..

Diğer taraftan, aynı kural gereği olarak 2–11. ayetlerde yer alan ve eril çoğul yapıdaki MÜMİNLER sözcüğüne gönderilmiş olan bütün ONLAR sözcükleri ve ONLAR sözcüğüyle ifade edilen kişilerin nitelikleri de eril sözcüklerle ifade edilmiştir.

Dolayısıyla, ERİL ifadelere bakarak, MÜMİNUN SÜRESİNİN 1–11. ayetlerinden oluşan pasajda açıklananların, kadınlarla hiç ilgisi olmadığı kanaatine varılabilir (!)

TABİİ Kİ BU YAKLAŞIM YANLIŞTIR ve dinimiz açısından son derece vahim sonuçlara yol açabilir mahiyettedir. Çünkü yukarıdaki örnekler dışında, NAMAZ ORUÇ İNFAK SADAKA ZEKAT TÖVBE gibi KUR’AN’daki bütün emirler ve yasaklar ERİL kalıplarla ifade edilmiştir.

İŞTE, Arapçadaki BU KURALI DİKKATE ALMAYAN bir mantık, KUR’AN’daki emir ve yasaklarla ilgili olarak insanları

Kadınların ALLAH’ın muhatabı olmadığı ve mükellef kılınmadığı gibi, hatta aşağıdaki ayetlere bakarak cennetin erkeklere mahsus olduğu gibi çarpık kanaatlere götürebilir..

NEBE SURESİ 31–36 AYETLER ..

Kesinlikle müttekiler için, Rabbinden bir karşılık ve yeterli bir bağış olarak korunaklar / kurtuluş mekânları sulak bağlar, bahçeler, üzümler; hepsi bir seviye tomurcuklar (çiçek bahçeleri) dolu dolu su kapları vardır. Orada boş bir söz ve yalan duymazlar.

Hâlbuki hem kadınların da ALLAH’ın emir ve yasaklarına muhatap ve mükellef oldukları konusu, hem de cennetin kadın ve erkek tüm hak edenler için olduğu konusu tartışmasızdır.

Bu cehalet ve çarpık mantığın yol açabileceği en rezil sonuç ise, birilerinin çıkıp (haşa) ALLAH’DA ERKEKTİR diyebilmesidir.

Zira YÜCE RABBİMİZİ NİTELEYEN SÖZÇÜKLER de ERİL sözcüklerle ifade edilmiştir ve cehaletin karanlığında oluşmuş bir mantıkla insanların, KUR’AN’daki ERİL sözcüklere bakarak böyle bir batağa saplanması çok uzak bir ihtimal değildir..

Konumuz olan ayetlerin manalarının saptırılması da, yine yukarıda belirttiğimiz kurallardan birinin bilinmemesinden, BELKİ DE ART NİYETLE İHMAL EDİLMESİ VEYA SAPTIRILMASINDAN KAYNAKLANMAKTADIR

SÖZÜNÜ ETTİĞİMİZ KURAL ;

çoğul sözcüklerin dişil yapıyla ifade edilmesi kuralı olup, saptırma ise; kural gereği dişil yapıda kullanılmış olan sözcüklerin, anlamlarının da dişileştirilmesi şeklinde yapılmıştır.

Oysa sözcüklerin, Arapçanın bir kuralı gereği dişil yapıda olmaları dışında anlam olarak dişilikle alâkaları yoktur. MESELA, Rahman suresinin aşağıdaki ayetlerinde sözü edilen eşler, Arapçanın kuralı gereği dişil yapıdaki sözcüklerle ifade edilmişlerdir ama dişil sözcükle ifade edilmiş olmaları, bunların gerçekte cinsiyeti KADIN OLAN EŞLER OLDUĞU ANLAMINA GELMEZ ..

Ayetlere baktığımızda HURİ kelimesinin ERİL yada DİŞİL bir bağlamda kullanılmadığını yani kavramın kendi başına bir cinsiyet belirtmediğini görüyoruz.

(Bilindiği gibi Fransızcada olduğu gibi Arapçada da normal anlatımda erkek kalıp kullanılıyor İşte bu yüzden bazıları KUR’AN’da özellikle ve öncelikle ERKEKLERE SESLENİLDİĞİNİ ZANNEDİYOR ..

Yine bu kavramın geçtiği ayetlerde HURİ kavramıyla ilintili olarak Rabbimizin yalnız erkeklere seslenmediğini görüyoruz.

AYETLERDEKİ MUHATTAB ERKEK-BAYAN TÜM İNANANLARADIR

O halde nasıl oluyor da bu ayetlerden ERKEKLERİN SEKSÜEL HAZLARINI TATMİN ADINA TAHSİS EDİLMİŞ, daha önce hiç erkek yüzü görmemiş ve hatta göğüsleri bile yeni tomurcuklanmış dilberlerin varlığı sonucu çıkarılıyor ? ..

—-Bu ayetlerin neresinde, ne gibi bir seksüel çağrışım var ? ..

—-Bu nasıl bir fantezidir böyle ? ..

—-Cennet ve Seks bağlantısı neden acaba ? ..

Meallere bakıldığındaALLAH’IN DEĞİL ZİHİNLERDE BETİMLENEN Tanrı’nın erkeklere müthiş bir kıyak çektiği anlaşılıyor.

Meallere ve klasik görüşe göre Cennet denilen yer resmen ve alenen (afedersiniz) bir SEKS OTELİ. Erkekler köşklerde zevk içinde keyif sürerlerken onların dünyadaki eşleri de bir kenarda burunlarını çekerek onları izliyor. VAHİM BİR TABLO ..

HAYIR, ASLINDA TAM DA ÖYLE DEĞİL ..

Gelenekçi zümrenin erkekleri kendilerine süper bir kıyak çekiyor ama bayanlarını da iyice görmezlikten gelmiyorlar. Onlara da GILMANLAR varmış. DİŞİ HURİ Vildanmış ve erkeklerin cinsel dürtülerini tatmin için mevcutmuş, ERKEK HURİ de Gılmanmış ve bayanların cinsel dürtülerini tatmin adına mevcutmuş.
Yani tam bir (afedersiniz) kim kime, dum duma hali. hal böyle olunca ateist din düşmanı sitelerde kitaplarda bu konu alaya alınır eleştiri konusu yapılır üzerinde espriler yapılır bir hal almıştır

Dünyada eşlerini AMAN KİMSECİKLER GÖRMESİN diyen adamlar nasıl olacak da orada gayet geniş mezhepli olacaklar ? ..

Bu ANLAYIŞ İslam dinine nasıl da utanılmadan ve ALLAH’tan sakınılmadan hem de Müslümanlar eliyle sokulmuş ? ..

Üstelik MÜMİN AVCILIĞI adına, insanları MÜMİN YAPACAĞIZ mantığında ağızlarını sulandırarak malzeme olarak kullanılmış. BU NE BÜYÜK ŞİRRETLİKTİR BÖYLE ? ..

—-HURİ ERKEK YADA DİŞİ DEĞİL ..
—-Erkeklere tahsis edilmiş de değil ..
—-Hatta HURİ insan bile değil ..
—-Hem HURİ kavramıyla VİLDAN ve GILMAN arasında da alaka yok ..
—-VİLDAN DİŞİ GILMAN ERKEK OLDUĞUNA DAİR DE HİÇ BİR BİLGİ YOK ..
—-O halde bu tatlı fanteziler nasıl sokulmuş bizim kutsal kitabımıza ? ..

Adamlar DÖRT EŞ ve SINIRSIZ CARİYE taraftarı ..
(Bir de arlanmadan Recmi savunurlar, ne yüzle yahu) Bu kişiler haliyle dünyadaki Harem Ağalıklarını Ahirette de umacaklar.

Bunu önce HADİSLERE soktular, sonra da KUR’AN’a.

Ne yani ALLAH dünya hayatında çalışan ve didinen hatta sıkıntı çeken mümin kullarından erkeklere ve kadınlara ALIN SİZE ÖDÜL diyerek cinsel bir mükafat mı sunacak ? ..

ALLAH rızası adına çalışıyorsun, didiniyorsun ve mükafatın özellikle cinsellik üzerine oluyor ? ..

Cinselliğe karşı değiliz elbette ama neden özellikle ve özenle hem de alakasız bir şekilde PEMBE HAYALLER KUR’AN’a sokulmuş ? ..

GERÇEKTEN KUR’AN BUNU BÖYLEMİ ANLATIYOR ? ..

Bir zamanlar cariyeler adamların hem hizmetçisi hem de eğlencesiymiş ..
Bu yüzden KUR’AN’da Cennete giren mümin(e)lere hizmetçilerin tahsis edileceğini okuyunca akıllarına hemen hayvani dürtüleri gelmiş adamların, normaldir. Normal olmayan şey günümüzün UYANIK müslümanın da bu ATALARDAN YADİGAR masallarla kanması.

Cennet Hayatı adına MAKSİMUM ZEVK kavramı sözkonusuysa neden birilerimizin aklına başka bir şey değil de özellikle ve öncelikle bir şey gelmiş ? ..

Bu ERKEK-EGEMEN ve hatta ŞEHVET-EGEMEN din yorumu değil de nedir ? ..
Bu kutsal kitabımızı tahrif etme değil de nedir ? ..
ŞİMDİ BİRİLERİ ÇIKIP SİZ MODERNİSTLİKMİ YAPIYORSUNUZ DİYECEK ? ..

–Ne hazindir ki, bu hususta Ateistler bizlere ne kadar vursa haklılar ..
–Çünkü ellerine malzemeyi veren bizleriz ..
–Bu güzelim dini din düşmanları tahrif etmedi ..
–Bu dini bizden görünenler işte bu saçmalıklarla da hem de DİN-İMAN edebiyatıyla katlettiler.

GELELİM İLGİLİ AYETLERİN AÇIKLAMASINA ;

SAFFAT SURESİ 48. AYET ..
Yanlarında, gözlerini onlara dikmiş, iri gözlü dilberler vardır (geleneksel/çarpık meal)

Ve ındehüm kasiratü t-tarfi ıynun (37:kırksekiz).

ALLAH’ın bu sözleri içinde iri gözlü dilnberler nerde ? ..
gözlerini onlara dikmiş nerde ? ..

Bakın, kâsiretü t-tarfi ifadesi
RAHMAN SURESİ 56. AYET’ de geçiyor:

(Fîhinne kâsiretü t-tarfi lem yetmis hünne insün kablehüm ve la cânnün)
Onlarda ellerine eğilen uçlar(ın ameyvaları) vardır ki daha önce hiçbir insan ya da cin tadmamıştır.

Onlarda bakışları kısa (eşlerinden başkalarına bakmayan) dilberler de var ki onları daha önce hiçbir insan ya da cin kanatmamıştır. (Süleyman Ateş Meali) vay vay vay

Yani o dilberlerin kızlığını cennetlik erkekler bozup kanatacakmış (!)
Sanki ALLAH’ın cennetini değil, SEKS tutkunlarının oturak alemini anlatıyor adam ..

ŞU SORULARIN CEVABINI ARAYALIM ;

———–Ayet, cennetteki dilberler hakkında mı sahiden ? ..
———–Kâsıratu t-tarfi, kısa bakışlı mı demek ? ..
———–Kısa bakışlı nasıl olunur ? ..

AYET’İN ÖNÇESİ (!) ..

Senin Rabbin(in divanın)da duracağını düşünüp adımını denk atanlara iki cennet var (55:46)
Biri cinler için, ötekisi insanlar için.

Oralarda akıp duran iki pınar var
Fîhima aynâni tecriyâni (55:50).

Oralarda her meyveden ikişer çift var
Fîhima min külli fâkihetin zevcâni (55:52)

(Cennettekiler) ipek astarlı döşeklere yaslanırlar.
Her iki cennetin meyveleri ellerinin altındadır
Müttekîne alâ furuşin batâinühé min istekrakin ve cele’l cennetyne dâin (55:54).

EVET ŞİMDİ DE SORUYORUZ ;
KÂSİRATÜ T-TARFİ kısık bakışlı dilberler mi, ağaçlara ait eğilen uçlardaki meyvalar mı ? ..

CEVAP ŞU İKİ KELİMEDE (!) ..

—Fîhinne : ikiden fazla yerde (55:56)
—Fîhima : iki yerde (55:50, 52)

55:56 ikiden fazla şeyden söz ediyor
cennetteki iki bahçeden değil.
Dolayısıyla “fihinne”deki hinne zamiri iki bahçeye değil, ELLERİNİN ALTINDA sayılan meyvalara gider, ki sayıları ikiden fazladır. BU BİR ..

İkincisi, 55:56’daki kısa bakışlar
Bakışların kısalması
Bunun iffet adına yapıldığı öne sürülüyor. Örneğin Süleyman Ateş FİHİMA’yı onlarda diye tercüme edip iffeti vurgulamak için (parantezli) bir meal sunuyor (!)

YANİ O KIZLARI CENNETLİK ERKEKLER BOZUP KANATACAKMIŞ ..

KASİRAT KISALTMAK DEMEK.
–Tarfi ise, geleneksel iddiaya göre, gözkapakları imiş ..
–Yani bakışları kısmak için gözkapakları kısaltılırmış ..

BAKIN BU, İMKANSIZDIR.
ÇÜNKÜ GÖZKAPAĞI KISALAN YANİ GERİ ÇEKİLEN İNSANIN BAKIŞLARI KISALMAZ.
TAM AKSİNE GENİŞER. ( Bunu deneyebilirsiniz ! )

Kişi, bakışını gerçekten kısmak istiyorsa gözkapaklarını uzatmak zorundadır.
Temelli kapatmak için ise alt ve üst gözkapaklarını uzata uzata orta yerde birleştirir.

VURGULAMAK İÇİN BİR DAHA

Eğer geleneksel mealcilerin öngördüğü gibi gözkapaklarınızı kısaltıp, dibe çekerseniz gözleriniz yumurta gibi ortaya çıkar.

BİR İNSANIN GÖZLERİ YUMURTA GİBİ YUVALARINDAN ÇIKINCA BAKIŞLARI KISILMIŞMI OLUR ? ..

(Kâsiretü’t tarfi ) deki tarfi kelimesine gelince, TARFİ ( taraf )’ın başka bir söyleniş şekli. TARAF son demek; yani uç. Örneğin TARAFEYİN NEHAR ( gündüzün iki ucu ) dur. SABAH-AKŞAM

Yine örneğin insan vücudu bir baş, bir gövde, bir de etraf yani
(taraflar denen uçlar)dan oluşur.

UÇLAR ; eller ve ayaklar ..

Tıpkı bunun gibi ( kâsiretü’t tarfi ) deki tarfi, ağaçlara ait olup eğilen uçlar demek; dolayısıyla elinize değecek kadar yaklaşan meyvalar.

Kısalma anlamındaki KÂSİRET de o yakınlığı pekiştirip meyvaların elinizin altında olduğunu belirtiyor.

—–Ayet, cennet meyvalarına erişmenin kolaylığı hakkında ..
—–Onları devşirip yemek için ta uzaklara gitmiyeceksiniz ..
Meyvalarla ilgili bu kolaylık başka ayetlerde de vurgulanıyor. ÖRNEĞİN İnsan 14’te.

Bakın o ayetteki anlamı kimse çarpıtamıyor. Süleyman Ateş’in MEALİ

Cennetin gölgeleri üzerlerine yaklaşmış ve meyvaları aşağı eğildikçe eğilmiştir
Ve dâniyeten aleyhim zılâlühé ve züllilet kutûfuhé tezlîla (76:14)

VAKIA SURESİ 22. AYET ..

İri gözlü huriler
ve hûrun ıynun.

Öncelikle, ARAPÇA METİNDE (İRİ) KELİMESİ YOK.
Onu meal sahibi yorumluyor. BU BİR ..

İKİNCİSİ, hur sıfattır çünkü ( ıyn )’ı yani (göz)’ü tanımlıyor.
Hur ne demekse göz o tür bir gözdür.

Örneğin temiz demekse temiz göz, açık demekse açık göz, kapalı demekse kapalı göz…

O halde hûrun ıynun, temiz göz olabilir ama (?)

—-gözlü huriler olamaz

ÜÇÜNCÜSÜ, önce-sonra uyumu önemli.
Yani ayetteki (ıyn) göz demek, TAMAM. Ama insan gözü de olabilir, su gözü de. Burada hangi anlama geliyor ? ..

BİRDE ŞU AYETLERE BAKIN LÜTFEN ..

Sorumlu davrananlar bahçelerde ve gözlerdedir
İnne l-müttakıyne fî cennétin ve uyûnin (15:45)

Dilesek (o kişilerin) gözlerini dümdüz sileriz
Velev neşâü letamasna alâ a’yun ihim (36:66)

Bu ayetlerdeki GÖZLER’in ne anlama geldiğini anlamak için ÖNCE-SONRA uyumuna dikkat etmek gerekir.

ÖRNEĞİN

15:45’teki UYÜN’un öncesi BAHÇE’dir ;
o halde onlar bahçelerdeki su gözleridir, pınarlardır; İNSAN GÖZLERİ OLAMAZ

36:66’daki (a’yun)’un ise sonrası var: İHİM. Bu iyelik zamiri onların YANİ O KİMSELERİN anlamına geliyor. Demek ki (a’yun) insan gözleridir; SU GÖZLERİ OLAMAZ

ŞİMDİ Vakıa suresi 22’yi de ÖNCE- SONRA ölçüsüne vuralım ..
Bakalım ayetimizdeki ıyn su gözü müdür, insan gözü mü (?) ..

CENNETTEKİLERE SUNULAN NİMETLER AÇIKLANIYOR ;

Kendi seçtikleri meyveler
Ve fakihetin yetahayyerûn (56:20)

Canlarının çektiği kuş eti
Ve lehmi tayrin mimma yeştehûn (56:21)

Ve hûrun ıynun
-?-?-?-?- (56:22)

İyi korunan inciler gibi
Ke’emsali lü’lüü il-meknûn (56:23)

Meyveler, kuş eti, (?), ki iyi saklandıkları için bozulmazlar…
Bozulmayan şeylerin meyva olması gerekir (!)
huri misillu insanlar olamaz çünkü insanlar çürümez, kokmaz…

56:12′deki (ıyn) tertemiz su gözleri midir, huriler mi ? ..
Yenecek, içilecek nimetlerin arasında hurilerin ne işi var ? ..
Yenecek, içilecek şeyler midir huriler ? ..

HÜRUN İYNUN TERTEMİZ PINARLAR DEMEK Hûr sıfatı pınarın çıkış yerini tanımlıyor: tertemiz. Yoksa insan düşünür: Yüce ALLAH erkeklerin eşlerini neden iri gözler, tombul göğüsler, beyaz ten ile tanımlayacak kadar işi maddeciliğe döksün (?)

hayır (!) ALLAH öteki dünyada yeniden dirilttiği o erdemli varlıkları en güzel ifadelerle tanımlar.
Asla cinsiyet ayrımı yapmadan.
KUR’AN’ı anlamada ve yorumlamada takınılan bu maddeci tavır, ayıptır;
BÜTÜN KADINLARA HAKARETTİR Analarımıza, karılarımıza, kızlarımıza, kızkardeşlerimize.

Yanlarında, eşlerinden başkasına bakmayan, kendilerine yaşıt güzeller vardır. [SAD: 52]
ŞEKLİNDEKİ YALNIŞ MEALİ DÜZELTELİM ..

VAKI’A SURESİ 34, 35, 36 ve 37’ye gelince .. BUYRUN BİRLİKTE İNCELEYELİM

Gerçekten biz hûrileri apayrı biçimde yeni yarattık. [VAKIA: 35]

Bu meladeki hûriler meal sahiplerinin yanlış yorumlamasıdır; ALLAH’ın sözü değil.
ÇÜNKÜ ARAPÇA METİNDE HURİLER YOK

(İnna enşa’na hünne inşâe)

Buradaki hünne zamiri onları demek.
Ayetin eklemesiz, çıkarmasız yani beşerî sarkıntılığa uğramamış lafzî çevirisi şudur:

Biz onları öyle bir yarattık ki. NEYİ ÖYLE BİR YARATTIKKİ ? ..

CEVAP, sibakta yani bir önceki ayette:

yükseltilmiş döşekleri
Ve furuşin merfû’atin

ŞİMDİ DOĞRU MEALİ DAHA KOLAY GÖRMEK İÇİN AYETİMİZİ ÖNCESİ VE SONRASI İLE BİRLİKTE OKUYALIM

—–Ve yükseltilmiş döşekleri -Ve furuşin merfu’atin (56:34)
—–öyle bir yarattık ki –İnna enşa’na hünne inşâe (56:35)
—–yepyeni yaptık -Fece’alna hünne ebkâra (56:36)

YEPYENİ hiç kullanılmamış (ebkâra)

Bir gıdım Arapça bilgisi olup ayetin Arapça metinine bakan herkes gerçeği kolayca görür.

İşte Muhammed Esed, hurilerin cennette var olduğunu öne süren güruhun içindedir ama ayetteki gerçeği görmüş. Görmüş ki (hünne) onları zamiri YÜKSELTİLMİŞ DÖŞEKLER’e gider
adı bile anılmayan HURİLER’e değil.

Peki, Esed bu durumda ne yapacak ? ..
Parantez içi kullanıyor. Vâkı’a 34: Ve yüceltilmiş eşler’i (onlarla olacak)

Döşekler -sururin- oldu mu sana eşler yani huriler ..
Bakın o yorumlanan HURİLER EŞLER DEĞİLDİR;
şehevî doyum araçlarıdır.
Yükseltildikleri filan yok (!) Daha neler..

Gelenekçilere göre 36. ayetteki (ebkâran) BAKİRE anlamına gelir ama bu, Arap diline aykırı bir iddiadır. BEKAR’ın Arapça İncil’lerdeki karşılığı ADRA’dır.

Örneğin Bakire Meryem’e, (Meryem el-‘adrâ) DENİR

HAYIR! Ayetimizdeki (ebkâran), yükseltilmiş döşekler hakkında olup döşeklerin hiç kullanılmamış olduğunu dile getirir. Öteki ifadelerle de uyumludur bu. Çünkü cennette inananlara sunulan meyvalar ve öteki nesneler benzer şekilde tanıtılıyor

(pınarların tertemiz, meyvaların leziz ve güzel olması; isteyenin elinin altında sayılacak kadar yakında bulunması…)

Arapçada BEKAREN, erken kalkmak anlamına gelir; BUKRATEN sabahın erkek saatleridir; el-bakr her hangi bir şeyin ilki, yenisidir.

Örneğin bakûr mevsimin ilk meyvasıdır, yani turfanda.

37. ayetteki (uruban) ise kusursuz demek.
Nitekin onun bir türevi olan ARABİYYEN kelimesini KUR’AN kendi kusursuz anlatımını dile getirmek için kullanır.

BUNA GÖRE AYETLERİN DOĞRU MEALİ

——Ve yükseltilmiş döşekleri -Ve furuşin merfu’atin (56:34)
——öyle bir yarattık ki –İnna enşa’na hünne inşâe (56:35)
——yepyeni yaptık -Fece’alna hünne ebkâra (56:36)
——kusursuz ve uyumlu -Uruban etrâba -(56:37)

Öteki dünya, MUTLAK GAYBDIR Biz o konuda Yüce ALLAH vahyen ne kadar açıklama yaptıysa ancak o kadar biliriz. DESTEKSİZ ATIP HADDİMİZİ AŞAMAYIZ.

İşte gelenekçi ulema haddini aşmış. SEKS fantezilerine kaptırmış kendini ve cenneti SEKS OTELİ derecesine indirivermiş ve DİN düşmanlarının ekmeğine yağ sürmüş

CENNETTE GENELEV DE YOK, GENELEV KADINI DA.

VİLDAN ve GILMAN’a gelince, onların huri ile alakası yok

hizmet melekleri oldukları anlaşılıyor (!)

Cennettekilerin çevrelerinde sürekli vildan dolanır.
Görseydin saçılmış inci sanırdın onları (76:19)

Evet… sürekli vildan dolanır (56:17)

Kaynağından doldurulan sürahiler, ibrikler, kadehlerle (56:18)

Bembeyaz. İçenler için lezîz (37:46)

Cennettekilerin çevresinde kendilerine ait gılman dolanır. Her biri sedefteki inci gibi (52:24)

Kimdir o, sedefte saklı bembeyaz inci misali vildan ve gılman ? ..
Bir HADİS’te öne sürüldüğü üzere müşriklerin çocukları mıdır ki cenettteki müminlere hizmet ederler ? ..

Ya da yazdığı mealde cennettekilerin çevresinde, saklı inciler gibi beyaz parlak gençlerin dolaşıp hizmet ettiğini öne süren Süleyman Ateş’in beyaz parlak gençleri yani PARLAK OĞLANLAR MI ? ..

İçinde VİLDAN kelimesi geçen ayetler ;

Çaresiz çocuklar
müstad’afîne min el-vildân (4:127)

Çocukları yaşlı eden gün
yevmen yec’alu l-vildâne şîbâ (73:17)

Çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar
müstad’afîne min er-ricâli ve n-nisâi ve l-vildân (4:75 ve 98)

VİLDAN’ın bir türevi olan VELED pek çok ayette geçiyor.
Onlar hariç, içinde VİLDAN kelimesi geçen YUKARIDAKİ 4 AYET VAR

Vildân — velîd”in çoğulu.
Mümine — dişil — mümin — eril
müslime — dişil — müslim

eril örneklerinde görüldüğü üzere velîde:
dişil — velîd

eril olduğuna göre vildân eril bir kelime.
AMA YUKARIDAKİ DÖRT AYETİN HİÇ BİRİNDE CİNSİYET KAVRAMI YOK

YANİ

Çaresiz çocuklar tanımı erkek çocukları da kapsıyor kızları da;
o zor günün yaşlandırdığı çocukların içinde erkekler de var kızlar da

İçinde GILMAN’ın tekili olan GULAM geçen ayetler ise ;

Müjde! Bir oğlan
ya büşrâ hézé gulamun (12:19)

Sana bilge bir oğlan müjdeliyoruz
inna nübeşşiruke bigulamin alîm (15:53)

Bir oğul babası olacağım?
Ennî yekûnülî gulamun (19:sekiz)

bir oğlana rastlayıncaya kadar
hattâ iza lekıyâ gulam en (18:74)

O oğlana gelince, onun ana babası mümindi
ve emmé l-gulamu fekâne ebevâhü müminîn (18:80)

Görüldüğü üzere gılman, erildir çünkü oğlan demek. Kuran onları SEDEF İÇİNDE BEMBEYAZ İNCİLER diye tanıtıyor (52:24) ama ONLARIN ŞEHEVİ DOYUM ARAÇLARI OLDUĞUNU AKLA GETİREN EN KÜÇÜK BİR İMADA BULUNMUYOR (?) (!) (?)

TIPKI (VİLDAN) GİBİ CİNSELLİĞİ OLMAYAN MELEKLER ONLAR.
DAHA DOĞRUSU HİZMET MELEKLERİ ONLAR ..

Ama (geleneksel yaklaşımdaki şehvet saplantısı) onları yine de beyaz parlak gençler, parlak oğlanlar yapıp çıkmış. KUR’AN’ı yanlış yorumlayarak ! ..

Oysa özetle hizmet melekleri onlar..

CEHENNEMDE (ZEBANİ) DENEN AZAP MELEKLERİNİN BULUNMASI NE KADAR DOĞALSA CENNETTE (VİLDAN VE GILMAN) DENEN HİZMET MELEKLERİNİN BULUNMASI DA O KADAR DOĞALDIR.

herşeyin en doğrusunu yüce ALLAH bilir ..


2 yorum
“huriler bahçesinde anlam kargaşası”
Avatar
Bayram ÇITLIK

Rabbim gayretnizi artırsın nefesinizi artırsın sayınızı artırsın.

Allah cc razi olsun muhteşem tesbitler.

Ümmetin sizin gibi alimlere ihtiyacı var.

selam ve dua ile dualarınızı istirham ederim.


Avatar
halil

gercekten cok dogru yazmisiniz




gerekli



gerekli-


Yorum :

Malumunuzdur ki, HADİSLER konusu İSLAM düşünce dünyasının bir nevi YUMUŞAK KARNIDIR.
Bu konuda tarihsel süreçten bu yana tartışmalar olduğu gibi, yakın çağda müsteşrikler tarafından da gündeme getirilen tabir-i caizse KAŞINAN bir konudur.

Bir kesim kendi kaynaklarını mutlak doğru kabul ederek TOPTAN KABUL yaparken, bir kesimde tam tersi TOPTAN RED yapmaktadır.

Bu konuda düşüncelerimiz zihin dünyamızının çapında dile getirek , platformumuza daima yapılan eleştirilere de açıklık getireceğimizi umuyoruz.

Pakistanlı düşünür M.İkbal’in tabiriyle İSLAM’da dini düşüncenin yeniden İNŞAASI/İHYASI işine kendini vakfetmeye çalışan birileri olarak, YAZDIĞIMIZ YAZILARA MIZRAKLARININ UCUNA BİR TAKIM UYDURMA HADİSLERİ TAKARAK SALDIRANLAR OLUYOR (Sıffin [...]

Önceki Yazı

16 Ekim Dünya Gıda Günü nedeniyle BM haberi:

Birleşmiş Milletler (BM) dünyada açlık sorunu yaşayan insan sayısının 1 milyarı geçtiğini açıkladı. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Dünya Gıda Programı’na (WFP) yayınladıkları ortak raporda, dünyada açlıkla mücadele eden insan sayısının, 2009 yılında 100 milyon artarak, 1 milyar 20 milyona ulaştığını bildirdi. Raporda, bu sayının son 40 yıldaki en yüksek aç sayısı olduğu ifade edildi. FAO Genel Sekreteri Jacques Diouf rapor açıklanırken, ‘Aç insanların sayısındaki artış tahammül edilemez noktada’ dedi. Diouf, ‘Açlık sorunun yok edilmesi için ekonomik ve teknik olanaklarımız var, ancak açlığı sonsuza kadar yok [...]

Sonraki Yazı

Kategoriler


192.168.1.1
192.168.1.1