Hz.Muhammed Neyi Okudu
Malum, Hz. Peygamber’e ilk gelen ayetler ALAK suresinin ilk beş ayeti idi. Hz. Peygamber, Hira mağarasına çekilip derin düşüncelere daldığında kendisine böyle ayetler geleceğini beklemiyordu. 35 yaşına bastığında kendiliğinden biriken bir VİCDANİ UYANIŞ ile mağaralara çekilmeye, Mekke’de yaşanmakta olan vahşet ve insanlığın gidişatı üzerine düşünmeye başlamıştı , Çünkü o dönem kadınlar lüks genelevlerde çalıştırılıyor, kızlar diri toprağa gömülüyor, ALLAH tasavvufu yitiriliyor, putlara tapılıyor, onlardan medet umuluyor, aracı kılınıyor, halk sömürülüyordu ..
İşte böylesi bir ortam da bazen kırk gün kırk gece gelmiyor, mağarada kalıyor ve dağlarda tepelerde dolaşıyordu. Hatta bazı geceler gözünü tek bir noktaya dikerek sabaha kadar yıldızların ötesini seyrettiği oluyordu. İşte BİN AYDAN HAYIRLI böylesi bir gecenin şafağında vicdanının derinliklerinde yankılanan o ilk sesleri duydu:
[Oku! yaratan Rabbinin adıyla. İnsanı alâkadan/sevgiden yarattı. Oku! Senin Rabbin çok cömerttir. Kalemi öğretti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti]
Tarihin akışını değiştiren İLK MESAJLAR işte bunlardı ..
Peki, verilen ilk mesajlar o gün için ne anlama geliyordu ? ..
Aslında İGRA, HALG, RABB, İNSAN, ALAG, KEREM, KALEM ve İLM kavramları her şeyi anlatıyor.
Ancak bu makale çerçevesinde bunlardan sadece İGRA üzerinde durmak istiyoruz ..
Burada üzerinde düşünülmesi gereken ilk konu OKU kelimesinin neye işaret ettiğidir. Geleneksel inanışa göre Hz.muhammed okuma yazma bilmiyordu, peki durum gerçekten de böylemiydi.
Okuma yazma bilmediği için mi ilk emir İKRA olmuştu. Bu ne anlama geliyordu, ve Resulullah bu ilk ayet’ten sonra neyi okumaya başlamıştı ! ..
Evet bu ilk ayetten maksat okuması ise, O’nun eline bir kitap verilmesi ve O’nun da bu kitabı okuması gerekirdi, Oysa eline ne yazılı bir metin verilmişti, ne bir sahife halinde, ne bir perşomene veya bir deriye evet evet ortada hiç bir nesne yoktu, Peki vicdanın derinliklerinde duyulan ilk söz OKU’nun gereği neye bakılarak nasıl yapılacaktı ..
Bunu anlayabilmek için meseleye çok farklı bir pencereden bakmak gerekiyor, yoksa işaret edilen yer yerine işaret parmağıyla oynar dururuz, Evet OKU denilmişti ve okumalıydı, fakat Hz.muhammed’in kendi beyanına göre OKUYAMIYORDU, OKUması gereken şeyi okuyamıyordu çünkü O bir ÜMMİ idi ..
Peki ÜMMİ deyimi birbiri ardına yazılan harflerı okuyamamak okuma yazma bilmemekmiydi ? ..
Kur’an’ı kerim’e göre araplar bu konuda iki kısıma ayrılıyordu:
1-] EHL-İ KİTAP yani okuyanlar tevrat’ı ve incil’i okuyanlar ve yazanlar
2-] ÜMMİLER yani okumayan tevrat’ı ve incil’i okumayan ve yazmayanlar
Kur’an’ı kerim o gün yaşamak da olan arapları ve diğerlerini: TEVRAT ve İNCİL’i okuyanlar ve okumayanlar olarak ikiye ayırıyor bu kitapları okumayanları ise ÜMMİ olarak nitelendiriyordu, bu husustaki yaklaşım şöyleydi: Bir grup insanlar vardı ki bunlar sadece tevrat’ı veya hem tevrat’ı hem incil’i okuyor bunun yanısıra bir grup insanlar da [matbaa] olmadığından bu kitapları yazarak çoğaltmayı görev biliyorlardı [yazıcılar] Bir grup insanlarda bu kitapları okumuyor kabe’deki çeşitli putlara tapıyor aracı kılıyorlardı ..
Çok küçük bir gurup da ne bu kitapları okuyor yazıyor ne de kabedeki putlara tapıyor aracı kılıyorlar dı. İşte bu kişilere de HANİF’ler denmekteydi. Gerek Hz.muhammed, gerekse ebu bekir es-sıddık bu hanifler grubuna dahil olarak ÜMMİ’ler diye adlandırılan ve EHL-İ KİTAP olmayan kimselerden idi, yani tevrat ve incil’i okuyup yazmışlardan değillerdi. Bu sebepten dolayıdır ki KUR’AN da Hz.muhammed’e:
[.. O ÜMMİ BİR ALLAH RESULÜDÜR ..][a'raf suresi 158. ayet] Olarak nitelendirir ve devam eder [.. EHL-İ KİTAP'A VE ÜMMİ ARAPLARA SOR ..][al-i imran suresi 20. ayet] ve yine bir başka ayet’te [SEN BUNDAN ÖNCE BİR KİTAP OKUMUYOR VE SAĞ ELİNLE O'NU YAZMIYORDUN..][ankebut suresi 48. ayet] Diye hitap ediliyordu ..
Şayet dikkatli ve peşin hükümsüz olaya yaklaşırsak görürüz ki sadece EHL-İ KİTABA VE ÜMMİ ARAPLARA SOR ayeti dahi o gün için yaşayanları ikiye ayırdığını yani: tevrat ve incil’i okuyanların EHL-İ KİTAP. Buna karşılık tevrat ve incil’i okumayanları ÜMMİ olarak nitelendirdiğini görürüz. Bir de işin bir diğer yanı var oda şu: OKU’MA ve OKUYAMAMA kavramlarının burada taşıdığı anlam, İşte tam da bu bağlamda İKRA yani OKU hitabında işaret edilen mana acaba neydi ? ..
İKRA sözcüğünün Hz.muhammed’e söylendiği anı ve yeri o gün ki şartları göz önüne getirelim, Yer bundan yaklaşık 1400 küsür yıl evvel hira tepesindeki bir mağara [HİRA] ve elde okunabilecek hiç bir yazılı metin yok
Şimdi bu hususa lütfen çok dikkat edin ..
Cebrail İsimli melek tarafından getirilen vahy’de OKU diyor. Fakat eline hiç bir yazılı nesne verilmiyor, şayet gerek kağıt üzerine, gerek taş, gerekse kemik her ne üzerine yazılı olursa olsun, verilen yazılı bir metin verilmiş olsaydı ve Hz.muhammed BEN ÜMMİYİM ONUN İÇİN BUNU OKUYAMAM deseydi. Bu olayı Hz.muhammed’in okuma yazma bilmediğine yorabilirdik. Ne var ki olay asla öyle cereyan etmiyor ..
İlk ayet vahy olunup da OKU denildiğinde, OKU’nun muhattabı Hz.muhammed şu cevabı veriyor: MA ENE BİKARİYYUN yani OKUYABİLENLERDEN DEĞİLİM [Bakınız elmalılı hamdi yazır hak dini kur'an dili tefsiri 8. cilt]
Burada şu hususa dikkatinizi çekelim. Bir kişiye durup dururken OKU derseniz, bu isteğe karşı alacağınız cevap kim olursa olsun NEYİ OKUYAYIM olacaktır. Çünkü o kişi sizin neyi OKU dediğinizi bilmediği için tabii olarak soracaktır. Şayet OKU hitabına karşılık NEYİ OKUYAYIM sualiyle karşılaşmamışsak, bu durum bize şunu gösterir: Hitap edilen kişi kendisinden neyi okuması istendiğini bilmektedir. Evet nitekim Hz.muhammed’de kendisine İKRA yani OKU dendiğinde NEYİ OKUMASI GEREKTİĞİNİ BİLİYORDU ancak O-KU-YA-MI-YOR-DU ! ..
Bu OKUYAMAMA’nın anlamı yazılı herhangi bir metni eline alıpta harfleri deşifre edememek değildi, Okuma yazması olmamak anlamında OKUYAMAMAK da değildi, Öyle ise neydi ? ..
Evet o ana kadar OKUYAMAMIŞ ve OKUYAMAMANIN sıkıntısı için de olan OKUMAK için OKUYABİLMEK için aylar boyu mağaraya inzivaya çekilen Hz.muhammed’in OKUMAK OKUYABİLMEK istediği şey neydi ..
Geçmiş de bir takım insanlar, olayın derinliğine girmedikleri için, ancak okuma yazma bilmeyen bir Resulun tebliğ edeceği KUR’AN’ın mucize olacağını sanmışlar ve dolayısıyla işin derinine inmeden ve hatta bazı gerçeklere giden yolları da tıkayarak OKUMAK ve YAZMAK bilmeyen bir ÜMMİ resul kavramına saplanıp herkese de bu düşünceyi empoze etmişlerdir, Zannetmişlerdir ki böylelik ile ALLAH resulü daha bir büyüyecektir. Bu Hz.muhammed’i ve O’nun getirdiklerinin bildirdiklerinin azametini ve O’nun gerçek büyüklüğünü kavrayamamanın sonucu değilse nedir
Sözlükte İQRA mastar olarak :
OKUMAK İNCELEMEK, SELAM SÖYLEMEK, BİR ARAYA GETİRMEK, TAŞIMAK demek ..
Okutmak, öğretmek (iqrâen)
Birisinin okumasını istemek, dikkatle inceleyip araştırmak (istiqrâ)
Okuyan, okuyucu, okur (qârî)
Hayız, hayızdan temizlenme (qur)
Okuma, okuyuş, kıraat (qırâat)
Medyumluk, fal bakma (qırâeh)
Rahle (mıqra)
Okunmuş, okunan (maqrŭ)
Okunanlardan toplanan (qurân)
Doğurmak (qare’e’l-hâmileh)
Devenin rahminde meni tutunmak (garae’l-nâgati)
Yel vaktinde esmek (garae’l-riyâh) kelimelerinin tümü bu kökten ..
Eski Türkçe’de YÜKSEK SESLE SESLENMEK, ÇAĞIRMAK OKUMAK ifadesi [okı-mak] şeklinde söyleniyordu ..
Fransızca ecole sözcüğü buna benzetilerek yeni Türkçe’de [1935] Arapça mektep ve medrese yerine okuma, öğrenme yeri anlamında okul şeklinde yeniden türetilmiş. İlginçtir, gerçi kelimenin kökünde de bu anlam var ama yukarıdaki YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU ayeti Türkçedeki YÜKSEK SESLE SESLENDİR, ÇAĞIR, DİLE GETİR, anlamında kullanıldığında bağlama uygun düşmektedir ..
Demek ki bunun için bir OKUMA yapılması gerekiyor ..
Öyle ki bu okuma insanı, toplumu, dünyayı, yaşamı, geçmişi, geleceği, iyiyi, kötüyü, varlığı, oluşu, akışı içine alan ve varoluşun özünden gelen derin bir SESLENİŞ, ÇAĞRI VE DİLLENDİRME şeklinde bir okuma olmalıdır. Eşyanın manasını ve yaşamın anlamını gösteren ve örnekleyen bir okuma olmalıdır. Bu anlamda ayetteki okuma YAZILI BİR METNİ YÜZÜNDEN OKUMAK, TİLAVET ETMEK’ten ziyade bir eylem çağrısı olup Türkçedeki EZAN OKUMAK [yükses sesle çağırmak] MEYDAN OKUMAK, GÖZLERİNDEN OKUMAK, YÜZÜNE YÜZÜNE OKUMAK, HAYATI OKUMAK, RAHMET OKUMAK deyimlerindeki OKUMA’nın kullanılışı gibidir ..
Evet okunması gereken bir şeyler vardı ve okuması gereken birinin olması gerekiyordu ALLAH [cc] tarafından peygamber olarak vazifelendirilecek olan bu zat insanların başı boş olmadığını kainatta atomdan güneş sistemlerine yıldızlardan galaksilere kadar her şeyin kudsi bir gaye için dönüp dolaştıklarını kainatın umum heyetiyle ulvi bir maksada hizmet ettiğini bildirip ilan edecek OKUYACAK olan zattı. Bu zat ahlaksızlık çamurunda boğulmaya yüz tutmuş insanlığa en güzel ahlakı dersi vererek kurtaracak meydan OKUYACAK olan zattı ..
Bu zat kainat niçin var edilmiş ? ..
İnsanlar nereden gelmişti ? ..
Niçin gelmiş ve nereye gidecekler gibi suallere en güzel cevapları verecek olan sünnetullahı OKUYACAK olan zattı. Bu zat insanın sahibinin insanlardan neleri istediğini razı olduğu ve olmadığı şeylerin neler olduğunu gayet açık bir şekilde beyan edecek İnsanlığa OKUYACAK olan zattı ..
Bu zat yalnız bir kavme bir millete değil bütün insanlığa ALLAH’tan aldığı emirleri bildirecek ilan edecekti. İşte bütün dünya gibi Arabistan Yarımadası da böylesine büyük vazifeleri yerine getirecek zatın ortaya çıkmasını bu kokuşmuş düzene MEYDAN OKUMASINI dört gözle bekliyorlardı ..
Şimdi O’nun ilk emir olan İKRA’dan sonra ne yaptığına bir göz atalım:
Öncelikle vahyi [yüklenmiş] onu şehre [insanlığa] [taşımış], meydana atılarak Mekke’de hüküm süren Tanrı, din ve Kabe istismarına dayalı tefeci bezirgan düzenini yani [yeda Ebu Lehep] düzenini tam bir MEYDAN OKUYUŞLA sarsmış, vaktinde esen yel misali esmeye başlamış, tarihin önüne çıkarak kendini peygamber olarak tanıtmıştır. İşte bu OKUMA [yüklenme, taşıma, esme, meydana okuma] tam yirmi üç yıl sürmüştür.
OKUMA ayetler gelmeye, yel gibi esmeye başladıktan sonra da gelen ayetler üzerinde düşünmesinin ve dikkatle/tane tane okumasının [tertil] istendiğini görüyoruz. Gelen ayetleri tane tane, dikkatle okuyalım bakalım, bu sözler hiç okuma bilmeyen birisine söylenir mi ? ..
Sen ey büyük işi yüklenen! Gece yarılarında kalk! Ortasında, başında veya sonunda. Kuran’ı düşüne düşüne oku! Biz sana ağır bir sorumluluk yükleyeceğiz.Bu nedenle gece vakti, ruh dinginliği ve sağlıklı okuma için daha elverişlidir.Çünkü gün boyu seni zorlu bir uğraş bekliyor [Müzzemmil suresi 1-7. ayetler]
Ayette geçen Kuran’ı tane tane ağır ağır, düşüne düşene oku[Rettili'l-qur'âne tertilâ] ifadesi Hz. Peygamber’in okumayı bildiğinin apaçık göstergesidir. Öyle ya bilmeseydi nasıl tane tane okuyacaktı ? ..
Keza sonraki ayette gece kalkışının naşiete’l-leyl ruh dinginliği eşeddu vat’an ve sağlıklı okuma eqvemu qiyla bakımından daha elverişli olduğu beyan ediliyor. Demek ki Hz. Peygamber gece vakitleri kalkarak saf bir ruh dinginliği içinde Kuran üzerinde düşünmekte ve tane tane sağlıklı okumalar yapmaktadır. İşte buradaki okuma bildiğimiz anlamda bir okumadır ..
Tüm bu izahlardan sonra okumanın bizim anladığımız şekilde klasik manada OKUR-YAZARLIK ile bir alakası olmadığını, daha iyi anlayabiliriz. Fakay yine de bir kaç örnek ile konuya açıklık getirelim ve gençlerimizin daha iyi idraak edebilmesi adına Spor’dan bir örnek verelim ..
Bu gün futbolda bir deyim vardır, OYUNU OKUMAK. Biline ki burada OKUMAK’dan murad edilen yazılı bir metni okumak değildir. MAÇI OKUMAK maçın gidişini, oyunun stilini, tarzını, takımların taktiklerini, oyuncuların kapasitelerini özelliklerini ve zaaflarını okumak demektir. Maçı oyunu iyi okuyan teknik direktör, oyun için gerekli tedbirleri alarak icap eden taktik ve değişiklikleri yaparak takımının maçı kazanmasını sağlar, İyi bir teknik direktör daha maçın başında oyunu okur ve oyun içerisindeki gerekli tedbirleri alarak oyuncularına gerekli taktikleri verir, işte tam da bu bağlam da Zaten o dönem de ortada okunması istenilen herhangi bir yazılı metin olmadığına göre OKU yani İKRA ayeti ile şu denmek istenmiş oluyor: DÜŞÜNDÜĞÜN SORUMLULUĞU YÜKLEN, ONU ŞEHRE/İNSANLIĞA TAŞI, İNSANLARI BUNA ÇAĞIR, ZÜLME MEYDAN OKU, HAYDİ UYANIŞI BAŞLAT VE HAREKETE GEÇ. İnsanı sevgi ve merhametinden yaratan, kalemi öğreten ve daha bilmediği nice şeyleri öğreterek onu varlık ve oluş alemine çıkaran cömert Rabbin seninledir ..
Şu halde İslam’ın ilk emri DÜŞÜN, SORUMLULUK YÜKLEN, MESAJI TAŞI, ONA ÇAĞIR, HAREKETE GEÇ VE ZULME MEYDAN OKU olmak icabeder. Bunun böyle olduğunu Hz. Peygamber’in OKU emrini aldıktan sonra ne yaptığına bakarak anlamamız da mümkündür. O, bu ilk ayetlerden sonra aynen yukarıdaki işleri yapmıştır ..
Örneğin OKU dendi diye Mekke’de okuma yazma seferberliği başlattığı veya kendisine kitaplarla dolu kütüphane aradığı görülmemiştir. Çünkü OKUMA’yı böyle anlamamıştı, Çünkü o OKUMA-YAZMA biliyordu, fakat OKUYAMIYORDU yılarca ticaretle uğraşmış birinin okuma yazma bilmemesi nasıl düşünülebilirdi ki ! ..
Evet OKUMA-YAZMA biliyordu, OKUMA-YAZMA bilmediğini iddia edenler Buhari Sulh ve İlim kitaplarında da yer alan şu rivayeti ise görmezden gelmektedirler, gelin tarihin tozlu raflarından bu güne ulaşan şu rivayeti birlikte OKUYALIM:
Kitab-ül Megazi; 45. Bab: 45- Andlaşması Hükmü İle Yapılan Umre Babı Bunu Enes, Peygamber’den zikretmiştir. 263- [Rivayet zinciri; el Berâ- Ubeydüllah b. Musa] Hz.muhammed zu-1-ka’de ayı içinde umre yapmak üzere yola çıktı. Fakat Mekke halkı Peygamber’i Mekke’ye girmeye bırakmalarını kabul etmediler.
Nihayet Peygamber Mekkeliler ile gelecek senede üç gün Mekke’de kalmak üzere, bir ANDLAŞMA yaptı.
Andlaşma hükümlerini yazdıkları zaman, BU ALLAH’IN ELÇİSİ MUHAMMED’İN ÜZERİNDE ANTLAŞMIŞ OLDUĞU ŞEYLERDİR yazmışlardı. Onlar ise yani [Mekkeliler] Biz bunu [senin elçiliğini] ikrar etmiyoruz, Kabul etmiyoruz. Eğer biz senin ALLAH’ın Elçisi olduğunu bilir ve tasdik eder olsaydık, seni hiçbir şeyden men etmezdik. Ama sen Abdullah oğlu Muhammed’sin dediler.
Bunun üzerine [Hz.muhammed] Ben ALLAH’ın Elçisiyim ve Abdullah oğlu Muhammed’im dedi.
Sonra da Ali’ye: orada yazan ALLAH’IN ELÇİSİNİ SİL dedi.
Hz.Ali ise HAYIR BEN SENİ EBEDİYYEN SİLMEM dedi.
Bunun üzerine Hz.muhammed kitabı aldı. Hz.muhammed kendisi yazı yazmayı güzel yapamıyordu. Akabinde: BU ABDULLAH OĞLU MUHAMMED’İN ÜZERİNDE ANDLAŞMA YAPTIĞI ŞEYLERİN YAZISIDIR diye YAZDI ..
Mekke’ye silah sokmayacak, yalnız kılıfı içinde kılıç getirecek; Mekkeliler’den bir kişi Muhammed’e tabi olmak isterse, Mekke’den çıkamayacak. Muhammed’in sahabîlerinden birisi Mekke’de kalmak isterse, bunun da Mekke’de ikameti men edilmeyecektir .. [burada konu edilen antlaşma, adı açıkça geçmese de Hudeybiye Antlaşması’dır]
Bu rivayetin orijinal metni de aynen şöyledir: ..فأخذ رسول اللّه صلى اللّه عليه و سلّم الكتاب و ليس يحسن يكتب فكتب هذا ما قاضى .. Bu metindeki كتبketebe [YAZDI] fiili birçok çeviride [YAZ-DIRDI] veyahut [YAZDIRDI] şeklinde yer almıştır. Ayrıca bu rivayetlere göre Siyer ve Tarih yazanlar da her nedense bu rivayetin bizim üzerinde durduğumuz bölümünü görmezden gelmişlerdir. Biz, bu kadar önemli bir konuda, kaynak olarak kabul ettikleri rivayetler arasında yer alan yukarıdaki rivayeti dikkate almayanların bir cinayet işlediklerini düşünüyor ve bu cinayetin ne amaç güttüğünü ise kamu vicdanına havale ediyoruz ..
Bir an için peygamberimizin elçi seçilmeden önce okuma yazma bilmediği var sayılsa bile, yirmi üç senelik elçilik hayatında da onun okuma yazma öğrenmediğini iddia etmek mümkün değildir. Çünkü, ilimi, bilgilenmeyi emreden ayetler karşısında, bu emirlere ilk muhatap ve ilk teslim olan insan olarak onun bu emirlere kayıtsız kalması ve bu süre içinde okuma yazma öğrenmemesi mantıksızdır. Kaldı ki peygamberimizin, Bedir Savaşı esirlerini, okuma yazma bilmeyen Müslümanlara okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakması gibi, Kur’an emirleri doğrultusunda ilmi ve irfanı tavsiye eden bir çok önerisi ve uygulaması vardır ..
Kısaca söylemek gerekirse; herkese ilim, irfan emredilirken, peygamberimize [Sakın sen okuma yazma öğrenme] diye özel bir emir verilmediğine göre, onun okuma yazma bilmediğini söylemek, mantıksızlığın ötesinde peygamberimize yapılan büyük bir haksızlıktır ..
Evet öyle bir OKUMA başlatmıştır ki bu tam 23 yıl sürmüş ve sonunda okunanlar toplanarak bir araya getirilmiş ve adına okunanların; düşünülenlerin, yüklenilenlerin, taşınanların, çağırılanların, harekete geçip meydan okunanların bir araya getirilip toplanması anlamında ki neticesin de ise KUR’AN oluşmuştu ..
İşte bu Kur’an o Kur’an’dır ..
Açıp baktığınızda onları bulursunuz ..
Düşünmeyi, yüklenmeyi, taşımayı, çağırmayı, harekete geçmeyi, meydana okumayı bulursunuz. Bu esnada yaşanan olayları: yürüyüşleri, acıları, çığlıkları, göçü, savaşı, barışı, sevinç gözyaşlarını, toz bulutlarını, at kişnemelerini, kılıç şakırtılarını, şehit feryatlarını, gazi çığlıklarını duyarsınız ..
Duymuyorsanız zaten okumuyorsunuz, hatmediyorsunuz demektir ..
Şu halde Hz. Muhammed [selam O'na] din adamları sınıfını ortadan kaldıran, kurumsal dinleri yıkan, dini tapınak dini olmaktan çıkarıp halkın vicdanı haline getiren devrimci bir peygamberdir. Bütün insanlık, dini dünya ve özellikle de sokaktaki adam ona çok şey borçludur. Bu nedenle halkın bağrından çıkan peygamberin getirdiklerine, en çok halkın bağrında yaşayanların sahip çıkması gerekir ..
Çünkü o onların sesidir ..
Onu koruyup kollayacak olan da, ne devlet, ne polis, ne jandarma, ne mahkemeler, ne hanedanlar, ne kadılar, ne şeyhler, ne dedeler, ne babalar, ne de kiliselerdir. Bilakis ümmi peygamberin çıktığı yerdir ma’şeri vicdandır ..
Bu nedenle KUR’AN’ı okumak hayatı okumaktır ..
KUR’AN’ı okumak kainatın nasıl okunulabileceğini anlamaktır ..
Anlamadan okumanın getirdiği hazin sonuçlar geçmişte olduğu gibi bu gün de devam etmektedir oysa KUR’AN’ı anlamadan okumak ve dinlemek şırıl şırıl akan güzel bir derenin kenarında oturmaya benzer.
Suyun sesi çok güzeldir..
Dinleyende olumlu etkiler meydana getirir..
Fakat temizlenmek için DERENİN İÇERİSİNE GİRİP YIKANMAK gerekmektedir..

“Hz.Muhammed Neyi Okudu”