kur’an verileri ile kader

28 Şubat 2010 Genel

KADER, farklı ekollerce değişik şekillerde ele alınan ve dolayısıyla farklı çözümler getirilen problemlerden birisidir. Bu çözümlerin günümüz açısından ihtiyacımızı karşılayacak doğru bir çözüm olmadıklarını söyleyebiliriz. O HALDE KADER BİZİM AÇIMIZDAN ÇÖZÜME KAVUŞTURULMASI GEREKEN BİR PROBLEMDİR. Bu da KADERE yeni bir metotla farklı bir çözüm getirmemiz anlamına geliyor. Biz bu probleme anlambilimi metot olarak kullanarak KUR’AN çerçevesinde çözüm getirmeye çalışacağız ki BU DAHA OBJEKTİF BİR ÇÖZÜM OLACAKTIR.

Çünkü bu yaklaşım, kişilerin ve ekollerin yöntem ve çözümlerinden mümkün olduğunca etkilenmemeyi gerektirir. Dolayısıyla KUR’AN çerçevesinde hem dil hem de konu bağlamına göre KADER KELİMESİNİN birbiriyle ilişkili olan temel ve yan anlamlarını tespit ederek bu probleme anlambilim açısından bakmış olacağız.

KADER’İN LÜGAT MANASI

Kader,Kur’an ‘da birçok anlama gelen bir kelimedir. Kelime olarak, ÖLÇME, TAKTİR ETME, BİÇİME KOYMA ve ŞEKİLLENDİRME gibi mânâlara gelir. Arapçada KA.DE.RA, takdir etti, hisselere ayırdı ve herkese payını bölüştürdü mânâsına gelirken bir de aynı kelimenin, GÜÇ YETİRDİ, MUKTEDİR OLDU GİBİ gibi manaları vardır.

KADER’iN ANLAMLARI ;

Ayetleri gözden geçirdiğimizde kaderin temel anlamının güç yetirmek olduğunu görüyoruz. Temel anlamı bu şekilde almamız gerekiyor. Zira böylece diğer anlamları bu anlama bağlı olarak açıklamak mümkün olmaktadır. Kaderin bu temel anlamıyla ilgili olarak Mülk suresi birinci ayeti örnek olarak verebiliriz:

” Mutlak hükümranlık elinde olan ALLAH, yüceler yücesidir ve O’nun her şeye gücü yeter ”
MÜLK SURESİ 1. AYET

Ayette kader , güç yetirmek anlamındadır. Mülk ile güç yetirmek arasında bir ilgi vardır. Mülk elinde olanın her şeye gücü yeter. KUR’AN’da kaderin bu anlamda kullanılışı ile ilgili bir çok örnek vardır. Ancak biz bununla yetinmek istiyoruz.

Bu temel anlamından başka , kaderin güç yetirmeyle bağlantılı olan bir diğer anlamı ölçüdür. Hicr suresi 21. Ayet’tir

” Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle (bi kaderin) indiririz ”
HİCR SURESİ 21. AYET

Ayette ALLAH’ın katında olanın bir ölçü ile indirildiği ifade edilmiştir.
Burada kader kelimesine güç yetirme anlamının verilmesi pek uygun düşmemektedir. Zira ALLAH’ın katında olanın bilinen (belli) bir güç yetirmeyle indirilmesi demek , o şeyin belli bir kanun ve nizam dahilinde indirilmesi anlamına gelecektir. Bu ise o şeyin belli bir ölçüye göre indirildiğini ifade eder.

Kaderin bir diğer manasını Talak suresi 7. Ayette bulmaktayız:

” Varlıklı olan kimse, nafakayı varlığına göre versin; rızkı ancak kendisine yetecek kadar verilmiş olan kimse, ALLAH’ın kendisine verdiği ölçüde ( kudire) versin; ALLAH kimseye, verdiği rızkı aşan bir yük yüklemez. ALLAH, güçlükten sonra kolaylık verir ”
TALAK SURESİ 7. AYET

Ayette kader rızkın DARALTILMASI ANLAMINDA KULLANILMAKTADIR. Zira rızkın bir kimse için güç yetirilmesi , rızkın o kimseye belli bir ölçü ile verildiğini, belli bir ölçüye göre verilmesi de ölçüsüz, bol bir şekilde verilmediği yani rızkın o kimse için daraltıldığı anlamına gelmektedir. Ayrıca ayette İfadesinden önceki kısmın , kaderin anlamının bir kimsenin rızkının daraltılması şeklinde anlaşılmasında rolü vardır. Çünkü her iki ifade birbiriyle ters anlamlıdır. Birinci kısımda imkanı geniş olma (zengin olma) durumu sözkonusu olduğuna göre ikinci kısımda rızkın daraltılması anlamı ifade edilmiş olmaktadır.

Kaderin bir diğer anlamını Enam suresi 96. Ayette görmek mümkündür:

” O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı(husbânen). Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir (ölçüp biçmesidir) ”
ENAM SURESİ 96. AYET

Ayette bir şeyin bir şey olarak kılınması ALLAH’ın taktiri olarak ifade ediliyor. Mesela gecenin sükünet kılınışı gibi. Ayete göre kaderin anlamı ALLAH’ın varlığa (gece) güç yetirmesinde ortaya çıkmaktadır. ALLAH’ın geceye güç yetirmesi onu (geceyi) bir şey olarak (dinlenme zamanı) kılması veya yaratması demektir. O halde ALLAH’ın takdiri ayete göre birşeyin bir şey olarak yaratılması veya kılınması anlamına gelmektedir.

Kalem suresi 23-25 ayetlerde kader kelimesi azmetmek , kararlı olmak anlamında kullanılmıştır:

” Bugün orada hiçbir düşkün kimse yanınıza sokulmasın ” diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı. Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler ”
KALEM SURESİ 23-25. AYET

Azmetmek ve niyet etmeye güç yetirmek , azmetmek ve niyet etmek, azim ve kararlılık içinde olmak anlamına gelir.

Kader kelimesi Kamer suresi 10- 12 ayetlerde bir işi düzenlemek , planlamak anlamına geliyor:

” O da ” ben yenildim bana yardım et ” diye Rabbine yalvarmıştı. Biz de bunun üzerine göğün kapılarını boşalan sularla açtık. Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık her iki su belirtilen bir ölçüye göre birleşti ‘

Bütün bu yan anlamlar , kaderin esas ve temel anlamı olan güç yetirme ile ilgili olduğu gibi, Al-i İmran suresi 29. Ayete göre:

” DEKİ ; İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da ALLAH onu bilir. Göklerde ve yerde bulunanları da bilir ve ALLAH’ın gücü herşeye yeter ”
AL-İ İMRAN SURESİ 29. AYET

Ayetin genel olarak iki anlamdan oluştuğu söylenebilir . Bunlardan birincisi içinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da ALLAH’ın onu bildiği ve ALLAH’ın göklerde ve yerde olanı bildiğidir. Diğer anlam ise ALLAH’ın herşeye gücünün yetmesidir, ilk bakışta bu iki anlam arasındaki bağın ne anlamda olduğu çok açık değildir.

Ancak yapısal anlambilim açısından ayeti dil ve konu bağlamına göre değerlendirecek olursak birinci kısımdaki anlamın ÖZEL , ikinci kısımdaki anlamın GENEL olduğunu, buna bağlı olarak ta ALLAH’ın her şeye gücünün yetmesi anlamının içerisinde ALLAH’ın göğüslerde olan ile yerde ve göklerde olanı bildiği anlamının bulunduğunu söyleyebiliriz . Yani ALLAH’ın herşeye güç yetirmesinin özel şekli O’nun göğüsler ile göklerde ve yerde olanı bilmesidir. Dolayısıyla KADER ile ALLAH’ın ilmi arasında sıkı bir bağın olduğu bir başka ifade ile kaderin ALLAH’ın göğüslerde olan ile göklerde ve yerde olanı bildiği anlamına geldiği söylenebilir.

Günümüzde genel olarak KADER diye tanımlanan inanç cahilliyye döneminde daha katı şekliyle mevcuttu, onların bu inancı farklı kelimelerle tanımladıklarını görüyoruz.Bu alandaki etkin kelime “DEHR” dir.

” Dediler ki: Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman (DEHRU) yok eder.” Bu hususta onların bir bilgisi yoktur. Onlar sadece zanda bulunuyorlar ”
CASİYE SURESİ 24. AYET

MÜŞRİK ARAPLAR İNSANIN HAYAT ÇİZGİSİNİ KENDİLERİNİN SEÇTİĞİNE İNANMIYORLARDI. İnsanların bütün yaptıklarının kendileri için belirlendiğine inanıyorlardı. Hatta şirk kosmalarını bile ALLAH’ın dilemesinin sonucu olarak görüyorlardı ;

ŞİRK KOŞANLAR DİYECEKKİ ; ” ALLAH DİLESEYDİ NE BİZ ŞİRK KOŞARDIK, ne atalarımız ve hiç bir şeyi de haram kılmazdık ” Onlardan öncekiler de, bizim zorlu azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanladılar.
DEKİ ; ” Sizin yanınızda, bize çıkarabileceğiniz bir ilim mi var? Siz ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak zan ve tahminle yalan söylersiniz ”
ENAM SURESİ 148. AYET

Kader kelimesini kullanmamalarına rağmen, bugünkü kader inancının temellerini atacak olan çarpık anlayış onlarda tam olarak etkindi.

İnsan olmakta olan herşeye boyun bükmeli içine kapanmalıydı. Bu anlayışın İslam toplumunda egemen olmasında siyasi bir zeminin olduğuda açıktır. Geçmiş saltanat rejimlerinin (Emevi vb.) halka istediklerini yaptırması, kamu malını istedikleri gibi çar-çur etmelerine rağmen, karşı çıkılmadan razı gösterilmesi , Kader’i kabullenmek olacaktı. Eğer zulme ve adaletsizliğe karşı çıkılacak olursa, HAK ADINA BUNLARA KARŞI ÇIKMAK, ALLAH’A KARŞI ÇIKMAK yani ALLAH’IN KADERİNE KARŞI ÇIKMAK SAYILACAKTI ! ..

KUR’AN inancında ise ALLAH’ın kainattaki mutlak egemenliği söz konusudur.Ancak yaşamsal açıdan yaptıklarından sorumlu olan insan seçim özgürlüğüne sahiptir …

DEKİ ; Siz ona İSTER İNANIN, İSTER İNANMAYIN; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur’an) okununca, derhal yüz üstü secdeye kapanırlar ”
İSRA SURESİ 107. AYET

” Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İSTER ŞÜKREDİCİ OLSUN ,İSTER NANKÖR ”
İNSAN SURESİ 3. AYET

” Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin ” BAKARA SURESİ 152. AYET

GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ İNSANIN SEÇME HAKKI KENDİSİNE VERİLMİŞTİR
bu konuda doğru yol, doğru rehber de kendisine sunulmuştur. İnsanın “DOĞRU NAMINA NE VARSA ORTAYA KOYAN KURAN’a gönlünü açmasını, altını çizerek özellikle vurgulamaktadır. İmtihanın gereği de seçme ve istediğini yaşama özgürlüğünü içermektedir..

EVET KADER CENAB-I HAKK’IN İLMİNDE EŞYAYA ÇİZİLMİŞ BİR PROJEDİR Bir şeyi bilmek ise o şeyi vücuda getirmek, demek değildir…

MESELA, siz kafanızda bin tane binanın plânını tutsanız, yüzlerce fabrikanın fizibilitesini tasarlasanız bunlardan hiçbiri sırf kafanızda tuttuğunuzdan dolayı vücuda gelmez…

ONLARIN VUCUDA GELMESİ İÇİN İRADE VE KUDRETE İHTİYAÇ VARDIR.

Aksi halde, kafanızda tasarladığınız bina veya fabrikayı sadece siz bilirsiniz. Hayalen onun içinde dolaşır durursunuz ve hayalinizdeki en küçük bir kesinti de o fabrika veya o binayı ortadan kaldırıverir. Hatta, muhayyileniz yardımını kestiğinden dolayı hiç düşünmemiş ve tasarlamamış gibi olursunuz…

MESELA BİR TREN DÜŞÜNELİM . Bu trenin iki istasyon arasında katedeceği mesafe, zamanlama açısından bellidir. İNCE HESAPLARLA HESAPLANMIŞ BU NETİCE TRENİN HAREKETİNDEN ÇOK ÖNÇE BİLİNİR İşte bu bilinen netice bir plân ve projedir. MESELEYİ KONUMUZLA İLİŞKİLENDİRİRSEK biz buna KADER DERİZ. Şu kadar var ki, elimizdeki bu ma’lûmat ve kader, treni harekete geçiren cebrî bir güç değildir.

YANİ TREN BU PLAN VE PROJEDEN SONRA DENİLEN SAATTE DENİLEN İSTASYONA GİTMİYOR , belki tren o vakitlerde oralara gideceği için bu plân ve projede, yani trenin kaderinde bu böyle yazılıp kaydediliyor. Çünkü ilim malûma tâbidir. Nasıl olacaksa öyle bilinmekte ve hakkındaki takdir ona göre yapılmaktadır…

Cenâb-ı Hakk’ın ilmi, manzar-ı a’lâdan ÇOK YÜKSEK BİR NOKTA olmuş ve olacak bütün eşyaya bir anda ve bir noktaya baktığı gibi bakar. O’nun ilminde, sebep-netice, illet-ma’lûl, başlangıç ve sonuç iç içedir ve hepsi tek noktanın içine sıkıştırılmıştır. O’nun için orada EVVEL-AHİR, önce ve sonra diye birşey yoktur. YANİ ALLAH’IN İLMİ HER ŞEYİ TÜM KUDRETİYLE KUŞATMIŞTIR. Takdirini de bu ilmiyle yapmaktadır. Öyleyse bu takdir, iradî fiillerde, irade devre dışı tutularak yapılmamıştır…

BİR ÖRNEK DAHA VERECEK OLURSAK ; Hayat bir santranç oyunuysa,Santranç oyununun kurallarını ALLAH koymuştur. Ezeli ilmiyle bizim hangi hareketleri yapabileceğimizi bilmektedir. Bu Allah’ın bize verdiği yetkiyle, ALLAH BİLDİĞİ İÇİN BİZ KADERİMİZİ ÇİZMİYORUZ, BİZİM O KADERİ ÇİZECEĞİMİZİ ALLAH BİLDİĞİ İÇİNDİR. Burada bir yaptırım yoktur, imtihanın ve adaletin gereği budur. Rahmetiyle herşeyi kuşatan ALLAH böyle takdir etmiştir. Her kişi yapmış olduğu kendi kararlarıyla yargılanacaktır ..

” Ve şüphesiz ki, insan için kendi çalıştığından başkası yoktur. Ve elbette ki, çalışmasını yakında görecektir. Sonra (onun çalışması) en tamam bir mükâfaat ile mükâfaatlandırılacaktır. Ve şüphe yok ki, en son gidiş Rabbinedir ”
NECM SURESİ SURESİ 39-42. AYET

İnsanın bütün yaptıkları, daha önce Levh-i Mahfuz’a kaydedilmiş şeylerdir.
Daha sonra onun boynuna takılan kader bu Levh-i Mahfuz’dan istinsah edilmiştir…

HER İNSANIN AMELİNİ BOYNUNA DOLADIK (İsra, 17/13) âyeti de bize bu hakikati anlatmaktadır.

konunun daha iyi kavranması açısından şu örnek yeterli olacaktır EVET İNSANIN YAPACAĞI HER ŞEY ÖNÇEDEN YAZILIDIR. İnsan yaptıklarıyla sadece kendi hakkında yazılmış olanı yerine getirmektedir.

ANCAK BU YAZILMA ÖNCEDEN BİLİNDİĞİ İÇİNDİR

YOKSA İNSANI ZORLAYICI BİR KUVVET DEĞİLDİR.

İnsanın boynuna asılan bu defterle, insanın fiillerinin melekler tarafından yazıldığı DEFTER YANYANA GETİRİLDİĞİNDE görülecektir ki, İNSAN KENDİSİ İÇİN DAHA ÖNÇEDEN YAZILANDAN BAŞKA HİÇ BİR ŞEY YAPMAMIŞTIR. Sonra CENAB-I HAK, bu defteri insana okutacak ve hesabı da bu deftere göre görecektir. ALLAH’ın herşeyi saran ilmiyle, kendi acizane ilmimizi karıştırmamamız gerekmektedir.

YANİ KADERİN İNSAN FİİLİ VE BUNUN EZELDE TESBİTİYLE BİR ALAKASI YOKTUR ..

Kader meselesinde insanın iradesini ilgilendiren nokta ile tabii ve kevni hadiseleri ilgilendiren ciheti birbirinden ayırmak gerektiğini ifade ederken kaderin insan fiili ile ilgili olmadığını tabii ve kevni hadiselerle ilgili olduğunu da belirtilebilir. Dolayısıyla insan fiilini ve bunun ezelde tespitini kaderin anlamı içine almak yorumla sözkonusu olup, bu da belli bir mantıkla probleme yaklaşmak ve belli bir kültür çerçevesinde problemi değerlendirmekle gerçekleşmektedir.

Zaten kader kelimesi ile KUR’AN’da insan fiilinin kastedilmiş olması KUR’AN’ın uslübüna da aykırıdır.
Zira kader ile insan fiili kastedilmiş olsa bu, insan fiiline ayrı bir varlık kategorisi vermek yani insan fiilini daha somut bir tarzda mustakil bir varlık imiş gibi değerlendirmek anlamına gelir. Halbuki fiil insana bağlı olarak anlaşılan soyut karakterli bir şeydir.

Şairin dediği gibi ;
KADER BEYAZ KAĞIDA SÜTLE YAZILMIŞ YAZI ELİNDEYSE BEYAZDAN GELDE SIYIR BEYAZI


12 yorum
“kur’an verileri ile kader”
Avatar
eyüp ali kasarcı

Her müslüman kadere inandığını söyler ama çoğu kaderin ne olduğunu bilmez (!)
Oysa bir insanın bilmediği bir şeye inanması iman değildir (!)

Peki KADER NEDİR (?)

İki bakış açısıyla anlatayım

Birinci bakış:

Kainattaher (mikro zerre) ve her (makro madde) bir tasarım ve plan dahilindevar olmuştur ..
Atomların dizilişi, moleküllerin bağlantısı, açıları,itme ve çekme kuvvetleri, hücrelerin mekanizmaları, DNA bilgi depoları,iskeletlerin yapıları, gezegenlerin uzaklıkları, yörüngeleri,yıldızların çapları ve hızları, bedenimize ait anatomik ve biyolojiközellikler, ihtiyaçlarımıza uygun bitki ve hayvanlar, böcekler,bakteriler, galaksiler, sistemler vs ..
tüm bunlar bir PLAN ve TASARIM’ı gösterir ki bu tasarım KADER ‘dir.

Kader kelimesi TAKDİR ‘dengelir ..
Takdir ise ÖLÇÜ anlamına gelir ..
Biz buna kusursuz plan ve tasarım diyoruz ..

Nitekim bilim adamları da kainatta bir hassas ayar’ın varlığından söz edip dururlar ..

İKİNCİ BAKIŞ AÇISI :

Kader:

Ezelden ebede, tüm oluşları ve olacakları ALLAH’ın zamansızlıktabilmesidir.
Yani kader, Allah’ın İLİM sıfatındandır ki Allah’ın ilmi tüm zamanları kuşatmıştır ..

Dolayısıyla Allah katında (önce-sonra) gibi kavramlar olmadığından, tüm zamanlar bir tek AN hükmünde olup hepsibirden bilinir (!)
İşte asıl sorun bu ikinci kısımda başlıyor ..

Yani ZAMAN KAVRAMINDA (!)

Diyorlar ki;
Madem Allah ÖNCEDEN YAZMIŞ, ve biz SONRA YAPIYORUZ, o zaman biz YAZILMIŞLARI YAPMAK DURUMUNDAYIZ (!)

İşte kilit nokta bu ..
Önce ve sonra ifadeleri ..
İşte yanılgı burada ..

Allah katında ÖNCE-SONRA gibi kavramlar YOK ! ..
Bir ayette de belirtildiği gibi; (Kıyamete kadar olacak olanlar, Allah katında OLMUŞ ve BİTMİŞTİR)
Bukonuyu anlamak için biraz da FEN BİLİMİ OKUMAK gereklidir zannımca ..
Bu hususu bilimsel ve dini açılardan ele almış çift kanatlı eserler demevcuttur.

YAZILANLARI YAPMIYORUZ ! ..
YAPACAKLARIMIZ YAZILMAMIŞ ! ..
YAPTIKLARIMIZ YAZILMIŞ ! ..

Yani;

YAZILANLARI YAPACAĞIMIZ İÇİN YAZILMAMIŞ ..
ONLARI ZATEN YAPTIK ..

Allah katında şu an ve şu tarih yaşanmıyor ki ! ..
Biliyorum belki kafanız daha da karıştı ..

Ama karışması iyidir ..
Yoksa öğrenemezsiniz ..

Bir örnek vereyim .. (Lütfen ÇOK dikkatli okuyun)

Birbilim adamı, 2005 yılında yaptığı bir araştırma sonucu bir yıldızındünyamıza uzaklığının (50 ışık yılı) olduğunu hesaplıyor .. Ve oyıldızın o tarihten 15 sene önce (yâni 1990 yılında) söndüğünü, fakat yıldız bize 50 ışık yılı uzakta olduğu için (söndüğü zaman bile 50 yılboyunca ışığının görüleceğini bildiğinden) bu yıldızın çıplak gözlesöndüğünü göreceğimiz tarihin 2005+(50-15) =2040 yılı olacağınıhesaplıyor ..

Yani yıldız 15 sene önce (1990′da) sönmüş.
Fakat biz 35 sene sonra (2040′da) göreceğiz söndüğünü ..
Yâni 35+15=50 yıl sonra ..

Sonra bilim adamı bu bilgiyi 2005 yılında dünyaya şöyle ilan ediyor ;
FİLANCA YILDIZ 35 sene sonra, 10 OCAK 2040 TARİHİNDE SÖNECEKTİR ! ..

2040 yılında o yıldız söndüğünde cahil insanlar soruyor ;
Bu bilim adamı GAYB ‘ı nasıl bildi ? ..

KADER ‘i nasıl bildi ? ..

Yıldız O DEDİĞİ İÇİN mi söndü ? ..
Yoksa SÖNECEĞİ İÇİN mi O dedi ? ..

Bilim adamı cevap veriyor ;
Ne ben dediğim için söndü, ne de söneceği için ben dedim.

Çünkü o yıldız ZATEN SÖNMÜŞTÜ ! ..

Gel de bilmeyene izah et ! ..
Ne demek zaten sönmüştü ? ..
Biz basbaya görüyorduk parladığını ! ..
İştemaalesef durum böyle ..
Biz o yazılmış olan kaderi zaten yaptık ! ..
Yaptığımız için yazıldı ..

Ama bu Allah katı için geçerli bir oluş ..
ÇÜNKÜ ALLAH, ZAMAN KAVRAMINA BAĞIMLI DEĞİL ..

Allah (haşa) bu gezegendeyaşamıyor ki bir günü 24 saat, bir yılı 365 gün olsun ..
Salise,saniye, dakika, saat, gün, hafta, ay, yıl, vs ..

Bunlar bizi bağlar Allah’ı değil ! ..
Allah, tüm zamanları tek bir noktada hepsini bir anda görür ve bilir.
Dolayısıyla Allah için ÖNCE-SONRA-ŞİMDİ gibi kavramlaryoktur ..
Zamanı yaratan da Allah ..

Allah kendi yarattıklarından bağımsızdır ! ..

Şimdi bu konuları anladıysanız net bir tespit yapayım ..
BİRİNSAN BİR ŞEY YAPTIYSA, EVET BU ONUN KADERİDİR ..

FAKAT SORUMLUSU KENDİSİDİR ! ..
ÇÜNKÜ İRADE KENDİSİNİNDİR ! ..
ALLAH’IN BU OLAYI (ÖNCEDEN BİLMESİ) (ki biliyorsunuz önce-sonra kavramları bizimaçımızdandır)
hiçbir şeyi değiştirmez ! ..

ÖNEMLİ OLAN O İNSANIN NEYAPTIĞIDIR ..

Kader asla değişmeyen bir BİLGİ ‘dir ..
İçine bizim irademiz de dahildir ..

Mesela ben bir sadaka verirsem başıma gelebilecek belaları def ederim ..
AMABENİM O SADAKAYI NE ZAMAN KİME NASIL VERECEĞİMİ VE O BELÂNIN NASIL DEFOLACAĞINI ALLAH ZATEN BİLİYOR ..

Aksine ben anne ve babamı üzer ve beddua alırsam işim rast gitmez ..
AMA BENİM NE ZAMAN NEYAPARAK ANNE VE BABAMI NASIL ÜZECEĞİMİ VE İŞİMİN RAST GİTMEYECEĞİNİ ALLAH BİLİYOR ..

Ben iyi bir şey yaparsam sevap yazılır ..
Kötü bir şey yaparsam günah yazılır ..

AMA BENİM ÖMÜR BOYUNCAKAZANACAĞIM SEVAP VE GÜNAHLARI ALLAH BİLİYOR ..
O’nun bilmesi hiçbirşeyi değiştirmez ! ..

SORUMLUSU BENİM ! ..

Yani esas konu ;

ZAMAN KAVRAMI ve BİLGİ GENİŞLİĞİ ! ..

Yanlış anlaşılan bir husus da şu ki ;
Değişen kader, değişmeyen kader diye bir ayrım yoktur ! ..

Eğerbir insan sadaka verdiğinde ya da başka bir iyilik yaptığında kaderinin değiştiğine inanıyorsa o insan Allah’a şirk koşuyor demektir ki bu da en büyük ve affedilmez bir günahtır ! ..

Durumu şöyle açıklayayım:

Eğerbir insan, sadaka vermeden önceki kaderini; Allah’ın yazdığı kader,sadaka verdikten sonraki kaderini ise; kendi değiştirdiği kader olarak görüyorsa, bu insan Allah’a acziyet atfetmiş olur ! ..

Ona göre Allah onun sadaka vereceğini düşünemeden bir kader yazmış (haşa)
sonra o sadaka verince Allah onun kaderini silip tekrar yazmış (haşa)
Bu saçmasapan anlayış sahiplerine göre Allah’ın bir elinde kalem birelinde silgi olsa gerektir (haşa)

Oysa Allah bu tutarsız kader anlayışından beridir, uzaktır ..

Bu tarz anlayışlar ya bir cehalet veya bir taassup ürünüdür ! ..

Kader asla ve kat’a değişmez bir bilgidir ve Allah katındadır ..

İçine tüm cüz’î iradeler de dahildir ..

Burada bir ayrıntıya değinmek istiyorum:

Kader hususunda hiç mi ayrım yoktur ? ..
Hayır, elbette ki vardır ! ..

Ancak,bu ayrım (değişen kader & değişmeyen kader) şeklinde sapkın bir ayrım değil, içine irademizin dahil olduğu kader & içine irademizin dahil olmadığı kader şeklinde bir ayrımdır.

Evet bizim müdahalemizin yani cüz’î irademizin içinde bulunmadığı kader de vardır.

Örneğin;

hangi çağda doğacağımıza, hangi ırktan olacağımıza, hangi aileye mensup olacağımıza dair hiçbir müdahalemiz yoktur ve olamaz ! ..

Ancak evleneceğimiz kişiyi seçebiliriz, okuyacağımız kitabı seçebiliriz, oy vereceğimiz partiyi seçebiliriz, çeşitli prensipler edinebiliriz vs ..

Genel olarak düşünecek olursanız siz de bunabenzer pek çok örnek üretebilir, ekleyebilir veya çıkartabilirsiniz ..

Asıl mesele bu iki ayrımı yapabilmektir ..

Lakin tekrarhatırlatıyorum ki; Müdahalemiz olsun veya olmasın bütün oluşlar ve bitişler KADER ‘dir. İrademiz dahil de olsa hariç de olsa KADER DEĞİŞMEZ ! ..

Çünkü Allah, bizim iradelerimizin de içine dahil olduğuher şeyi ZAMANSIZLIKTA TOPYEKÜN BİR AN HÜKMÜNDE (HEPSİNİ BİRDEN) GÖRÜR VE BİLİR ! ..

şüphesi olanmı var

evet şimti plato hazır oyuncular sahnede film başladı sonuç altın portakal değilsede filmin sonunu beklemek zorundayız film bittiğinde ve yazılar akmaya başladığında işte o zaman kaderi daha iyi kavramış olacağız ..


Avatar
ahmet öcal

allah utandırmasın emeğinize sağlık çok begendim ben ..


Avatar
ADALET SÜMER

GÖNLÜNÜZE,BİLGİNİZE,SEVGİNİZE SAĞLIK..
BİR TÜRLÜ BİR YERE OTURTAMADIĞIM (KADER)’İ ANLAMAMA YARDIMCI OLDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUM ..

ALLAHIMA EMANET OLUN ..


Avatar
Hülya

Şimdiye kadar okuduğum kitaplarda hep kader konusuna gelince takılıp kaldım ve kafam karman çorman olmuştu ancak,bu yazı artık net bir şekilde anlaşılmıştır.
Özellikle yalın anlatımından dolayı Eyüp Ali Kasarcı beyefendiye çok teşekkür ediyorum.
Allah razı olsun.


Avatar
imdat

sağolun


Avatar
mehmet

kader yoktur arkadaşlar;
kuranda cennet ve cehennem vardır. bunun anlamı irade vardır demektir.
iradenin olduğu yerde yazılı bir şey olamaz. ayrıca kuranda allahın insanlara zulm etmediği yazılıdır. dolasıyla insana allahtan kötülük gelmiyorsa yazılı bir şey yada zorla bir şeyi yaptırma nasıl mümkün olsun!

kurandaki kader tabiat kanunlarıdır.

Tanrı, her şeyi belli bir ölçü içinde indirmektedir. (Hicr, 21) Gökten su ölçüyle iner (Müminûn, 18; Zühruf, 11); inen suyun yeryüzünde vadilerde dolaşması bile ölçüyledir.(Ra’d, 17) Topraktan pınarlar fışkırması, fışkıran suların birleşmeleri yine belli bir ölçüye göredir. (Kamer, 12)

bu kader konusu islamiyete nerden girdi derseniz hint felsefesine bakın derim…

bu bağlamda bu makale hatalı bir makaledir. müslümanlığa aykırıdır.


Avatar
M. N. Ö.

İnkarcılar Sorarlar ki;

Allah azze ve celle madem herşeyi biliyor, peki o zaman insanların sonunu da biliyor demek oluyor, madem biliyordu ÖYLEYSE İNSANLARI NEDEN YARATTI .

Yarattı ki ;
insanları direk sorgusuz sualsiz kimilerini cennetine kimilerini de cehenneme koysa idi ,
cehennemlikler asi olup Ya Rab neden bizi cehenneme koydun biz sana ne yaptık diye sorarlar ve bu soruya haşa açıklama yapma gereği duyulmasın diye insanları ve alemi kendisine ibadet edilmesi için yaratmıştır.

Kim ki kaderine karşı çıkarsa asi olur. ve asiler için hazırlanan yerde oturağını hazırlasın.

Makale gerçekten hakka uygun.

Hidayet Allah azze ce celleden ama ona (cc) adım atanlara. Bir adım atana bin adım atarım, yüyüyene koşarım diyor yüce Rabbım..

Cümlemizi Rahman ve Rahim olan Rabbım Haktan, Sıratı Mustakîm’den ayırmasın.

Allahümme amin


Avatar
rabia sivas

yıldız örneği harikaydı…büyülendim.
Rabbimin akıl almaz bir varlık olmadığını
anlamak ne kadar da zor geliyor insanlara
Allah kanunlarını gizli kapaklı işletip insan aklına zulmeder mi…
hele de sürekli akletmez misiniz
düşünmez misiniz diye yakınırken kitabında…
kurcalayın….aklınızın almadığını zannettiğiniz herşeyi…sorun….VARDIR HİKMETİ DEYİP GEÇİŞTİRMEYİN…
görün Allahın ihtişamını…Onun muhteşem yasasını…
utanılacak şey mi bu…
iman zaafiyeti mi….
dirilişi soran İbrahim geri çevrildi mi…
Allahı açıkça görmek isteyen Musa yerildi mi…
yeter ki sorularımız mutmain bir kalb için olsun…
Allah sinsi süpheci ile hikmet açı muvahhidi elbet ayırır…


Avatar
DENİZ DALYANOĞLU

AMAN YA RABBİM , AMAN YA RABBİM !..

KELİMELER YETMİYOR DÜŞÜNCELERİMİ ANLATMAYA, BECEREMEME SIKINTISI İLE SON ZAMANLARIMDA DARALDIKÇA DARALIYORUM
NASIL BECERECEM ALLAH’IM BANA NASİP ETTİĞİN HİDAYET ÜZERE YÜRÜMEYİ, NASIL SIYIRACAM ŞU KALAN ÖMRÜMÜ SENİN YOLUNA
ENGEL OLUŞTURAN MADDİ VE MANEVİ ÇIKMAZLARDAN. GEREĞİ GİBİ TEVEKKÜL EDEMEMEK, TERCİHLERİMİ RIZANA GÖRE VEREMEMEK VE ANLATAMAMAK DERDİMİ , BEN SENDEN HAKKI İŞİTEN KULAKLAR, HAKKI GÖREN GÖZLER, HAKKI KONUŞAN DİLLER VE HAKK İÇİN TİTREYEN KALPLER İSTEDİM, İSTİYORUM. ŞU OKUMAMI NASİP ETTİĞİN VE BUNDAN ÖNCE DE
MUCİZE VE MASAL ARASIDA KISSALAR VE MUCİZE KONULU MAKALELERLE KARŞILAŞTIRARAK AKLIMIN KARANLIKLARININ
AYDINLANDIĞINI HİSSETTİM. SANA HAMD-Ü SENALAR OLSUN ALLAH’IM. KUR’AN ARAŞTIRMALARI PLATFORMU’NA ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM, ALLAH SİZDEN RAZI OLSUN, ALLAH’A EMANET OLUN !…


Avatar
fahrettin

bende kaderi yıllarca şöyle bir örnekle kafamda tasarladım..bir ara geleceğe dönüş diye bilim kurgu bir film vardı..bir prof.bir araba yapmıştı ve onunla geleceğe gidiyordu..diyelimki böyle bir araba yapıldı ve ben bununla 10 sene ileriye gittim ve bir arkadaşımın yaşadıklarını gözlemleyip yazdım.ve tekrar kendi yılıma döndüm..mesela yazdığım kağıtta şöyle yazılı..Ahmet 10 sene sonra birisiyle kavga edecek..benim yazdığım ley ahmetin kaderi..o gün geldiğinde ahmet kavga ediyor ve kader kazaya dönüşüyor..yani olay meydana geliyor..Şimdi ahmetin yaptığı bu kavgada benim hiçbir suçum olamaz..ben Ahmetin kavgasını yazdığım için Ahmet kavga etmedi..ben sadece gördüğümü yazdım..Yüce Allah’ta ruhları yarattıktan sonra üstün kudretiyle onların geleceklerine baktı ve kimin ne yaptığını yazdı..o gün geldiğinde biz o olayları yaşadık..Allah sadece bzim bu işi yapacağımızı gördüğü için yazdı..bizim o hatayı yapmamızda O’nun bir suçu olamaz..çünkü O yazdığı için biz işlemedik o hatayı..bizim işlediğimiz bir hatayı O önceden gördüğü için yazdı ve günü geldiğindede biz işledik..


Avatar
özkan

aynen katılıyorum.yaradılışta babalarının sülbünden alıp rabbiniz kim diye sorulduğunda sensin ya rab denildiğinde sinelerin özünü bilen ALLAH şah damarından daha yakın olan ALLAH ENES MECLİSİnde sensin yarab diyenlerin samimi veya değil herşeyi bir ölçüde KADERile O her an yeni bir şandadır.ayetinde buyurduğu gibi kulların fiiliyata koyduğu eylemlerdir…

ayrıca ALLAHın dışında bir iradenin olupda benlik duygusundan kurtulamayıp yolumu kendim çizdim demeyi ŞİRK! GÖRÜYORUM..


Avatar
sefa ZEREN

tum yazı ve yorumlar için ALLAH cc.sizlerden razı olsun..




gerekli



gerekli-


Yorum :

ABDEST sözcüğü Türkçeye Selçuklular zamanında Farsça’dan geçmiştir.
Anlamları SUYU TUTMAK, EL SUYU, ELİ SUYLA YIKAMAK gibi manaları içerir.
âb (su) ve dest EL TUTMAK ve KAVRAMAK kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur.
İran ve bazı diğer müslüman ülkeler ile İngilizce konuşan ülkelerde abdest yerine VUDU kelimesi kullanılır.ABDEST kelimesinin Yunanca BİR NESNEYİ BİR SIVIYA BATIRMAK anlamında, βάπτισμα (baptis) (vaftiz) sözcüğü ve BOYAMAK anlamında βάπτειν (baptein) sözcüğü ile benzerliği de dikkate değerdir.

Abdest KUR’AN’da gasil veya gusül (Arapça: غسل) olarak geçer.

Bu sözcük, Arapça’da BİR SIVIYI BİR NESNE ÜZERİNDEN AKITMAK KOKU SÜRÜNMEK anlamlarına gelir. Bazı hadisçiler ve fıkıhçılar vudû (Arapça: وضوء) kelimesini abdest anlamında kullanmakta [...]

Önceki Yazı

İman; inandık demek midir?

sorusunun anlaşılabilmesi için yapılmış bir çalışmayı sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Konumuzun iyi anlaşılması için mutlaka iman ve amel ilişkisine de değinmek gerekiyor.
Bu konunun hakikatinin bilinmemesi nedeniyle toplumda amelsiz insanlardan geçilmez oldu.

Ameli olmadığı halde müslümanlığı kimse elden bırakmıyor.
Bu konu herkes tarafından doğru, dürüst öğrenilmelidir ki, kimin gerçek kimin sahte müslüman olduğu anlaşılsın. kimsenin imanını birileri gibi ölçecek değiliz fakat kur’an ışığında tezimizi ortaya koyacak yine her zamanki gibi sözü size vicdanınıza bırakacağız.

İman, Dil Bilimcilerine göre (Kesb/çalışma ve ihtiyar/özgür iradeyle seçim ile kalpte hasıl olan tasdik)demektir.

Yani iman, kelime anlamı olarak (verilen haberi kabul ve itiraf ederek, [...]

Sonraki Yazı

Kategoriler


192.168.1.1
192.168.1.1