Kur’an’da Üç Terim: Emek, Açlık, Yoksulluk

9 Şubat 2011 Genel

Tunus’ta bir üniversiteli gencin kendini yakmasıyla başlayıp dalga dalga tüm Arap ülkelerine yayılan isyan hareketlerinin öğrettiği çok şey var. Tunus’ta ve Mısır’da insanlar ellerinde EKMEK ile yürüyüşe geçti.  El-Hurriye yani [ÖZGÜRLÜK], er-Rağife yani [EKMEK] ve eş-Şerife yani [ONUR] diye yeri göğü inlettiler. Pide ekmeklerin üzerine el-Cu’i yani [AÇLIK] ve el-Fakr yani [YOKSULLUK] yazılarıyla çığlık çığlığa bağırdılar ..

Gel gör ki en [tuzu kurular] bizimkiler çıktı. Çünkü takip edebildiğimiz kadarıyla destek eylemlerinde [İslamcılar] zinhar ağızlarına [EKMEK, AÇLIK, YOKSULLUK] kelimelerini almadılar, almıyorlar. Bu sözleri [boğaz davası] diye aşağıladılar, aşağılıyorlar ..

Keza sol guruplar da zihnar [ALLAH ALLAHUEKBER] diyemediler, diyemiyorlar ..

Oysa en azından saygı gösterip onların dilini kullanmaları gerekmiyormuydu ? ..

[ALLAH, EKMEK, ÖZGÜRLÜK] diye bağırılırken İslamcıların [ekmek], solcuların da [ALLAH] sözünden kaçtıklarını gözlerimizle gördük ..

Çok tuhaf ! ..

Tuhaftan da öte [ALLAH’ın sesi ile yoksulun sesini ayırma projesi] dediğimiz operasyonun trajik kurbanları olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Bir taraf [açlık, yoksulluk, ezilen] diyor ALLAH diyemiyor, diğer taraf [ALLAH, din, iman] diyor, açlık, yoksulluk, emek diyemiyor ..

Nereden baksan tutarsızlık, nereden baksan ahmakça ..


Oysa Tunus’tan yayılan isyan dalgası bunu nasıl da aştı. İnsanlar ellerinde ekmeklerle yürüdüler ve meydanlar [Özgürlük, Ekmek, Onur, Allahuekber] sesleriyle inledi, inliyor. Bakın, Anadolu’nun bir köyüne veya kasabasına gidin. İnsanların yerde gördükleri iki şeyi alıp öperek yukarı koyduklarını göreceksiniz; KUR’AN ve EKMEK ..

KUR’AN ve EKMEK ..

ALLAH ve EMEK ..

ÖZGÜRLÜK ve ONUR ..

Yeryüzünde bundan daha yüce, bundan daha büyük bir dava var mıdır ? ..

EKMEK emeğin sembolüdür ..

EMEK Kur’an’da yegane insani değerdir; [İnsan için emeğinden başkası yoktur][Necm; 39] der Kur’an ..

Emeğin hakkı ALLAH’ın hakkıdır ..

Yoksula vermek ALLAH’a vermektir ..

Emeği sömürmek Kur’an’a göre en büyük günah olup ALLAH’a [şirk] koşmak demektir ..


Emek [sa’y], Açlık [cu’i] ve yoksulluk kavramları Kur’an söyleminin özüdür. Çünkü Kur’an bunların sesi, soluğu ve çığlığı olarak doğmuştur. Başta tevhid ve şirk olmak üzere diğer bir çok kavram bunlarla ilgilidir. İslam’ı bunlardan koparırsanız [tapınak dinine] ve [zengin eğlencesine] çevirmiş olursunuz ..

Nasıl mı ? ..

Bakın nasıl ..


[SA’Y]: Sözlükte kökü mastar olarak [çalışmak, koşmak] demektir.

Çaba, gayret [sa’y]

Mesâi, iş, çalışma [mesâ’î]

Bir adamı kendi emeği ile geçinir hale getirmek [is’â]

Koşuşmak, koşuşturmak [tesâî]

Laf getirip götüren [es-sâî]

Haber getirip götüren, postacı [sâî] kelimeleri bu köktendir ..

Görüldüğü gibi koşturma, çalışma, iş, mesâi anlamına gelen sa’y kavramı Türkçede ALIN TERİ dediğimiz şeyi çağrıştırır. Ayet [İnsanın emeğinden/alınterinden başkasını alma hakkı yoktur] ölümsüz ölçüsünü getiriyor. Ayette geçen insan için [li’l-insani] ifadesi sahiplik ifade eder ve insanın bir şeyi alması, kendine ait kılması manası verir. Bu nedenle Türkçede sa’y kavramını karşılayacak en iyi iki kelime EMEK ve ALIN TERİ sözcükleridir ..


[Alın] Eski Türkçe’deki [7.yy] [almak] sözcüğünden geliyor ..

[Alın] Türkçede şahsiyet, kişilik ifade eder ..

[Alın teri, alınyazısı, alnı ak yüzü açık, alnına kara leke sürmek, alnından silinmemek, alnından ter boşanmak] vs. sözlerinde geçen [ALIN] bu manadadır. Demek ki insanın şahsiyeti esasında [ALMAK] ile ilgili bir şeydir. Hep alanın hiç vermeyenin, yani kendi emeği ile geçinmeyen birinin kişilikli, şahsiyetli, alınlı, alnı açık olduğunu söylemek mümkün değildir. Nitekim [Eli ekmek tutmak, tuttuğunu koparmak, ekmeğini taştan çıkarmak, bir baltaya sap olmak] deyimleri de doğrudan bu kişilikle ilgilidir. Şu halde kişinin [şahsiyet] olması [alın teri] ile doğru orantılıdır ..

Öyle ya, kuran’ın fatiha suresinde ki, [Ancak senden yardım isteriz]  ifadesi boşuna söylenmiyor ..

Burada [Kimseden bir şey almayın, istemeyin ancak hep verin, dağıtın, paylaşın] mesajı vardır ..

Doğrusu bu son derece zor bir iştir ..

Zira insan kimseden yardım istemeden, yalnızca ALLAH’tan yardım isteyerek nasıl yaşabilir ? ..

Bunun manası nedir ? ..


Öyle görünüyor ki bunun amacı bütün görkemi ile hayatın içindeki [o tek kişilik insanı] öne çıkarmaktır.

İnsanın kendi imkânlarını, yeteneklerini, çabasını, emeğini, alın terini yüceltmektir ..

Çünkü sadece ALLAH’tan yardım istemek, ALLAH dış dünyada somut bir nesne olmadığı için sonuçta insanın bir başına kalması demektir. Bu durumda insan kendi çabası ve doğal yeteneklerine güvenmeli, yaşayan hayat ve açık tabiattan ekmeğini çıkarmalıdır. Bu aynı zamanda ALLAH’a dayanmak, O’ndan başkasına yönelmemek demektir. Zira hayat ve tabiat ALLAH’ın davranışı ve karakteridir. [Rezzak] sıfatının tecelligâhıdır. Yani alırken yaşayan hayata ve açık tabiata; ALLAH’ın rızkının tecelligâhına, verirken ise insanlara yönelen bir kişilik ..

Öte yandan [EMEK] kelimesi de eski Türkçe’de [7. yy] zahmet ve sıkıntı çekmek anlamına gelen [emgemek] sözcüğünden geliyor. Şu halde emek ve alın teri sözcükleri, koşturma sonucu terlemek, başkasından almamak için kendisi çalışmak, koşturmak, ter dökmek, bunun için zahmet ve sıkıntı çekmek, böylece kendi şahsiyetini oluşturmak manasında [sa’y] kelimesinin tam karşılığı olur ..

Demek ki emek ve alın teri yani [s’ay] insan hayatının yegâne değeridir ..

Bunun dışındaki tüm [almalar] başkasına ait olanı yani, [çalmalar] demek olur ..

Hiçbir emek sarf etmeden başkasının sırtından geçinenler, tek damla alın teri olmadığı halde hesapsız para kazananlar, çalanlar, çırpanlar, soyanlar.  Bunların hepsi emek hırsızları olup, yaptıklarının hesabını vermeden varlık âleminden çekilemeyeceklerdir. Mezara girerek kendini unutturduğunu sananlar yanıldıklarını anladıklarında iş işten çoktan geçmiş olacaktır. Şu halde Türkçede  [El emeği göz nuru dökmek, koşuşturmak, çalışıp çabalamak, ter dökmek, anasının ak sütü gibi helâl olmak] deyimleri [sa’y-u gayret] anlamında değer olarak vazediliyor ve insan için yegane edim buna bağlanıyor ..


[CU’İ]: [Açlık] demektir ..

Açlık Kur’an’da önemli üzerinde durulan bir kavramdır ..

Bir çok yerde geçer ama bir [terim] olarak şunu ifade eder; Malum, kıssaların anasında [Adem kıssası] ALLAH’ın istediği dünya [cennet], kimsenin [aç] yani [yeme-içme ihtiyacından mahrum] [çıplak] yani, [giyinme ve barınma ihtiyacından mahrum] [susuz] yani, [yaşamı sağlayan diğer temel ve zaruri ihtiyaçlardan mahrum] olmadığı ve [güneşin sıcağında yanmayan] [saldırı tehditlerine karşı güven içinde] bir dünyadır [Bakınız: Taha suresi 20/118-119]

Fakat bu bir takım muhterislerin kendi eleriyle yaptıkları yüzünden gerçekleşememektedir.

Kur’an bir ülkenin açlık ve şiddetli yoksulluğa düşme sebebini şöyle açıklar: [Bir ülke düşünün; halkı güven ve huzur içinde yaşıyor. Bolluk ve refah içinde yüzüyorlar. Derken ALLAH’ın nimetlerini inkar ediyorlar. Yaptıklarına karşılık ALLAH da onları açlık ve korkuyla tanıştırıyor][Nahl suresi 16/112]

Onların yaptıkları neydi ki açlık, yoksulluk ve korkuyla tanıştılar [tattılar] ? ..

Bunu anlamak için Kur’an’ın dünyasında özel bir anlama sahip [Allah’ın nimetlerini inkar etmek] tabirini iyi anlamak lazımdır. Bakın aynı sure içinde bu nasıl açıklanıyor: [Zenginler rızıkta üstün kılınanlar mallarını ‘Arada fark kalmaz, eşit hale geliriz’ diye yanındakilerle paylaşmıyorlar. Allah’ın nimetini mi inkâr ediyor bunlar][Nahl suresi  16/71]

Demek ki bir ülkede açlık ve yoksulluk [kavmin zenginlikten şımarmış ileri gelenlerinin] yani [üsttekilerin] mülkiyet hırsıyla [alttakiler] ile eşit hale gelmek istememeleri yüzünden olmaktadır. Bu durumun sürüp gitmesi ALLAH’ın nimetini [rızık ve rızık kaynaklarını] inkar ve halka karşı işlenmiş bir suçtur ..

Bugün için açlık ve yoksulluk Kur’an’ın mantığı açısından birinci dereceden bir sorundur ..

Bütün her şey bundan sonra gelir ..

[Açlık, korku ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edilme] sanıldığının aksine, ALLAH’ın bunları kullarına musallat edip gökten olup bitenleri seyretmesi değildir. Bilakis rızık ve rızık kaynaklarını mülkiyetlerine geçirerek açlık ve yoksulluğa neden olanlar engellenmezse bunların sürüp gideceği, belamızı kendimiz istediğimiz için ALLAH’ın da bunu bize tattıracağının varlığın [hayatın] diliyle konuşularak hatırlatılmasıdır ..



Kur’an’da yoksulluk kavramı ise bir değil; bir çok kavram halinde geçer ..

EN ÖNEMLİLERİ ŞUNLARDIR:

[FUKARÂ]: [Fakirler] demektir. Kök olarak [Omurga kemiği kırılmış] manasındadır ..

Türkçe’de [fıkra] da aynı kökten. Bu durumda [fıkra anlatmak] yazı gibi tüm ayrıntıları içermeyen, kırılmış omurga gibi atlanmış, kırık anlatım demek. Eskiden köşe yazarlarına [fıkra muharriri] denirdi. Yani anlatımı zayıf, konularını derinlemesine ele almayan, üstünkörü yazan manasında.  Bu arada Arap zayıf deveye de [fakr]  demiş ..

Terim olarak fakirin, türlü tanımlar yapılmışsa da üzerinde ittifak edilen görüş [temel ve zaruri ihtiyaçlarını karşılayamayan kimse] olduğudur. Bunlar da insanoğluna şu dünyada lazım olan yeme-içme, giyinme ve barınma ihtiyaçlarıdır. İşte bunları kendi çabası ile karşılayamayan kimseye fakir veya yoksul diyoruz. Kişi bunları karşılayamayınca beli bükülüyor, [omurgası kırılıyor] ve dik duramaz hale geliyor. Kur’an’da yoksuluk için en çok kullanılan kavram budur. Hemen hemen tüm zekat, infak, sadaka, karz, i’ta vb. vermeye yönelik ayetlerde ilk sırada geçer ..


Günümüzde [İŞSİZ] kategorisine takâbül ettiği söylenebilir ..

Çünkü işsizin yeme-içme, giyinme ve barınma ihtiyaçlarını karşılayacak bir işi olmadığı için geliri de yoktur ..

Bu durumda işsiz beli bükük, omurgası kırık kişi olur ..


[MESÂKİN]: [Yoksullar] demektir. Kök olarak [sakin olan, susan, duran, dinen şey] manasındadır. [Sukûn] hareketin durması, [seken] ise mülkü olmadığı halde kira veya başka bir şekilde evde oturmak demektir. [Meskûn mahal] veya [Mahalle sâkinleri]  buradan gelir ..

Fukarâ ile mesâkin arasında şöyle bir fark olduğu söylenebilir: Fukâra işsiz olduğu için zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak gelirden yoksun olanlar,  mesâkin de işi olduğu halde geliri zaruri ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyenler, bu nedenle de geçim sıkıntısı çekenler demektir. Öyleki işi olduğu, kira da olsa bir evde meskun bulunduğu için görenler onu hali vakti yerinde birisi sanmaktadır. Halbuki geliri zaruri ihtiyaçlarını bile karşılamaya yetmemekte, geçim sıkıntısı çekmekte ve bunu da sâkin durarak, susarak kimselere söylememektedir. İşte [mesâkin] budur ..


[BÂİS]: [Şiddetli sıkıntı çeken] demektir. Şiddetli darlık, yokluk, çaresizlik, açlık, savaş manalarına gelir. Fukarâ ve mesâkin’den daha şiddetli yoksulluğu ifade eder. İbn Abbas’a göre Bâis, şiddetli yoksulluğu yüzünden ve elbisesinden belli olan kimsedir.  Çünkü fakirin fiziki görünümü böyle değildir. Fakirin elbisesi temizdir ve yeterli gıda aldığı da yüzünden belli olmaktadır [Bakınız: Razi]  Bu durumda Bâisûn, şiddetli fakr-u zaruret içinde olduklarından istemek zorunda bırakılan hatta yalvartılan [yalınayaklıları] ifade eder.  Kur’an’da [el-Bâise’l-Fakîr] şeklinde geçer [Bakınız: Hacc suresi 22/28]


[MUMLİG]: [Fakir düşmekten korkan] demektir. Kur’an’da şöyle geçer: [Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin][En’am suresi 6/151] [Yoksulluk korkusuylaçocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır][İsra suresi  17/31]


Mumlig ile memluk arasında yakınlık olduğu anlaşılıyor ..

Memluk başkasına köle olmuş kimse demektir ..

Kur’an’ın indiği dönemde Mekkeliler kız çocuklarını diri diri toprağa gömmekteydi ..

Çünkü yoksulluk belasından Mekkeli tefeci bezirgânlardan borç para almakta, daha sonra bunları ödeyememekte ve tefeciye köle olmaktaydılar. Eşlerini ve kızlarını da onlara vermekte ve umumhanelerinde çalıştırılma zilletine katlanmak zorunda kalmaktaydılar. İleride kızlarının başına bu gelmesin diye de çocuklarını diri diri gömmekteydiler. İşte bu çeşit yoksulluk [İleride tefecinin eline düşerek yoksullaşır, ona köle olur, beni, eşimi veya kızımı ne olur bırak diye yalvarmak zorunda kalırım] korkusunu ifade ediyor. Onun için olsa gerek [mumlig], sözlüklerde [boyun eğen ve yalvaran yoksul] diye tarif edilmiş [Bakınız: İbn Manzur]


[MAHRÛM]: [Yasaklanmış] demektir. Türkçe’de de kullanılan [mahrum bırakılmak] manasındadır. Diğer yoksulluk kavramlarından farkı elinden bir iş geldiği, bilgisi ve becerisi olduğu halde haksız yere bunları kullanma imkanı kendisine verilmeyen, yasak konan, engellenen, bundan dolayı da yoksul ve muhtaç duruma düşen demektir. [Kamu hizmetinden mahrumiyet] bunu ifade eder. Kur’an’da zenginlerin malında yoksullar  için hak olduğu söylenirken geçer [Bakınız: Zariyat; 19/51, Mearic; 50/25] Genel olarak da ALLAH’ın yarattığı rızık ürün ve rızık kaynaklarından üretim araçları mahrum bırakılan bütün yoksulları ifade eder ..


[MUHTAÇ]: [İhtiyaç sahibi] demektir. Hacet, ihtiyaç, muhtaç kelimeleri buradan gelir. Kur’an’da ALLAH’ın yarattığı rızık [ürün] ve rızık kaynaklarına [üretim araçları] insanların ihtiyaç duyması manasında kullanılır. ALLAH evcil hayvanları yaratmıştır ki insanlar yiyeceklerini ve binitlerini onlarla karşılasın diye. Nice faydaları olan bu hayvanlarla [ihtiyaçlar] giderilir [Mu’min suresi 40/850]

Gemiler, su, ırmak, deniz, toprak, bahçe ve madenlerde de nice faydalar vardır. Bütün bu rızık ve rızık kaynakları insanlar içindir.  Fakat bunların etraflarına [çit] çevirilip özel mülkiyete alınması yüzünden ALLAH’ın kullarından kimileri buralara sokulmamakta, dışarıda tutulmaktadır. İşte [muhtaç] bunlardan uzak tutulan, yararlandırılmayan kimsedir. Oysa [iman] kalplerine yerleşmiş olanlar ve daha önceden buralara [rızık ve rızık kaynaklarına] yerleşenler, sonradan gelenleri  [hicret edenleri] sevgiyle bağırlarına basarlar ve onlara verilenlerden dolayı haset etmezler. Kendilerinin [ihtiyacı] olsa bile onları kendilerine tercih ederler. Kim bencilce hırslarından [servet, siyaset, şehvet, şöhret] tutkusundan arınırsa işte onlar kurtulmuştur [Bakınız: Haşr suresi 59/9]

[SÂİL]: [İsteyen] demektir. Daha doğrusu istemek zorunda kalan manasındadır. Yukarıdaki [Bâis] ile benzer anlamdadır. Bâis’de istemenin nedeni [şiddetli fakr-u zaruret] öne çıkarılırken, Sâil de şiddetli fakr-u zaruretin sonucu [isteme, dilenme, yalvarma] öne çıkarılır. Bu duruma düşmüş olan için peygambere şöyle ‘emredilir’; [Sakın isteyeni/yalvaranı azarlama][Duha suresi 93/10] Keza bu tabir, ALLAH’ın, yarattığı dünya nimetlerini ona ihtiyacı olanlar/isteyenler arasında EŞİTÇE takdir ettiğini söylerken de kullanılır: [Yeryüzünde sabit dağlar yarattı. Yeryüzünü (rızık ve ürünlerle) bereketlendi. Orada ihtiyacı olanlar/isteyenler (sevaen li’s-sâilîn) eşitçe (paylaşsın) diye dört günde (dört mevsim) gıdalar takdir etti][Fussilet suresi  41/10] Sâil, aynı zamanda suâl soran demek, mes’ele de buradan gelir. Dolayısıyla soru soranı, bir mes’elesi olduğunu söyleyeni, senden yardım isteyeni sakın azarlama, küçük görme manasına da gelir ..


[YETİM]: [Öksüz] demektir. Arapların [eşsiz inci] [durre yetim] sözünden alınmıştır. İnci nasıl diğer taşlar arasında benzersiz ise yetim de diğer insanlar arasında kimsesi olmaması bakımından benzersizdir. Öksüz, eski Türkçe’de [8.yy] Anne [ög] kelimesinin [süz, sız] olumsuzlama ekiyle kullanılmasından geliyor. Göğüssüz [öğ-süz] yani yaslanacak bir anne göğsü bulamayan demek. Kur’an’da yukarıdaki sâil için söylenen aynen yetim için de söylenir: [Sakın öksüzü hor görme/üzme][Duha suresi  93/9]

Daha geniş açıdan bakarsak, bugün için kimisi annesi babası olmama anlamında, onları bir şekilde kaybetme anlamında, kimisi toplumu içinde yalnız kalma anlamında öksüzdür. Babası, annesi olmayan, toplumunda yanlış anlaşılan, doğruyu söylediği için dokuz köyden kovulan, onca gürültü arasında sesini duyuramayan, sözü yarım kalan, dışlanan, mahkûm edilen, çaresiz kalan, kapısı çalınmayan, unutulan, terk edilen, taşlanan herkese öksüz demek icap eder ..


Mağaradan şehre inen adam [Hz.Muhammed][selam O'na][Beni örtün, beni örtün] dedi ..

Eşi Hatice onu şöyle teselli etti: [Sen öksüzü korursun, yoksulun yanında olursun ve asla yalan söylemezsin. Bu duyduğun ses İbrahim’e, Musa’ya, İsa’ya gelenin aynısı Namus-u Ekber’dir, korkma]

Bu sözler daha sonra Mâun adıyla sure oldu, ayetleşti ..

Öksüzü korumak ..

Yoksulun yanında olmak ..

Ve asla yalan söylememek ..


Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol.

Ey [emek, açlık, yoksulluk] kelimelerini ağızlarına alamayan tuzu kurular ! ..

[Öksüzü korumadan] [yoksulun yanında olmadan] İslam mı olur sanıyorsunuz ? ..

Altlarında milyon dolarlık jiplerle, işçisinin üç kuruşuna göz dikenler,  Biraz daha olsun, daha fazla olsun derken, ayaklar altında ezilenleri görmeyenler, ALLAH’ın eşit olarak taktir ettiği kainatı çitlerle çevirip hepsi benim, ben sana yeterince veririm diyenler, Mülk ALLAH’ındır sözünü dillerinden düşürmeyip ALLAH’ın mülkünde, ALLAH’ın kullarını ezenler, bahşiş olarak bir askari ücret verirken, askari üçretlinin emeğine göz dikenler ..

Nereye gidiyorsunuz ? ..

Sizinki hangi din ? ..




gerekli



gerekli-


Yorum :

Şairin [Zifiri karanlıkta gelse şiirin hassı ayak sesinden tanırım/Ne zaman bir köy türküsünü dinlesem şairliğimden utanırım][B. Rahmi Eyüboğlu] demesi gibi, biz de ne zaman kıssaların anasını okusak B. Rahmi gibi utanırız. Doğrusu bu ya nedenini de bilmiyoruz ..

Dünya tarihinde insanlığa mal olmuş böyle bir kıssa var mıdır ? ..

Sümer tabletlerinden Babil teolojisine, Yunan mitolojisinden Kızılderili efsanelerine kadar bu denli evrensel, kalıcı ve doğrudan insanlık macerasını özetleyen bir kıssa sanırız ki, anlatılmamıştır. Ali Şeriati’nin dediği gibi [YARATILIŞ KISSASI] bütün milletlerin din ve mitolojilerinde var. Değişik versiyonlarıyla nesiller boyu anlatılıyor. Galiba onu bu denli önemli kılan, bir [...]

Önceki Yazı

Kur’an’ın nuzül sırasına göre ilk HAYIR yANİ [Kellâ] veya aynı anlamda BİLAKİS, HAYIR, ÖYLE DEĞİL yani [Bel] dedikleri acaba nedir. Bu önemli. Çünkü ilk neye HAYIR denmişse esas itiraz da, onadır ve en önemli sorun olarak da o görülüyordur. Kur’an’da nuzül sırasına göre yaklaşık ilk 40 sure boyunca 16 HAYIR denilen sure yeri tespit ettik. Sure içlerindeki tekrarları da katarsanız 20’yi geçiyor. İlk mesajlar boyunca adeta çığlık çığlığa bir itiraz ve HAYIR sesleri yükseliyor. Hiç atlamadan sırasıyla dizdik. Altlarda da kısa açıklamalarla izahat yaptık.

Bakın, bunlar, bu HAYIR’lar nereler ..

[HAYIR İnsan zenginliği kendine yeterli görünce tuğyan [...]

Sonraki Yazı

Kategoriler


192.168.1.1
192.168.1.1