ZİYARETÇİ DEFTERİ

20 Şubat 2010 Genel
60 yorum ...
“ZİYARETÇİ DEFTERİ”
Avatar
fatma

Merhabalar

Saffat Suresi

1. Yemin olsun o saf bağlayıp dizilenlere/o saflar tutturup sıraya dizilenlere-o kanatlarını açıp toplayarak uçanlara,
2. O haykırarak sevk edenlere/o göğüs gererek durduranlara,
3. O Zikir okuyanlara,
4. Ki sizin ilahınız hiç kuşkusuz bir ve tektir.

Diyor. Bu ayetler Semah’ı işaret ediyor açık ve net bir şekilde. Zaten Cem törenlerinde de Kuran’ın dediği kıyam rüku ve secde de gerçekleşmektedir, dualar eşliğinde. Yani Kuran’ın salat kavramına hiç bir şekilde ters düşme yoktur. Bir de salat kavramının bu yönünü dile getirmek ve düşüncelerinizi öğrenmek istedim.

Pir Hünkar Hacı Bektaş’ın dediği gibi

Haşa ki bizim semahımız, oyuncak değildir.
O bir aşk halidir, salıncak değildir.
Her kim ki semahı oyuncak sayar,
Onun namazı kılınır değildir.


Avatar
Gökhan Karabulut

Kategorizasyon

Çevremizdeki insanları ve kendimizi, durup bir an izlediğimizde, aslında Kuran’ın ruhuna ne kadar ters davranışlarda bulunduğumuzu farkedebiliriz. Kuran bize her zaman, ne kadar özgün olduğumuzu hatırlatmaya çalışır. Aslında olaya Kuran açısından bakmayarak, sadece bilimsel bakış açısıyla da, akıl yolllu idrak edebilmeliyiz bunu.
Gelenek, görenek, çevre, ideoloji, vakıf, cemaat, cemiyet, mezhep, grup, moda, şekil… Tüm bunlar Allah’ın yarattığı olağanüstü özgün insana aykırı oluşumlardır. Bir insan hiç ama hiçbir konuda kendini kategorize etmemelidir. Bir kategoriye ait hissetmenin bazı davranışsal sonuçları vardır. En tehlikelisi ise ait olduğun gruptan medet ummaktır. (İyyâke na’büdü ve iyyâke neste’în. Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden mağfiret dileriz.) Bu farkında olmadan yapılan bir şirktir. Hiç bir insanın, istisnasız, aile de dahil, senin ölüm öncesi ve sonrası hayatına, Allah istemedikçe, hiç bir etkisi olamaz. Bir gruba ait hissetmek, grup üyelerinden günün birinde dünyevi uhrevi yarar göreceğini düşünmek, Kuran’ı hiç anlamadığını gösterir. İkinci bir kötü yanı ise, yukarıda saydığımız kategorizasyonların, senin davranışlarını, yaşama şeklini, giyinmeni vb.. belirli kalıplara hapsetmene yani şartlanmana yol açmasıdır. Kuran ın öğrettiği inançta, şartlanmalar ilk terkedilmesi gereken şeylerdendir. Dünyevi şartlanma ve şekilcilik, hiç bir insanın parmak izini bile aynı inşa etmeyen Yaratıcıya haksızlıktır.
Alemlerin Rabbi, yeryüzüne gelmiş en gelişmiş beyne sahip, tam tefekkür seviyesinde olan Peygamberimiz Hz. Muhammed’e ilk emir olarak “Oku!” demiştir. İlk kelime, ilk ayet “Oku”. Neyi oku? O ana kadar okunması gereken bir kitap bir yazı yok. Yazı okumaktan bahsedildiğini hiç sanmıyoruz. Şifreyi oku…, kodu oku… başlangıcı, süreci, sonunu.. insan hayatlarının nasıl bir etkileşimle birleştiğini, tüm hayatlar, evrende var olan tüm hareket ve olaylar yine tüm evreni nasıl etkiliyor oku. Tüm bu sistem nasıl kontrol ediliyor, dua dediğimizin sadece bizim hayatımızı değil, tüm dünyayı nasıl etkilediğini oku.
Allah maddesel evren sürecini hokus pokus yöntemiyle yaratmamıştır. İnsanoğlunun hala çözemediği ve çözemeyeceği, muhteşem ilmiyle yaratmıştır. Herşey evrensel kanunlara uygun işlemektedir. Tüm dünya fizikçileri ölçümler sonucunda evrenin genişlediğini, ilk büyk patlamanın radyo dalgalarını alıcılarını uzayın ne tarafına çevirilerse çevirsinler aynı şekilde aldıklarını, atomu oluşturan parçacıkların büyük patlamanın ilk evrelerinden günümüze nasıl evrim geçirdiğini artık net olarak biliyorlar. Zaten bulmaya çalıştıkları şey Allah’ın ilmi, yani yaratılış. Fakat inançtan geçirmedikleri için tıkanmaya mahkum bir çalışma. Bir şekil dua ediyorlar ama farkında değiller.
Canlılıkta ne yukarıdan indirme ile ne de tesadüfen başlamıştır. Evrende canlılığın olabileceği dünya gibi bir gezegen olma ihtimalini araştıran bilim adamları olasılığın yaklaşık, 1026 da 1 olabileceğini hesaplamışlardır. Yine bilim adamlarına göre evrendeki yıldız sayısı 7×1022 dir. Yani ikinci bir dünya olma olasılığı çok çok düşüktür. Bu da tüm evrenin insanın test süreci için yaratıldığını düşündürmektedir. Canlılığın evrimsel süreci, ilimle, Allah’ın ilmiyle artık netleşmiştir. Bunu inkar etmek sistemi OKU yamamaktır. Mitolojik masallar gibi inanç modelleri gelişmiştir. Ve bu modellere giyim sakal gibi şekiller eklemişlerdir. Bunu nyaparak hem kendilerini bir moda sokmakta yani kategorize etmekteler, hem de aslında Peygamberimiz gibi giyindiklerini iddia ederek aslında, o zamanlarda yaşayan kafirler gibi de giyindiklerini öngörmemişlerdir.


Avatar
nuri

Selamun aleyküm. Sabırla ilgili bir çalışmanız olacak mı . Bizimle paylaşırsanız çok sevinirim aeo


Avatar
Gökhan Karabulut

Yaklaşık 20 kadar ruhsuz insan türünden sonra, bir meteorla dinazor ismi verilen büyük hayvanlar yok edilir.. O dönemde neanderthal, homo erectus vs bikaç insan türü yeryüzünde bulunmaktadır. İki türün birbiri ile veya aynı türün kendi içinde yaşadığı tek gen mutasyonu ile homo sapiens yani, ilk ruhlu insan türü doğar. Adem… Bundan sonra tüm üreme tek kaynaktan yayılmaya başlar. Ruh tabir ettiğimiz, rabbimiz, yani teklik mertebesinde olan ve onun varlığından gayrı, maddesel veya hissel, hiç bir varoluş olmayan, tek mutlak güç Allah (cc) ın kendi esmasından bize bahşettiği özellikler bütünüdür. Hayvandan farklıdır çünkü, kudret, ilim, doğruluk, sorgulama gibi sayıları 99 olduğu varsayılan (aslında 100 ün üzerinde keşfedilmiştir) Allah sıfatından belirli ölçülerde almıştır. İnsanlar için hayvanlar veya bilgisayar oyunlarındaki yapay zeka ne ise, yaratıcımızla bizim aramizdaki durum benzer fakat ölçülemez derecede daha karmaşığı ve büyüğü olabilir.

Tüm varoluşu bünyesinde barındıran, Allah (cc), varlığında her an sonsuz sayıda, son derece dinamik bir yaratış ortamı bulundurmakta olabilir.Ve bu ortamda, kendi mevcudiyetinde bulunan sonsuz sayıdaki ismi, sıfatı yani manası, her an yeni bir formda, sonsuz karmaşık kombinasyonlar oluşturur ve bizim maddesel evrenimiz gibi nesnel veya hissel sonsuz sayıda varoluş şekli ortaya çıkar (Ayette Her an yeni şandadir denmektedir). Bizim evrenimiz de, bu ortamın içinde oluşmuş bir processtir ve Allah’ın Kitabında bu sürecin başlangıcı, süreç ve sonu hakkında her şey açıklanmıştır. Elbetteki bu Bilgi en çok mecaz sanatını kullanmıştır. Bunun sebebi ise, her ne tarihte olursa olsun, okuyan bir insanın, kendi evrim yelpazesindeki beyin kapasitesine göre, idrak edebilmesi ve teklik kavramını hissederek yakin olabilmesidir. Yakin olmakla, olmamak arasında sadece bir eşik değer vardır. Ve insan olarak varedilen her varlık kendi eşik değerini geçmekle sorumludur. Fakat bunun olmaması da, nasıl istatistik gibi Hak bir dünya bilimi varsa, Allah Katında bunun çok daha karmaşığı olan benzer bir durum da Haktır. Yani zaten olması gereken olmaktadır. Çünkü bu kodun yazıcısı kendisidir ve onun bir parçası olarak sizden bu şifreyi Oku! manız istenmiştir. Bunun nedenini daha sonra anlatacağız. Yanlış konuşmamaya çalışarak bize göre ortalama bir insan beyninin, Allah’ı algılayabileceği, en akla yatkın Allah tanımı bu şekilde yapılabilir.

Peki insan prosesi nasıl başlamıştır? İnsan, Allah’ın bünyesinde ve Allah’ın kendisine verdiği yaklaşık yüz manadan oluşan, bağımlı yapay zekaya sahip, hologramik yani hissel bir beden olarak yüksek mertebede yaratılmıştır. Meleklerin secde etmesi anlatımının altında insanın varolduğu konum etrafında bulunan varoluşların, insana göre daha az sayıda manadan oluşan varlıklar olması (hepsi iyi manlardan oluşan varlıklar olabilir, biri hariç) ve bunu kabul etmeleri esası var olabilir. Bu süreçte bir varlık İblis, (adını sonradan almıştır) tekliği kavrayabilecek bir mertebede olmasına rağmen, sahip olduğu manaların, insandakinden az sayıda olduğu fakat çok daha güçlü manalar olduğunu hissetmiştir. Bu his, ona insana doğru hamle yapmasına ve ilk insan ruhu Ademin buna kanmasına sebep olmuş, ve yaratıcımız Allah (cc), iblis ve insanı o anda aşağı mertebeye düşürmüştür. Bunu İlminin gereği olarak yapmış, ve yine ilminin gereği olarak, nihai konumlarını belirlemek üzere maddesel evreni big bang ile patlatarak bir Hak süreci başlatmış olabilir.

Günümüz adıyla homo sapiens, evrimleşerek uygun hale gelmiş beyni, ve son gen mutasyonu ile, beyinde yapılan son montajın ardından biyolojik beden içinde sürece dahil olmuştur. Bütün sistemlerin belirli kuralalar bütününe yani ilme dayandığı gibi, bizim maddesel evren sistemimiz de, barındırdığı yaklaşık sadece 100 elementin izin verdiği kombinasyon sayısı ölçüsünde bir ilme sahiptir. Ve bunlar yine Allah’ın ilmidir, yanlızca onun mevcudiyetini kurguladığımızda son derece ilkel kalmaktadır. Algılarımızın yüksek etkisi ile, beynimizin bir yerlerinde teklik bilgisi var olduğu halde, son derece üst düzey ve derin bir ortamda yaratılmış bir varlık olmamıza rağmen, insan, bulunduğu bu ilkel ortamı gerçeklik gibi algılama yolunu seçebilir. Bu istatistiksel bir biçimde de kurgulanabilir. İstatistik te, matematik, fizik gibi Allah’ın bu evren için koyduğu kurallara dayanan ilimlerdendir ve Haktır. Sonuçta, insanların, bu proses sonucu bir kısmının belirli bir konuma, kalanının çok daha farklı bir konuma gitmesi de istatistiksel olarak olası ve dolayısyla Haktır.

Bir iç proses olarak başlatılan canlılık hayatı, tek hücrelilerden başlayarak inanılmaz çeşitlenen bir evrim sürecinin ardından, yanlız 100 civarı elementten oluşabilecek tüm kombinasyonlar oluşturulmuş, bu kapsamda insan ruhu için uygun bir beden inşa edilmiş olabilir. Fakat beyin evrimi durmamıştır. İnsan en ilkel çağlardan bugüne dek sosyolojik etkenlerin de yardımıyla gelmiştir ve burda tüm insan çeşitlerinin , her tür çağda, her tür görünümde, her tür yaşta, her tür ortamda, zengin fakir, zenci sarı, çin kültürüne göre, amerikan kültürüne göre, olabilecek belki her tür insan, dna gibi harika bir şifreleme yöntemi ile test sürecinden geçmekte olabilir. Her beyin özgündür, ve yaşanan her hayatta öyle. Her insan kendi mücadelesini vermektedir. Ama bir çoğu bunun mücadele bile olduğundan bi haber dünya yaşamını tamamlamaktadır. Allah kendi mevcudiyetinde oluşturduğu, kodunu ve şifresini kendi yazdığı bir süreci yaratmaktadır, işte bu yüzdendir ki hikmetinden sual olunmazdır.

İnsanoğlu akıl yolu ile bazı mertebelere çıkabilir. Fakat asla, prosesi kendi için olumlu sonuçlandırmasına yarayacak, iman kilidi açık değilse, gereken eşik değeri geçemeyecektir. Bu evrensel varoluş sisteminin ilmidir. Bu ilimde cihaz beyindir, ve beyin gerekli bölümlerde gerekli filtrelerden geçirdiği algı sonuçlarını, yargı ve davranış olarak bir veritabanına yazar. Bedensel kilit açılana kadar cihaz sayesinde, gerekli gücü kazanmış veritabanı, hissel beden, kilit açılınca serbest kalır ve içinde bulunduğu boyutun tüm çekimlerine maruz kalır. Elbette bu o ortamı anlatmak için oldukça basit bir yoldur. Çünkü o boyuta geçiş aşamasında ve geçiş sonrası algılanacak herşey, dünya hayatında gördüğü hiçbirşeye benzemeyecektir. Bu korkuyu tarif eden bazı hadisler vardır. Böyle bir ortamın geçişi için hiçbir düşünce ve eyleme sahip olmayan bireyler için durum daha şaşırtıcı gelebilir. Dahası korku da çok daha şiddetli olabilir.


MaviKaan


Avatar
nurettin

Euzübillahimineşşeytanirracim.

Bismillahirrahmanirrahim.

Öncelikle Yüce Rabbimizden bir dua ve dileğimiz ile söze başlamak istiyorum.

Ya Rabbim!!! dünya hayatını yaşarken ruhumu sana ulaştır (sana mülaki kıl) .Beni de sana ruhunu ölmeden sana erdirmiş ermiş, salih kullarından eyle, Ya Rabbim!!! kalbimi dinine ve ilmine aç, kalbimi sana çevir, kalbime imanı yaz, kalbimdeki her türlü kini,nefreti,ve dünya sevgisini ve diğer afet ve hastalıkları kalbimden söküp at, kalbimi sevgi şefkat,merhamet, iman ve nurun ile doldur. Böylelikle beni de hidayete, yani zatına erdir.

Muhterem kardeşlerim,
Yüce Rabbimizin Kur’a’nı Kerim’inde var olan, çok önemli olan ve kurtuluşa müteallik emirleri maalesef günümüzde unutularak devre dışı kalmış olup, bu gün devre dışı bırakılan bazı Kur’anı Kerim gerçeklerinden bir kısmını bilgilerinize sunmak istiyorum inşallah.

Allahu Teala insanı yarattı… Tüm kâinatı onun emrine verdi ve sadece mutlu olsun istedi, insan ki yaratılmışların en şereflisi eşrefi mahlûk, baş düşmanı şeytan her daim yanında hep hazır çar çabuk maksadı sadece bilinmekti yaratanın, serbest iradesiyle insan dünyadayken bilip tanısın.
Sevgiyle yarattı tüm kâinatı yüce halik, sevgiyle ol dedi,
Bir anda fevk etti kâinat kadar ağır bir nokta o ilahi emirle.
Emri ilahinin sonsuz yaratması ki yerleşti, yerini buldu mekân.
Galaksiler, gezegenler ve daha nicesi bir dengeyle birbirini çeken.
Merkezde çeken çevresinde çekilen ve bir mükemmel düzen.
Ama ne denge asla bozulmayan ve değişmeyen,

Yaratılışın son halkası insan ,tüm kainatın uğruna yaratıldığı nur ,o insanların içinde en yücesi uğruna,habibim demiş yaratan sonra ademi yaratmış katında,hamuru indi ilahinin balçığıydı fizik beden di etten kemikten halk edilen selva edilmişti nefsi bir imtihan idi 19 afet ve 100 de 100 karanlık la mücehhez istiflenen.ve insanı şerefli kılan yücelerin yücesinin zatından üflenen ruh…toplamıştı tüm beni ademi huzurunda seslendi yüce Mevla…ben sizin rabbiniz değimliyim ?…dedi, ya Mevlasız sen bizim rabbimizsin…öyleyse itaat edin ey insanlar …söz vermiş hemde ağır bir söz insan rabbine;üstelik sözün özünde vardı haşiyet tir tir titredi arşı aladaki melekler…secde etmiş ademe tüm melek ve cinler ancak isyan eden sadece şeytan…kovmuş yüce yaradan hemen huzurundan…ve insanın baş düşman iblis ta ezelden bugüne kesilmiş düşman,bellemiş sıratı mustakimi tahtı mekan ve gayet rahat.Zira kendince kimseyi geçirmeyecekmiş oradan öteye, ve de ulaşmasını engellemek için en kutsal emanetin sahibine.başarmış ve çıkarmış ademle havrayı mekanı cennetten.ve hake indirince ademi yeryüzü denilen alemi dünyaya…buyurmuş rahman benden size gelecek hidayet kim tabi olursa hidayetime (hidayetçilerime)işte onlardır felaha erenler kılmış imamlar insanları hidayete erdirsinler diye…Başlamış imtihan, ve bu zorlu sınavda bir yanda insan bir yanda şeytan…

Sevgili kardeşlerim bu yazıda sadece ve sadece Allahın yüce kelamı ahsenül kelam kuran ve sahih hadislerle hakikatı, asırlar boyu şeytanın insanları nasıl korkunç bir tuzağa düşürdüğünü ve Allahın sözü Kur’an’ın unutularak yerini el yazması kitapların alması sonucu insanların nasıl ebedi bir azaba götürdüğünü hayret ve ibret içerisinde
göreceksiniz…

1-Allah’a ulaşmayı dilemek farzdır:
Rum-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O’na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

Resulullah sav.buyuruyor:’’men habbebe likaallahi ve habbe vallahi likai,men kerihe likaallahi ve kerihe allahi likai.’’ ‘’kim Allaha mülaki olmaya(ulaşmaya)muhabbet duyarsa Allah da onun kendisine ulaşmasına muhabbet duyar,kimde Allaha mülaki olmayı(ulaşmayı)kerih görürse (istemezse) Allah da onun kendisine ulaşmasını kerih görür.’’

Galu bela günü Allahu Teala insanı 3 beden olarak yaratmış insana hiçbir mahlukata lütfetmediği ruhundan üfleyerek emaneti sadece insana vermiş ve insanı eşrefi mahluk kılmıştır.Çünki Allah insanı çok ama çok sever.

Secde-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

Ne meleklerde,ne cinlerde ne de yaratılmış olan hiçbir mahlukta Allahın emaneti olan ruh mevcut değildir.

Açık bir şekilde Allahu Teala ruh emanetini sadece ve sadece insana vermiştir.

Diyanet işleri başkanlığı 15 Haziran 2010 tarihli Diyanet takviminin arkasında hidayet için:

“Hidayet ALLAH’a ulaşmayı dilemek demektir Cenabı Hak insana hidayet ve dalalet olmak üzere iki yol göstermiştir İnsanlar bizzat kendi iradelerini kullanarak imana talip olmadıkça, Cenabı Hak kimsenin kalbine imanı zorla koymaz ALLAH’ın insana imanı nasip etmesi, yine insanın bu hususta göstereceği gayrete bağlıdır ALLAH (c c ) çeşitli vesilelerle insanları hidayete erdirir Peygamberler insanların hidayetine vesile olduğu gibi, gönderilen kitaplarda yine aynı şekilde insanların hidayetine vesiledir..” denilmektedir.

Demek ki insanlar; Allah’a ulaşmayı bizzat kendi iradesi ile dilemleri halinde hidayete erebilirler.Aksi halde dalaletten kurtulamazlar.İşte Ayeti kerime:

Rad-27: ..kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
… De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

Ahzab-72: İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.

Emanet kelimesinin manasını biliyorsunuz:borç,sorumluluk,yük.

Allahın biz insana emaneti vermiş olması hasebiyle madem en üstün mahlukuz öyleyse Allahın en kıymet verdiği bu insan adını verdiği mahlukun Allah tarafından da en çok sevilen mahluk olması bir kaçınılmaz gerçektir.(Bakara-29 ve Casiye-13)
Öyleyse Allah bizden ne ister.

1-Emanetleri (ruhu,vechi,nefs, ve iradeyi)Allaha dünya hayatını yaşarken teslim etmemizi ister.(Rad-21,Zümer-54,Rum-31,Nisa-58…)
2-Onun tüm emirlerine riayet etmemizi ister.
3-Bunları sadece bunları gerçekleştirerek mutlu olmamızı ister.

Ne buyuruyor Yüce Rabbimiz.Nisa-58 de.
Nisa-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

Ne olur Allahın emanetlerini (ruhu,vechi,nefsi ve iradeyi)Allaha yaşarken teslim edersek.

1-Allahın evliyalarından daha dilediğimiz anda olmak şerefine nail oluruz.(Yunus-62)
2-Cennete ehil oluruz.(Kaf-31,32)
3-Allahın emin kıldığı ve rahmetinin içine aldığı gerçek manada kullarından oluruz.(Nisa-175,Bakara-105,Bakara-21,Enfal-4)

Ancak sevgili kardeşlerim eğer emanete riayet etmez ,Allah ın ahdini bozarsak ne olur .

Resulullah sav.buyuruyor.’’emanete riayet etmeyenin imanı ,ahde vefa etmeyenin dini yoktur.’’.Kalu bela gününde neler yaşandığından bahsediyor Allahu Teala.(Araf-172,Maide-7)

Araf-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”

Birde Allahın ahdini ifa etmeyenler var…(Bakara-27 ve Ali İmran 77 )
Bakara-27: Ellezîne yenkudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıh(mîsâkıhî), ve yaktaûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yufsidûne fîl ard(ardı) ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).
Onlar (fâsıklar), (kâlû belâ günü Allah’a verdikleri) misaklarından sonra Allah’ın Ahdi`ni bozarlar. Ve Allah’ın, O’na (Allah’a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler. Ve (başka insanların, ruhlarını Allah’a ulaştırmalarına da mani olurlar. Ve bu sebeple) yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte onlar (kazandıkları pozitif dereceler negatif derecelerden az olup) hüsranda olanlardır.

Öyleyse ne görüyoruz.Gafil olmak asla mümkün değil neden? Çünkü Allahu Teala her devirde insanlara Allahın hakikatlerini ve hidayeti açıklayacak bir Resulünü göndereceği cihetle hiç kimse gafil olmakla asla ama asla Allaha bir mazeret öne süremeyecektir.!(İsra 15-İbrahim 4-Müminun 44-Secde 24-Nahl 36)

İsra-15: Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).
Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.

Peki insanlara hidayeti kimler açıklamıştır.?
Taha-123: Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvv(aduvvun), fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.
(Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”

Hidayet: İnsan ruhunun hayattayken Allaha ulaşmasıdır.(Ali İmran-73)
Peki hidayette olmak veya dalalette olmak çok mu mühim?Elbette.İşte ayeti kerime..

Rad-27: ..kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
… De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

Dalalette olanların varacağı yer ateştir.
Allahın ayetlerinden gafil olanların varacağı yer ateştir.
1000 tanede kitap okusa alim standartlarına kavuşur ancak, Allahın ayetlerinden gafil olmaktan asla kurtulamaz insan.

Araf-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”

İşte Allaha Kalu Bela günü sözler vermişiz.Rad 20 ve 21 bunu söylüyor.

Rad-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
Onlar, Allah’ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah’a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.

Rad-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

Nisa-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

Peygamber efendimiz (s.a.v.) Buyuruyor:’’Emanete riayet etmeyenin imanı ,ahde vefa etmeyenin dini yoktur’’.

Zümer-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

Nebiler sultanı Resulullah (s.a.v.) Buyuruyor:’’Ey sahabe ölmeden evvel ölünüz,ki;Allah size bire yedi yüz versin’’.İşte ölmeden evle ölmek bu dilektir.
Yunus emre diyor ki;Dervişlik (Evliyalık) bir tek dilektir,dileyene düğün dernektir.
Mevlana Celaleddin Rumi hz.leri diyor ki;”Eğer elindeki ilim seni hakka ulaştırmıyorsa o ilmi terk et.”

Allaha ulaşmayı dilemeyenlerin varacağı yer ne yazık ki cehennemdir:

Yunus-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme’ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

Yunus-8: Ulâike me’vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

Allaha ulaşmayı dilemeyen herkes Allahın ayetlerinden gafil olduğu cihetle varacağı yer ateştir.Ama yetmez birde Allah ile olan ahdlerini naksedip bozdukları içinde yine ateşe gitmeleri kaçınılmazdır.(Bakara-27 ve Ali İmran-77)bir de ‘’Allaha ulaşmayı dilemek diye bir şey yoktur, bunlar dine yeni eklenmiş şeylerdir diyenler var ki ;onlar azabın büyüğüne kendilerini mahkum edenlerdir.

Kehf-103: Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen).
De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”

Kehf-104: Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an).
Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.

Kehf-105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.

Birde Allaha ulaşmayı (HİDAYETİ) örten ve gizleyenler var ki; azan üstüne azan lanet üstüne lanet onların üzerinedir.biz mi söylüyoruz hayır işte Allahu Teala buyuruyor…

Bakara-159: İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ min el beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn(lâinûne).
Muhakkak ki, beyyinelerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaştırılmasını) Kitap’ta insanlara açıklamamızdan sonra gizleyenlere, işte onlara, Allah lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder.
Bakara-161: İnnellezîne keferû ve mâtû ve hum kuffârun ulâike aleyhim la’netullâhi vel melâiketi ven nâsi ecmaîn(ecmaîne).
Muhakkak ki (Allah’a ruhun ölmeden ulaşmasını, yani hidayeti) küfredip (örtüp gizleyip) kâfir olarak ölenler, işte onlar, Allah’ın, meleklerin ve insanların hepsinin lâneti onların üzerinedir.

Peki hidayet nedir;?.
Ali İmran-73: …kul innel hudâ hudallâhi…De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah’a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.)…

Aynı zamanda,(Bakara-120,Enam-71,87,88 ve Kehf-17)ve daha nice ayetler hidayetin gerçek muhtevasını veriyor.

Kuranı kerimde Allahu Teala hiç bir şeyi eksik bırakmadık buyuruyor;(Enam-38).Öyleyse tüm farzlar Allahın emrettiği şekilde kesin hatlarıyla kuranı kerimde mevcuttur.Bugün islamın 5 şartına dayalı sadece amellerden oluşan bir din tatbikatı söz konusu, ancak Allahu Teala hedefler koymuş.

1-Allaha ulaşmayı dilemek farzdır.
2-Mürşide tabiiyet farzdır.
3-Ruhun hayattayken Allaha ulaşması ve teslimi farzdır.
4-Vechin teslimi farzdır.
5-Nefsin teslimi farzdır.
6-İrşada ulaşmak ,muhlis olmak farzdır.
7-İradenin Allaha teslimi farzdır.

Gördük ki Allaha ulaşmayı dilemeyenlerin varacağı yer ne yazıktır ki cehennemdir.
Ama birde mürşide tabi olmayanlar ,Mürşit yoktur,Kuran mürşiddir ve biz zaten dinimizi bilenleriz diyenler var .Allahu Teala o kimselerin 12 tane negatif özelliğini vasfını veriyor.işte ayetler.
ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEYENLERİN 12 NEGATİF ÖZELLİĞİ:
1. Dalâlettedirler
2. Küfürdedirler
3. Fısktadırlar
4. Şirktedirler
5. Âyetlerden gâfildirler
6. Şeytanın kuludurlar
7. Şeytanın dostudurlar
8. Amelleri boşa gider
9. Hidayette değildirler
10. Allah’ın kulu değildirler
11. Allah’ın dostu değildirler
12. Takva sahibi değildirler
28/KASAS-50: Fe in lem yestecîbû leke fa’lem ennemâ yettebiûne ehvâehum, ve men edallu mimmenittebea hevâhu bi gayri huden minallâh(minallâhi), innallâhe lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.
46/AHKÂF-32: Ve men lâ yucib dâiyallâhi fe leyse bi mu’cizin fîl ardı ve leyse lehu min dûnihî evliyâu, ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Ve Allah’ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah’tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.
20/TÂHÂ-123: Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvv(aduvvun), fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.
(Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”
16/NAHL-36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).
18/KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.
7/A’RÂF-186: Men yudlilillâhu fe lâ hâdiye leh(lehu), ve yezeruhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).
Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi (hidayete erdiren) yoktur. Ve onları azgınlıkları (isyanları) içinde şaşkın (bir halde) terkeder (bırakır).
62/CUMA-2: Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O’dur. Onlara, O’nun (Allah’ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerim’i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (Allah’a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.
3/ÂLİ İMRÂN-164: Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Andolsun ki Allah, mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah’a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.
39/ZUMER-23: Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin).
Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-rahmet ve salâvât-fazl), Kitab’a müteşabih (benzer) olarak indirdi. Rab’lerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allah’ın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.
45/CÂSİYE-23: E fe reeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?
DALÂLETİN SONUCU
Ve dalâlette kalanların gideceği yer cehennemdir.
4/NİSÂ-167: İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen baîdâ(baîden).
Muhakkak ki inkâr edenler ve Allah’ın yolundan alıkoyanlar (saptırmış olanlar), (mürşidlerine ulaşmadıkları için) uzak bir dalâletle sapmışlardır.
4/NİSÂ-168: İnnellezîne keferû ve zalemû lem yekunillâhu li yagfire lehum ve lâ li yehdiyehum tarîkâ(tarîkan).
Muhakkak ki inkâr edenleri ve zulmedenleri (başkalarını da mürşide ulaşmaktan men edip saptıranları), Allah mağfiret edecek değildir ve yola (Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm’e) hidayet edecek değildir.
4/NİSÂ-169: İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîren).
Ancak cehennem yoluna (hidayet eder, ulaştırır), onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Ve bu, Allah için kolaydır.
7/A’RÂF-178: Men yehdillâhu fehuvel muhtedî ve men yudlil fe ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).
Allah kimi hidayete erdirirse (kendisine ulaştırırsa), artık o hidayete ermiştir. Ve kim dalâlette bırakılırsa, işte onlar, onlar artık hüsrana uğrayanlardır (nefslerini hüsrana düşürenlerdir).

Nefsleri hüsranda olanlar ise cehenneme girer.
23/MU’MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.
7/A’RÂF-179: Ve lekad zere’nâ li cehenneme kesîren minel cinni vel insi lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi bel hum edallu, ulâike humul gâfilûn(gâfilûne).
Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler. İşte onlar, onlar gâfillerdir.
17/İSRÂ-97: Ve men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehum evliyâe min dûnih(dûnihî), ve nahşuruhum yevmel kıyâmeti alâ vucûhihim umyen ve bukmen ve summâ(summen), me’vâhum cehennem(cehennemu), kullemâ habet zidnâhum saîrâ(saîren).
Ve Allah, kimi (Kendisine) ulaştırırsa, artık o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse), o taktirde onlar için O’ndan (Allah’tan) başka dostlar bulamazsın. Ve kıyâmet günü onları kör, dilsiz ve sağır olarak yüzüstü (sürünerek) haşrederiz. Onların me’vası (kalacakları yer) cehennemdir. Ve Biz, onlara (ateşin) her sönmeye yüz tutuşunda (alevli ateşi) arttırdık (arttırırız).
25/FURKÂN-34: Ellezîne yuhşerûne alâ vucûhihim ilâ cehenneme ulâike şerrun mekânen ve edallu sebîlâ(sebîlen).
Cehenneme yüzleri üstü haşredilenler (toplananlar), işte onlar, gideceği mekânı şerrli olanlar ve sebîlden sapanlar (dalâlette kalanlar)dır.
36/YÂSÎN-62: Ve lekad edalle minkum cibillen kesîrâ(kesîran), e fe lem tekûnû ta’kılûn(ta’kılûne).
Ve andolsun ki sizden birçoklarını dalâlette bıraktı. Hâlâ akıl etmez misiniz?
36/YÂSÎN-63: Hâzihî cehennemulletî kuntum tûadûn(tûadûne).
Size vaadedilmiş olan cehennem (işte) budur.
54/KAMER-47: İnnel mucrimîne fî dalâlin ve suur(suurin).
Muhakkak ki mücrimler (suçlular), dalâlet ve çılgınlık içindedir.
54/KAMER-48: Yevme yushabûne fîn nâri alâ vucûhihim, zûkû messe sekar(sekare).
O gün yüz üstü (sürünerek) ateşe sürüklenirler. “Sekarın (alevli ateşin) dokunuşunu tadın!” (denir).

CEHENNEME GİREN ORADA EBEDİYEN VE DEVAMLI KALACAKTIR:

Ahzab-66: Yevme tukallebu vucûhuhum fîn nâri yekûlûne yâ leytenâ eta’nâllâhe ve eta’ner resûlâ(resûlen).
Onların yüzlerinin, ateşin içinde (bir taraftan bir tarafa) çevrileceği gün: “Keşke biz Allah’a ve Resûl’e itaat etseydik.” Diyecekler.

Ahzab-67: Ve kâlû rabbenâ innâ ata’nâ sâdetenâ ve kuberâenâ fe edallûnes sebîl(sebîlâ).
Ve cehennemde olanlar derler ki: “Yarabbi, muhakkak ki biz, sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîmi’nden) saptık.”

Ahzab-68: Rabbenâ âtihim dı’feyni minel azâbi vel anhum la’nen kebîrâ(kebîren).
Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle lânetle.

Bakara-159: İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ min el beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn(lâinûne).
Muhakkak ki, beyyinelerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaştırılmasını) Kitap’ta insanlara açıklamamızdan sonra gizleyenlere, işte onlara, Allah lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder.

Bakara-161: İnnellezîne keferû ve mâtû ve hum kuffârun ulâike aleyhim la’netullâhi vel melâiketi ven nâsi ecmaîn(ecmaîne).
Muhakkak ki (Allah’a ruhun ölmeden ulaşmasını, yani hidayeti) küfredip (örtüp gizleyip) kâfir olarak ölenler, işte onlar, Allah’ın, meleklerin ve insanların hepsinin lâneti onların üzerinedir.

Kasas-41: Ve cealnâhum eimmeten yed’ûne ilen nâr(nârı), ve yevmel kıyâmeti lâ yunsarûn(yunsarûne).
Ve Biz, onları ateşe davet eden imamlar (önderler) kıldık. Ve kıyâmet günü onlara yardım olunmaz.

Kehf-105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.

Bakara-78: Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).
Ve onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah’ın) Kitabı’nı bilmezler, sadece emaniyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zanda bulunuyorlar.

Bakara-79: Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).
Artık elleriyle (emaniye bilgiler içeren) kitabı yazanların vay haline! Sonra da onu (bu yazdıklarını) az bir bedel karşılığında satmak için: “Bu Allah’ın indindendir.” derler. İşte onlara yazıklar olsun , elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı ve yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.

Bakara-80: Ve kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdeh(ma’dûdete), kul ettehaztum indallâhi ahden fe len yuhlifallâhu ahdehu(ahdehû) em tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve (emaniyeye tâbî olanlar): “Ateş bize, sayılı günlerden başka asla dokunmayacak (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” dediler. De ki: “Allah’ın katından bir ahd mi edindiniz?” O taktirde (Eğer böyle bir ahd almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez. Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?

Bakara-81: Belâ men kesebe seyyieten ve ehâtat bihî hatîetuhu fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Hayır (sandığınız gibi değil), kim, günah kazanmış da hataları kendisini kuşatmışsa, işte onlar artık ateş ehlidir ve orada devamlı kalacak olanlardır.

Yetmez ,Kur’anı Kerimde, 53 ayeti kerimede cehenneme azap için girenlerin ebediyen orada kalacakları hükmü bulunmaktadır. Cehenneme azap için giripte oradan çıkıp cennete gidileceğine dair bir tek ayeti kerime yoktur.

Neden bunca ayeti verdiğimizi anlıyormusunuz? Sırf sizin bir hakikati görebilmeniz için.Sevgili kardeşlerim eğer bu ayetleri iyice inceler ve ön yargıyla değil de Allah için bunu yaparsanız emin olunuz!Siz gerçeği göreceksiniz.

Halbu ki Cennetin bedeli ise sadece bir tek dilektir !!!En başta söylediğimiz Allah’a ulaşma dileğidir

Rum-31’de takva sahibi olabilmek bir şarta, kalben Allaha ulaşmayı dilemeye bağlanmış ve takva sahibi olan bir kişinin varacağı yer elbette mutlaka cennettir.

Kaf-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayre baîdin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.

Takva sahipleri Allah’ın evliyası olurlar.

Yunus-62: E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi?

Yunus-63: Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır.

Sadece Allah’a ulaşmayı dileyenler cennete girebileceklerdir.Çünki Allah “el-adl “ esmasının sahibidir. Cenneti amenu olanlara bir mükafat olarak ve cehennemide Allaha mülaki olmayı dilemeyenlere bir ceza olarak yaratmış ve dizayn etmiştir ki bu Hak’tır ve muhakkak vuku bulacaktır.Oysa sadece bir tek dilek mutlak dünya ve ahiret saadetidir ,(Yunus-64).
Öyleyse neden Allah’a değil de baş düşmanımız olan iblise itaat edip onun Allah’ın katından kovulmasına sebep olan bu hal ile biz de kendimizi ateşe mahkum ediyoruz.!!!

Unutmayınız ki iblis Allah’a itaat etmediği için şeytan oldu… ya insan ? Eğer oda gerçek manada Allah’ın ahdini ifa etmezse şeytandan hiçbir farkı kalmıyor ve onunla birlikte esfeli safiline gidiyor .Ve ne yazık ki insana yazık oluyor…

Önemle ve hususiyetle Allah için idrakinize arz ederiz saygı değer ve sevgili kardeşlerim.

Hepimizin kalpten Allah’a ulaşmayı dileyerek,Allah’ın dostu (evliyası ) olmayı hak etmesini ve daha sonra da Allah’ın tayin ettiği kamil bir mürşide hacet namazı kılarak ulaşıp tabi olmayı ,ondan sonra bütün bu güzelikleri diğer insanlara da ulaştırmayı nasip kılmasını Yüce Rabbimizden niyaz ederiz.

Allah razı olsun.

Derleyen
Nurettin ÖKSÜZ-Amasya
Cep: 05446847069


Avatar
kemal

Bir ayete kafam takildi,asagilik maymunlar olun sözü…hasa yanlis bir imada bulanmak istemem,ALLAH affetsin,,,bir kavim maymuna dondurulmus olabilirmi??maymunla insanin DNA’si ayni,sekli ayni,ve ardindan darwin teorisisine inanlar…falan…boyle bir iliski kurdum birden siz ne dersiniz?


Avatar
Volkan

Arkadaşlar facebook’ta yeni bir sayfanız var mı? İslam adına çok güzel işler yapıp millete Kur’an’daki dini öğretiyordunuz. Lütfen hesabınızın çalınması sizi yıldırmasın. Çok kutlu bir amaca hizmet ediyorsunuz. Bizim gibi insanların insanlara tek tek anlatmaya çalışarak günlerce uğraşarak yapmaya çalıltığımızı siz tek paylaşımla güzelce anlatıyordunuz. Yolunuz açık olsun.


Avatar
abdi maras

Bu sayfa ile alakası yok da .” Kur’an’ı kerim ” facebook sayfanız hacklendi galiba, el kaide görüntüleri, justin bieber falan gibi saçma haberler var… Lütfen bir an önce durdurun, insanlar siz yapıyorsunuz sanıyor, küfürler vs. çok çirkin bi sayfaya dönüştü birden. insanlar dinden soğucak.


Avatar
ahmet

selamün aleyküm.

Öncelikle ben paylaşımlarınızı facebook adlı paylaşım sitesi üzerinden takip etmekteyim ve çok memnunum Allah (C.C) sizlerden razı olsun. Fakat gözüme takılan bir konu var. Ayet paylaşımlarında ayetin başına besmeleyi eklerseniz ayetlere daha saygılı bir şekilde yaklaşılmış olmazmı? Bazen şeytan bizleri kandırarak veya bir şekilde unutturarak besmeleden ayetlere besmele ile başlamaktan alıkoymakta. Selametle din kardeşlerim.


Avatar
seçkin ersoy

slm.kum allah ilminizi ve ilmimizi artırsın. çok kitaplar yazıldı çok sohbetler edildi……durum ne?? islam alemi felakette. allah ve rasulünün tek savaş açtığı cephede savaşmak ile başlayalım isterseniz. faiz. şu kredi kartı boyunduruklarını çözelim……

www. dersvekuran.blogcu.com


Avatar
nuri

sevgili admin kardeşim. sitenizde yayınlanan makaleleri yazıya döküp okumak,taşımak istiyorum fakat kullanılan yazım stili buna müsade etmiyor. makalelere birde yazdırmaya hazır birer nüsha eklerseniz çok sevinirim.


Avatar
Ali Çelebi

Bağlantılarınız arasına Mustafa İslamoğlu nu eklemişsiniz. Eğer onun fikirlerine sayfanızda yer veriyorsanız Allah affetsin sizi. Zira büyük bir hoca olan babası Ahmet İslamoğlu oğlunu ve getirdiği bazı yorumları reddetmiştir. Özellikle Kader hususunda sapıklık içerisinde olduğu söylenmektedir.Babası dışında bir çok hocada onu ve fikirlerini dine zararlı olarak nitelendirmiştir. Uğraşınız Hak ise Lütfen ciddiye alınız


Avatar
tahir yıldız

“Rahman, Rahim Allah Adına”

“HALİS DİN” MANİFESTOSU

DİN NEDİR? DİNİN KAYNAĞI NEDİR? NEYE İNANIYORUZ?

“Dikkatli olun, “hâlis din” sadece Allah’a aittir.” O’nun astlarından bir takım velîler edinenler: “Onlar [Allah'ın astlarından edindiğimiz velîler] bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsın diye biz onlara tapıyoruz”. Şüphesiz kendilerinin ihtilâf edip durdukları şeylerde, onların arasında Allah hüküm verecektir.

“ZUMER 3″

Allah Zumer Suresi 3. ayette açıkça “HALİS/ARI/DURU” dinin “YALNIZCA/SADECE” Allah’ın olduğunu söylemesine rağmen ademoğlu bütün dinlere yaptığı zulmü en son ve en mükemmel din olan İslama da yapmakta sakınca görmeyip onu bir anonim şirket ortaklığına dönüştürdü..Kuran + sünnet + hadis + mezhep imamları + müctehidler + şeyhler + cemaat liderleri + evliyalar + veliler + hacılar + hocalar + imamlar + kutuplar + seyyidler + gavslar ve benzerleri..

Günümüzde İslam adı altında yaşanan “uydurulmuş din” ile Allah’ın “Kuran’daki indirilmiş dinini” Allah’ın izni ile birbirinden kesin sınırlarla ayırmak üzerimize bir gereklilik/bir borç olmuştur..O nedenle bu yazı kaleme alınmıştır..Ne haddinize diyen varsa, Kuran tüm müminlere bu yetkiyi/hakkı veriyor yeter ki almasını bilelim..

“Halis din” Allah’ın olduğuna göre (Zumer 3) bu dinin hükümlerini de “O” koyar nitekim ayetlerde Allah bunu “TARTIŞMAYA YER BIRAKMAKSIZIN” çok net vurgulamıştır..

“Sizin, O’nun astlarından o taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Ona [bunlara tapmanız konusuna] Allah hiçbir delil indirmiş değildir. HÜKÜM ANCAK ALLAH’A AİTTİR: O, size, kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.

“YUSUF 39-40″

“HÜKÜM ANCAK ALLAH’INDIR. Ben sadece ona tevekkül ettim. Artık tevekkül edenler de sadece O’na tevekkül etmelidirler.”

“YUSUF 67″

“Sonra kendi gerçek Mevlâları Allah’a döndürülürler. Dikkatli olun, HÜKÜM ANCAK O’NUNDUR ve O, hesap görenlerin en süratlisidir.”

“ENAM 62″

“Göklerin ve yerin gaybı yalnızca O’nun içindir. O, ne güzel görür, O ne güzel işitir! Onlar için, O’nun astlarından bir velî [yardım eden, yol gösteren, koruyan bir yakın kişi] yoktur. O [Allah], “KENDİ HÜKÜMRANLIĞINA KİMSEYİ ORTAK ETMEZ.”

“KEHF SURESİ 26″

“Yoksa câhiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesinlikle bilen bir toplum için, hüküm yönünden Allah’tan daha güzel kim olabilir?”

“MAİDE 50″

“HÜKÜM YALNIZ/ANCAK ALLAH’INDIR” ayetleri gereğince demek ki peygamberimiz de dahil olmak üzere kimse hüküm koyamaz..Bu konuda Allah çok titiz davranmış ve can alıcı bir ayetle Peygamberimize müthiş bir vurgu yapmıştır..

“Eğer o [elçi; Muhammed], bazı sözleri Bizim sözlerimiz olarak ortaya sürseydi, kesinlikle ondan sağ elini [tüm gücünü] alırdık. Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.Artık sizden hiç biriniz ona siper de olamazdınız.”

“HAKKA 44-47″

Peygamberimize yapılan bu can alıcı ve çok net uyarıdan sonra bu işin şakasının olmadığını Allah’tan başka kimsenin “Peygamberimiz dahil olmak üzere” din adına hüküm verme yetkisinin olmadığını açıkça gördük..Peygamberimize dahi bu uyarı yapılırken nerde kaldı şeyhler, mezhep imamları, hocaefendiler ve bediüzzamanlar..Şimdi herkes kafasındaki putları bu ayet ışığında sorgulamak mecburiyetindedir..

Peki o zaman biz din adına neyi bilmek zorundayız ve ne’den sorumluyuz?

“Ve şüphesiz o [sana vahyedilen; Kur'an], senin için de kavmin için de gerçekten bir öğüttür/şan şereftir SİZ ONDAN SORGULANACAKSINIZ.”

“ZUHRUF 44″

Bu açık cevabı da aldıktan sonra Peygamberimizi ne kadar üzdüğümüzü anlamak için ve onu takip edelim derken nasıl ahirette ona karşı mahcup olacağımızı onun dilinden “Ahiret Günü Allah’a kendi ümmetinden tek şikayetini dile getirirken” dinleyelim..

“Elçi de: “Ey Rabbim, hiç şüphesiz benim kavmim şu Kur’ân’ı mehcur [terk edilmiş bir şey] edindiler.” dedi.

“FURKAN 30″

Yalan mı?

Değil..Allah bu kitabı “temiz akıl sahipleri” öğüt alıp düşünsünler diye indirdiğini söylüyor..Öğüt ve ibret için kolaylaştırdığını söylüyor..

“(Bu,) temiz akıl sahipleri onun Âyetlerini düşünsünler ve öğüt alsınlar diye sana İNDİRDİĞİMİZ bereketli bir kitaptır.”

“SAD 29″

“Haydi, müjdele, sözü dinleyip de en güzeline uyan kullarımı! İşte onlar, Allah’ın kendilerine hidâyet verdiği kimselerdir. Ve işte onlar kavrama yeteneği [temiz akıl sahibi] olanların ta kendileridir.”

“ZUMER 18″

” And olsun Biz Kur’ân’ı düşünme/öğüt için kolaylaştırdık/hazırladık. O hâlde var mı ibret alıp düşünen?”

“KAMER 17-22-32-40″

Allah Kuran’da 800 den fazla ayette soruyor yok mu ibret alan/yok mu düşünen/yok mu aklını kullanan???

Peki biz ne yapıyoruz o okuyalım/düşünelim/ibret alalım diye indirilen kitabı kaldırıp yukarı koyuyoruz.. Sanki Allah’ım sen bunu bize indirdin ama biz bunu okumayıp yukarı geri gönderiyoruz der gibi..Şaka gibi..Bazende bohçalayıp bohçalayıp duvara asıyoruz..Okumak için alındığındada arapçasından melodili nağmeli allaya pullaya okuyup zerre anlamadan çok matah bi iş yaptığımızı sanıp tekrar aynı yere kaldırıyoruz..

Bu konuları anlamak için “temiz akıl sahipleri” ibaresinin altını çizmek gerekir..önyargıyla yaklaşırsak Kuran’dan dahi birşey öğrenemeyiz..aklın önemini Allah “YUNUS 100″ de çok güzel vurguluyor..O nedenle bu ayet ışığında aklımızı kullanarak sorgulayarak gerçeği bulalım..

“Ve O [Allah] , kirliliği/azabı aklını kullanmayanların üzerine kılar [bırakır].

“YUNUS 100″

“Haydi, müjdele, sözü dinleyip de en güzeline uyan kullarımı! İşte onlar, Allah’ın kendilerine hidâyet verdiği kimselerdir. Ve işte onlar kavrama yeteneği [temiz akıl sahibi] olanların ta kendileridir.”

“ZUMER 18″

“(Bu,) temiz akıl sahipleri onun Âyetlerini düşünsünler ve öğüt alsınlar diye sana İNDİRDİĞİMİZ bereketli bir kitaptır.”

“SAD 29″

Peki Kuran tek başına yeter mi? Kuran eksik ve anlaşılmaz bir kitap mı?

“Biz Kitapta hiçbir şeyi tefrit yapmadık [noksan, yetersiz bırakmadık]. Sonra onlar Rabblerine toplanacaklardır.”

“ENAM 38″

“Ve O, size Kitab’ı [Kur'ân'ı] ayrıntılı / hakk, bâtıl ayrılmış olarak indirdiği hâlde, Allah’tan başka bir hakem mi arayayım?”

“ENAM 114″

” İşte bunlar, Bizim sana hakk ile okumakta olduğumuz Allah’ın Âyetleridir. Sana onları hakkıyla okuyoruz. Artık onlar, Allah’tan ve O’nun Âyetlerinden sonra, hangi söze/ hangi olguya inanacaklar? ”

“CASİYE 6″

“Hiç kuşkusuz Biz, size, öğüdünüz/şan şerefiniz içinde olan bir kitap indirdik. Buna rağmen hala akıllanmayacak mısınız?”

“ENBİYA 10″

“Biz bu kitabı da, her şeyi açıklayan ve Müslümanlara bir kılavuz, bir rahmet ve bir müjde olarak sana indirdik.”

“NAHL 89″

“Kendilerine okunan Kitap’ı şüphesiz Bizim sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır.”

“ANKEBUT 51″

“Bu [Kur'ân], uydurulan bir söz değildir. Ancak kendinden evvelkilerin tasdiki, inananlar için her şeyin detaylandırılması, bir yol gösterme ve rahmettir.”

“YUSUF 111″

“O, sadece diri olanları uyarmak ve kâfirlerin üzerine Söz’ün hak olması için bir öğüt ve apaçık bir Kur’ân’dır.”

“YASİN 69″

“Bu, Bizim, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa; Azîz’in, Hamîd’in; göklerde olan şeyler, yeryüzünde olan şeyler Kendisinin olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.”

“İBRAHİM 1″

“Bunlar, salâtı ikame eden, zekâtı veren ve âhirete de kesin olarak inanan kişilerin ta kendileri olan müminler için hidayet rehberi ve müjdeci olmak üzere Kur’ân’ın ve apaçık/ açıklayıcı bir kitabın Âyetleridir.”

“NEML 1″

“Ve andolsun ki Biz size açık açık bildiren âyetler, sizden önce geçen kişilerden örnekler ve muttakiler için öğütler indirdik.”

“NUR 34″

“Biz, bu Kur’ân’da, akıllarını başlarına almaları için türlü şekillerde evirip çevirdik [açıkladık]. Ve bu [açıklamalar] ancak onların nefretini artırmıştır.”

“İSRA 41″

“Hiç kuşkusuz onlara, inananlar için, bir kılavuz ve rahmet olarak, tam bir bilgiyle detaylandırdığımız bir Kitap getirmiştik.”

“ARAF 52″

“[Bu, ] Allah’tan başkasına kulluk etmeyin [sadece Allah'a kulluk edin] diye Âyetleri hikmet içertilmiş/bozulması engellenmiş, bir de Hâkim [hikmetler koyan/ engelleyen], Habîr [her şeyden haberdar olan Allah] tarafından detaylandırılmış bir kitaptır”

“HUD 1″

“Onların sana getirdikleri her bir meselede Biz mutlaka sana hakkı ve en güzel açıklamayı getirmişizdir.”

“FURKAN 33″

“İşte bu, o apaçık / açıklayıcı kitabın Âyetleridir.”

“YUSUF 1″

“Bunlar, Kitab’ın ve apaçık / açıklayıcı bir Kur’ân’ın Âyetleridir.”

“HİCR 1″

“Bunlar, apaçık/ açıklayıcı kitabın Âyetleridir.”

“KASAS 2″

“Ve Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirebilecek biri yoktur. O, en iyi işitendir, en iyi bilendir.”

“ENAM 115″

“Ve senin Rabbin unutmuş değildir.”

“MERYEM 64″

“Temiz akıl sahipleri” için bu ayetlerin yeterli olduğunu düşünüyorum.. Daha kuranın açıklığı ile ilgili yüzlerce ayet var..Özetlersek Kuran “”APAÇIK/ÖĞÜT VE İBRET İÇEREN/EKSİKSİZ/İÇİNDE EN GÜZEL AÇIKLAMA (AHSENA TEFSİR) OLAN/HER ŞEYİ DETAYLANDIRILMIŞ/AYRINTILI KILINMIŞ/ALLAH’IN ONU İNDİRMİŞ OLMASI İNANANLARA YETEN/KARANLIKTAN AYDINLIĞA ÇIKARAN/ÖRNEKLER İÇEREN/DOĞRULUK VE ADALET BAKIMINDAN TAMAMLANMIŞ/HER ŞEYİ AÇIKLAYAN/ MÜSLÜMANLARA BİR RAHMET/BİR KILAVUZ/BİR MÜJDE”" DİR..

Kuranda herşey varsa bizim nasıl oturacağımız kalkacağımız nasıl su içeceğimiz yemek yiyeceğimiz ne renk giyineceğimiz de var mı?

Evet var..

“Ey iman etmiş kimseler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek olan şeylerden sormayın/istemeyin. Eğer onlardan Kur’ân indirilirken sorarsanız/isterseniz de size açıklanır. Allah, onlardan geçmiştir. Ve Allah, çok bağışlayan ve çok yumuşak davranandır.”

“MAİDE 101″

“Allah onlardan geçmiştir” ibaresine dikkat edin..Merak eden tefsirlerden bakabilir..Allah burada açıklanmayanlar/kuranda hükme bağlanmayanlar/soramadıklarınız affedilmiştir Allah onları hükme bağlamamıştır/sizi özgür bırakmıştır demektedir..Yani kuranda değinilmeyen hükme bağlanmayan alanlar dinin karışmadığı alanlardır..

Peki Kuran’da herşey bu kadar açıkken nasıl oluyor da İslam dünyası şirke batmış/bir çoğu fakir/adeta mezhep ayrımcılıklarıyla iç savaş yaşayan/aklı geriye atıp bilim üretmeyen/otomobil bilgisayar cep telefonu uçak icat etmemiş/bırakalım icat etmeyi icat edilmiş matbaayı bile yavur icadı diye memleketine sokmayan ve 300 yıl sonra kabul eden/57 islam ülkesinin toplam üretimi italya kadar olan/bir çoğu da güçlü ülkelerce sömürülüp güdümlenen/ve acınacak halde kalmış bir topluluk haline geldi? İçlerinde bir tane elle tutulur örnek yok..

NEDEN?

Allah aklını kullanmayıp vahye kulak tıkayanları yeryüzünde dolaşan canlıların en kötüsü olarak tanımlıyor..Ve pisliği aklını kullanmayanların üzerine yağdıracağını söylüyor..

“Ey iman etmiş kimseler! Allah’a ve Elçisi’ne itaat edin. İşitip dururken ondan yüz çevirmeyin!”

“İşitmedikleri hâlde “işittik [vahye kulak verdik]” diyenler gibi de olmayın!”

“Şüphesiz yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü, “AKLINI KULLANMAYAN” şu sağırlardır, dilsizlerdir.”

“ENFAL 20-21-22″

“Ve O [Allah] , kirliliği/azabı “AKLINI KULLANMAYANLARIN” üzerine kılar [bırakır].

“YUNUS 100″

Nitekim şahsi kanaatim o ki islam aleminin üzerine bugün pislik yağmakta aklını kullanmadığı için..oysa Kuran-ı Kerim pozitif bilimle barışıktır hatta bilime kaynaktır.. http://www.mucizeler.com

Bu tespiti iki örnekle açalım..

1. örnek..

Hz. İsanın gelişi milattır..yani miladi “0″..peygamberimizin görevi alışı 610..arada var 6 yüzyıl..6 yüzyıl içinde Allah’ın hak dini olan Hristiyanlığı insanoğlu bozdu/böldü/parçaladı..hemde ne bozuş..peygamberlerini İLAHLAŞTIRDILAR..Baba-oğul-kutsal ruh diyerek teslis inancı ile Allah’ın her din ile getirdiği tevhid inancını tahrif edip Allah’a iftira attılar..Kitaplarını bozdular sayıları o kadar çoğaldı ki İznikte toplanıp 4 e indirdiler incili..nitekim Allah islamiyeti gönderdi..Şimdi düşünün lütfen Zebur’u bozan Tevrat’ı bozan İincil’i bozan kimdi? Bizdik..insan..Ademoğlu..sendin, bendim..yine yapardık eminim..Şükürler olsun ki Allah Kuran’ın koruyuculuğunu kendi üzerine aldı..”O” üstlenmese 50 yıl bile sürmezdi onu bozmamız..Nitekim Peygamberimizin ehli beytine bile o kadar yaşama hakkı vermediler..(bkz. Kerbela, Hz. Ali’nin Hasan’ın Hüseyin’in ve Ehlibeytin nesillerce şehid edilişi)

“Hiç kuşkusuz Biz, o Zikr’i Biz indirdik Biz. Ve mutlaka Biz onun için koruyucularız.”

“HİCR 9″

Artık tekrar peygamber gelmeyecek olmasının da din gelmeyecek olmasının da sebebi çok açık..KURAN BOZULMADIĞI İÇİN ALLAH’IN ARI/DURU/HALİS DİNİ ORADA KORUNDUĞU İÇİN tekrar din gelmeyecek..Diğer tüm peygamberler kendi kavimlerine gelmiş olmalarına rağmen (Lut kavmi, Nuh kavmi şeklinde Kuran’da geçer) Peygamberimiz Alemlere rahmet olarak gönderilmiştir..

“Biz seni de ancak, âlemler için bir rahmet olarak/rahmet için gönderdik.”

“ENBİYA 107″

Yani tüm insanlık alemine gönderilmiştir..Bu “Son Peygamber/Hatemin Nebi” olmasının gereğidir..Bu ayeti çarpıtanlar Kainatın Peygamberimizin yüzü suyu hürmetine yaratıldığını söylemekten geri durmamışlardır..Peygamberimize Tapınmanın daha açık bir ifadesi olamazdı sanırım..

“De ki: “Ben sadece sizin gibi bir beşerim. Bana, ‘Sizin ilâhınızın bir tek ilâh olduğu’ vahyediliyor. O nedenle O’na dosdoğru yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin.” Ve şu zekâtı vermeyen ve ahireti inkâr edenlerin ta kendileri olan müşriklerin vay haline!”

“FUSSİLET 6-7″

“De ki: “Ben ancak sizin gibi bir beşerim. Bana ilâhınızın ancak bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Onun için her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa sâlih ameli işlesin ve Rabbine kullukta, hiç kimseyi ortak etmesin.”

“KEHF 110″

Kehf Suresi 110. ayette önce Peygamberimizin “bizim gibi” bir beşer olduğu vurgulandıktan sonra ayetin son cümlesinde “Rabbine kavuşmayı umanlar” için “Rabbine kullukta kimseyi ortak etmesin!” ifadesinin geçmesinde “Temiz Akıl Sahipleri” için bir uyarı vardır..”Peygamberinizi İlahlaştırmayın o da sizin gibi bir beşerdir” diyerek Allah Hristiyanların düştüğü hataya bizim de düşeceğimizi bilmiş ve bu konuda bizi uyarmıştır..

Atalarından “Tüm kainatın Peygamberimizin yüzü suyu hürmetine yaratıldığını” öğrenen zihniyet, Peygamberimizin miraca çıkarılıp orada Allah ile PERDESİZ GÖRÜŞTÜRÜLMESİNDEN ve Kuranda açıkça namaz emri ve vakit sayısı belirtilmiş olmasına rağmen (İsra 78-79, Hud 114) bununla yetinmeyip namaz için Rabbimiz ile Peygamberimizin amansız bir pazarlığa tutuşturulmasından herhangi bir gocunma duymaz..

“Ve bir beşer için, bir vahiy ile veya PERDE ARKASINDAN yahut bir Elçi gönderip de izniyle dilediğini vahy etmesi dışında Allah’ın kendisiyle konuşması olmaz. Şüphesiz O, Alî’dir Hakîm’dir.”

“ŞURA 51″

O “çok sahih Hadis Kitaplarında” geçen rivayete göre (Allah kendisi kuluna kaç vakit namaz farz kılacağını bilmiyormuş gibi) önce 50 vakit namaz farz kılıyor peygamberimizde bu emir ile dönerken Musa Peygamberin uyarısıyla (kendisinin aklı yokmuş gibi) ümmetinin buna dayanamayacağı öğüdünü alıp tekrar Rabbimizin huzuruna çıkıp indirim istiyor..(Hüküm yalnız/ancak Allah’ın değilmiş gibi) Bu böyle 9 sefer sürüp en son 5 e iniyor namaz vakti..Hz. Musa yine indirim iste deyince Peygamberimiz artık utanırım isteyemem diyor!!! (9. SEFERDEN SONRA) İnsafınız kurusun hiç mi utanmanız yok Rabbimiz ile Peygamberimizin amansız bir pazarlığa tutuşturulmasına ses çıkarmıyorsunuz..Allah’a ve Peygamberimize atılmış daha büyük bir iftira olamaz!!! Bunun kaynağı İsrailiyat’tır..Nitekim Peygamberimizin Musa Peygambere danışmasından da bu kendini belli eder..Tıpkı bir yahudi inancı olan “RECM” cezasının da dinimizin bir emri olarak gösterilmesi gibi..Oysa Kuran’da recm yoktur ve zinanın cezası açıkça bellidir (Nur 2).. Bunlar Kurani değil, atalar dininin öğeleridir..

Peki sonuçta ne oldu..Bu rivayet ve beyin yıkama senaryoları ile Bizi kurandan uzaklaştırdılar..Bize Kuran’ı yukarı kaldırttılar, bohçalayıp bohçalayıp duvara astırdılar yüzyıllardır.. Aman Kuran Meali okuma anlamazsın aman dokunma çarpılırsın yanarsın..Cep kitabı olması gereken Kuran abdestsiz okunmaz/hayızlı kadın dokunamaz gibi fetvalarla okutturulmadı..Bir insan burnuna kadar lağıma batsa GÖZLERİ GÖRDÜĞÜ/AKLI ÇALIŞTIĞI MÜDDETÇE KURAN OKUYABİLİR/OKUMALIDIR DA..Nitekim bunlar yüzünden Kuran hiç anlaşılmak maksadıyla okunmadı, okuyanlarda melodisi için okudular..Oysaki Allah kuranı yavaş yavaş anlayarak okuyun diyor Kuran’da..

O zaman düşünelim 600 yılda Allah’ın hak dini olan Hristiyanlığı bozan insanoğlu/ademoğlu 1400 yılda İslamiyete neler yapmaz..Nitekim elimizden geleni ardımıza koymadık başta emeviler/abbasiler olmak üzere YAHUDİ DİN ADAMLARININ DA ETKİSİYLE dinimiz sap ile samanın karıştığı tam bir çorbaya döndü..1400 yılda Kuran’dan uzaklaşıp hurafelerle dolu bir dini yaşamaya başladık..Kuran’ı devre dışı bırakıncada yerine cemaatler şeyhler hocaefendiler doldu tabii..nasıl suçlayabiliriz ki..İşte bu durumun açık örneği..”Kuran’ı devre dışı bırakınca” malesef meydan bunlara kaldı..

http://www.youtube.com/watch?v=pCeETsRdo8k

http://www.youtube.com/watch?v=l1p1eSfumnA&feature=related%EF%BB%BF

http://www.youtube.com/watch?v=gEpwjqXxbw0&feature=related

Bunlar sadece bir kaç basit örnek..Bu ve buna benzer hükümleri/haramları/helalleri araştırdığınızda sayısız Kuran/akıl/mantık dışı saçmalığı açıkça görebilirsiniz..Ve dikkat edin kaynak olarak hep “4 mezhep imamı ne demiş” “ulema ne demiş” “bir rivayete/hadise/sünnete göre” şeklinde izahat verilir ve bir tane dahi ayet veremezler..Bunlar neden oluyor?

Kuran’ı rafa kaldırırısak dini kimden öğreniriz? Din adamlarından/hocalardan/şeyhlerden..Yani VELİ saydığımız insanlardan..Kuranda din adamı diye bi kavram YOKTUR!! ALLAH KURANDA AÇIKÇA VE DEFALARCA MÜMİNLERİN ALLAH’TAN BAŞKA YAKINI/VELİSİ YOKTUR, ALLAH’IN ASTLARINDAN VELİLER EDİNMEYİN DİYOR..

“Şüphesiz, insanların İbrâhîm’e en yakın olanları, elbette o’na uyanlar, bu Peygamber, ve şu iman eden kimselerdir. ALLAH MÜ’MİNLERİN VELİSİDİR [yakın olanı-yardım edeni-yol göstereni-koruyanıdır].”

“ALİ İMRAN 68″

“Göklerin ve yerin egemenliğinin şüphesiz yalnız Allah’a ait olduğunu ve sizin için Allah’ın astlarından bir velî ve bir yardımcı olmadığını bilmedin mi?”

“BAKARA 107″

“Ve dinlerini oyun ve eğlence edinmiş/oyun ve eğlenceyi kendilerine din edinmiş, dünya hayatı kendilerini aldatmış olan kimseleri bırak ve onunla [Kur'ân ile] hatırlat/öğüt ver: Bir kişi, kendi elinin üretip kazandığıyla helake düşerse, onun için Allah’ın astlarından bir veliy [yakın kimse] ve şefaatçi söz konusu olmaz.”

“ENAM 70″

“Allah, inananların velîsidir [yakın kimsesidir]; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Küfretmiş kimseler de; onların velîleri tâğûttur ki, kendilerini nûrdan karanlıklara çıkarır. Bunlar, cehennem ashâbıdır. Onlar orada sürekli kalıcıdırlar.”

“BAKARA 257″

“Allah’ın astlarından Veli [koruyucu, yol gösterici] edinenlerin durumu, ev edinen dişi örümceğin durumu gibidir. Şüphesiz evlerin en çürüğü de kesinlikle dişi örümcek evidir. Keşke onlar, bilselerdi.”

“ANKEBUT 41″

“Rabbinizden size indirilene uyun ve O’nun astlarından, velîlere [yol gösteren, yardım eden ve koruyan yakınlara] uymayın. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz /hatırlıyorsunuz!”

“ARAF 3″

“Onlar, Allah’ın astlarından bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Îsâ’yı kendilerine rabbler edindiler. Oysa onlar sadece bir tek olan ilâh’a ibâdet etmekle emrolunmuşlardı. Allah’tan başka ilâh diye bir şey yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir.”

“TEVBE 31″

“Dikkatli olun, hâlis din sadece Allah’a aittir.” O’nun astlarından bir takım velîler edinenler: “Onlar [Allah'ın astlarından edindiğimiz velîler] bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsın diye biz onlara tapıyoruz”. Şüphesiz kendilerinin ihtilâf edip durdukları şeylerde, onların arasında Allah hüküm verecektir.

“ZUMER 3″

“Ve hiç kuşkusuz, insanı biz yarattık ve benliğinin ona telkin ettiği şeyi biz biliriz. Biz, ona şah damarından daha yakınız.”

“KAF 16″

Demek ki müminin Allah’tan başka yakını/velisi yok..ve dinimizde Allah ile kul arasında aracı da yok..Allah kuluna şah damarından daha yakın..

“O [Allah], ortak koşanlar hoşlanmasa da, kendisini, din’in; onun [dinin] hepsinin üzerine ortaya koyması için Elçisi’ni hidâyetle ve hakk din ile gönderendir”

“Ey iman etmiş kişiler! Şüphesiz, hahamlardan, rahiplerden bir çoğu kesinlikle insanların mallarını hakksız yere yerler ve Allah yolundan saptırırlar. Ve altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayan kimseler; hemen onlara acıklı bir azabı müjdele!”

“TEVBE 33-34″

“Onlar [Allah'ın astlarından edindiğimiz velîler] bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsın diye biz onlara tapıyoruz” cümlesini iyi anlamak lazım burada tapmak illaki putun karşısına geçip eğilip kalkmak değil..Eğer bi insanın sözünü mutlak doğru kabul edip ona uyuluyorsa onun “dediği din/demediği din dışı” kabul ediliyor ve körü körüne bağlanılıyorsa bu da tapmaktır..şirk koşmak Allah’ın ayetlerini 2. sıraya indirmek demektir..1. sırada hadiste olsa sünnetde olsa icma da olsa kıyas da olsa mezhep imamıda olsa bu budur..

Burada ki veli kelimesi çok çok önemli..Kuranda ki orjinal hali “evliya”dır..Kuran apaçık ortada isteyen araştırabilir/bulabilir/bakabilir..velinin çoğulu evliya’dır..Allah sıradan insanlardan değil velilerden korunmamızı istiyor ve Allah’tan başka yardımcı/dost/yol gösterici olmadığını tüm Kuran boyunca defalarca vurguluyor..Tüm Kuran erleri bunu bilir..Ki zaten buna “Tevhid İnancı” denir..

Ama gelin görün ki bizim atalarımız/annelerimiz/teyzelerimiz namazda beş vakit;

“Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım isteriz.”

“FATİHA 5″

deyip gidip Eyüp Sultana çaput bağlarlar..Bu aracı koymaktır, açık şirktir..Mekkeli müşrikler de bunu yaptılar..Allah’a inanıyorlardı ama putları aracı kılıyorlardı..

“Ve sen gerçekten onlara: “O gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sormuş olsan kesinlikle “Allah!” diyeceklerdir. De ki: “Öyleyse gördünüz mü Allah’ın astlarından çağırdıklarınızı! Eğer Allah bana bir zarar vermek istediyse, onlar O’nun zararını giderebilenler midirler? Yahut bana bir rahmet dilediyse, onlar O’nun rahmetini tutanlar mıdırlar? De ki: “Allah, bana yeter. Tevekkül edenler, yalnızca O’na tevekkül ederler.”

“ZUMER 38″

İşte bu namazda dahi ne dediğimizi bilmemenin/Kuran’ın manasından bi haber olmanın doğal sonucudur ve adı en iyimser yaklaşımla cehalettir..Allah Kuranda sarhoşken bile “ne dediğimizi bilinceye kadar” namaza yaklaşmamamızı emretmiştir..Ama biz ayık kafa ile namaza durup 5 vakit bile kılsak en basitinden “Fatiha” nın anlamını bilmeyiz..Burada “temiz akıl sahipleri” için bi sorgulama gerekçesi yok mu?

“Ey iman etmiş kişiler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüb iken de –yolcu olanlar müstesnâ– yıkandırılıncaya kadar, salâta yaklaşmayın.”

“NİSA 43″

2. örnek..

Allah aşkına düşünelim..Peygamberimiz tebliğe başladığında mekkeli müşrikler ona ne dediler..Allah yoktur mu dediler? Hayır!! dedikleri şuydu..

“Ve onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” dendiği vakit, “Aksine biz, atalarımızı neyin üzerinde bulduysak ona uyarız” dediler. Ataları bir şeye akıl

erdirmez ve doğru yolu bulmaz idiyseler de mi?

“BAKARA 170″

“Onlar: “Biz atalarımızı bunlara tapanlar olarak bulduk” dediler.

“ENBİYA 53″

“Ve onlara: “Allah’ın indirdiğine tâbi olun!”dendiği zaman: “Aksine, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız” dediler. Ya şeytân onları cehennemin azabına çağırıyor idiyse!”

“LOKMAN 21″

Bu ve bunun gibi bir çok ayet var..Demek ki Mekkeli müşrikler atalarının dinine uydukları için Kuran’ı getiren peygamberimize karşı çıkmışlar.. ŞİMDİ ALLAH AŞKINA DÜŞÜNELİM!!! SİZ NEYE İNANIYORSUNUZ!!! Ehil bir vicdan şunu samimi olarak söyleyecek ve hatta bağıracaktır ki anamızın/babamızın/dedemizin/ilmihal kitaplarının/hacıların/hocaların/şeyhlerin/mezhep imamlarının vel hasılı kelam “ATALARIMIZIN DİNİNE” uyuyoruz..

Hangimiz dinin tek kaynağı olan Kuran’dan dinimizi öğreniyoruz? O zaman Mekkeli müşriklerden ne farkımız kaldı..?

Şimdi tüm bunlardan sonra ne dediğimi şu ayet ışığında özetlemeye çalışayım..

“EY İMAN ETMİŞ KİŞİLER! Allah’a, Elçisi’ne, Elçisi’ne indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği kitaba İMAN EDİN. Ve kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve son günü inkâr ederse, kesinlikle o çok uzak bir sapıklığa sapmıştır.”

“NİSA 136″

Dikkat ederseniz ayet “Ey iman edenler” diye başlıyor yani hitap iman sahiplerine ama ayetin devamında Allah’a Elçi’sine Elçi’sine indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği kitab’a İMAN EDİN vurgusu var..Allah neden iman edenlere iman edin diyor..Bunu anlamak çok önemli..

EY FOTOKOPİ İMAN EDENLER, EY BABADAN OĞULA MİRAS İMAN EDENLER, EY İMAN NEDİR BİLMEDEN İMAN EDENLER, EY DİLDE İMAN EDENLER, EY SORGULAMADAN İMAN EDENLER!!! Bİ DAHA İMAN EDİN, GÖNÜLDEN İMAN EDİN, ÖĞRENEREK/SORGULAYARAK İMAN EDİN..

Tam bu noktada şunu vurgulamak isterim herkes kendine şu soruyu sormalı acaba ben Brezilya’da doğsam Hristiyan, İsrail’de doğsam Yahudi mi olurdum? Çok önemli bir soru..Ben 24 yaşıma değin atalarımın dinine uyduğum için Brezilya’da doğsam 24 yaşına kadar Hristiyan/İsrail’de doğsam 24 yaşıma kadar Yahudi olurdum..

Peki ya siz?

Allah’ın adil olduğundan şüphemiz olmadığına göre sırf müslüman anne babadan doğduğu için fotokopi iman edenler atalarının dinine uymuş ve nisa 136. ayete muhatap kalmış olmuyorlar mı?

Tüm bunlardan sonra Hristiyanların düştüğü hatalardan biri olan mezhepleşmeye/hizipleşmeye/bölünüp parçalanmaya islam aleminin nasıl düştüğüne ve Kuran’ın bu konuda ne dediğine bakmamız gerekir..nasıl Hristiyanlar katolik/protestan/ortodoks diye ayrıldılarsa bizde hanefi şafi maliki hanbeli diye ayrıldık..şii olduk sünni olduk..mahvolduk..onlar BABA-OĞUL-KUTSAL RUH yaptılar biz ALLAH-PEYGAMBER-MEZHEP İMAMLARI yaptık..Hüküm yalnız/ancak Allah’ındır ve Halis/arı/duru din Allah’ındır ayetlerine karşı geldik..Temiz akıl sahipleri (ki o aslında vicdandır/sağ duyudur) bunu görmezden gelemez..Güneş balçıkla sıvanmaz..

Ve O, size Kitab’ı [Kur'ân'ı] ayrıntılı / hakk, bâtıl ayrılmış olarak indirdiği hâlde, Allah’tan başka bir hakem mi arayayım?

“ENAM 114″

Ayeti ışığında Kuran’ı hakem yaparak mezhep konusuna Kuranın bakışını ortaya koyalım..

“Şüphesiz şu, dinlerini parça parça edip grup grup olanlar; sen hiçbir şeyce onlardan değilsin. Şüphesiz onların işi Allah’adır. Sonra O [Allah], onlara yapmakta oldukları şeyleri haber verecektir.”

“ENAM 159″

“Ve hep birlikte Allah’ın ipine sıkıca sarılın/Allah’ın ipi ile korunun, ayrılmayın ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O [Allah], kalpleriniz arasında ülfet oluşturdu. Sonra da siz O’nun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de oradan sizi O kurtarmıştı. İşte, Allah, doğru yolu bulasınız diye âyetlerini sizin için böyle ortaya koyar.”

“ALİ İMRAN 103″

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanan ve ayrılığa düşen kimseler gibi de olmayın. İşte bunlar, birtakım yüzlerin beyazlaştığı birtakım yüzlerin siyahlaştığı günde büyük bir azap kendileri için olanlardır.”

“ALİ İMRAN 105″

“Ve işte bu, bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde Bana takvâlı davranın.”

“Sonra insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her grup, kendinde bulunan ile sevinip böbürlenmektedir.”

“Sen şimdi onları bir zamana kadar sapkınlıkları ile baş başa bırak!”

“MUMİNUN 52-53-54″

BU AYETLER YETERLİ Mİ MEZHEPLERİN KURANİ OLMADIĞINI ANLAMAK İÇİN..TEMİZ AKIL SAHİPLERİNE YETERLİDİR TABİİ AMA GÖNÜLLER İYİCE KANSIN DİYE BİR ÖRNEKLE SABİTLEYELİM..BÜTÜN PUTLARI YIKALIM ZİHNİMİZDEKİ VE GÖNLÜMÜZDEKİ..

Mezheplerin dininde midye, istakoz, istiridye, at eti, yırtıcıların eti, kirpi vs bilimum hayvanların eti (burada sayamayacağım kadar çok) haramlaştırılmıştır..kimi hanefi mezhebine göre kimi şafi kimi diğerlerine göre..Üstelik bunlar Peygamberimize iftira edilerek bir de “sahih hadis” adı altında kaynaklandırılmıştır..Peki Kuran ne diyor “temiz akıl sahiplerine”..

“De ki: “Bana vahyolunanda, onları yiyen için, leş veya akıtılmış kan yahut domuzun eti –ki şüphesiz o [domuzun eti] ricstir [kirlidir, rahatsızlık vericidir]– yahut Allah’tan başkası adına kesilmiş bir fisk olan hariç, haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Artık kim çaresiz kalırsa, tecavüz etmemek ve zaruret sınırını aşmamak üzere (bunlardan yiyebilir).” İşte şüphesiz senin Rabbin çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

“ENAM 145″

“O [Allah], size ancak leşi, kanı, domuzun etini ve Allah’tan başkası adına kesilenleri haram kıldı. Artık her kim saldırmadan ve aşırı gitmeden

zorlanırsa, bilsin ki, şüphesiz Allah, Gafûr’dur, Rahîm’dir.”

“NAHL 115″

“O, size, sadece, ölü hayvanı, kanı, domuzun etini ve Allah’tan başkası adına kesilen hayvanları harâm kıldı. Sonra kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına tecavüz etmemek ve zaruret ölçüsünü geçmemek üzere ona bir günah yoktur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. ”

“BAKARA 173″

Allah açıkça bu üç ayette çelişkisiz ve istikrarlı bir şekilde hep şu 4 şeyi haram kılmıştır mümin bir insana..”Leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilmiş olan”..Bunları yasaklarken zaruret halinde bunlardan yenilebilmesini ve hatta zaruret halinde bile bunları yerken başkasının hakkını gasp etmeme sınırını koyacak kadar ayrıntılı indirmişken Kuran’ı (bir an düşünelim böyle bir olayın olma olasılığı nedir? sadece bu 4 yasak şey var ve başka hiç nimet yok..% 1 bile değildir sanırım insanın böyle bir duruma düşmesi) bakın bizim geleneksel islamcılara ve mezhepçilere de ne diyor..

“Bilgisizlik yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızkı, Allah’a iftira ederek haram kılanlar kesinlikle zarara uğradılar. Onlar, kesinlikle sapmışlardır ve onlar hidayete ermişler değillerdir.”

“ENAM 140″

“De ki: “Gördünüz mü [Ne dersiniz] ? Allah sizin için nice rızklar indirdi de siz onlardan bir kısmını haram ve helâl yaptınız.” De ki: “Allah mı izin verdi size yoksa siz Allah’a iftira mı ediyorsunuz [Allah adına yalan mı uyduruyorsunuz] ?”

“YUNUS 59″

“Ey iman eden kimseler! Allah’ın size helâl kıldığı tayyibatı [temiz-nefis şeyleri] haram saymayın. Ve aşırı gitmeyin. Şüphesiz Allah, aşırı gidenleri sevmez.”

“MAİDE 87″

“De ki:”Allah’ın kulları için çıkardığı ziynetleri ve tertemiz rızkları kim haram etmiş?”

“ARAF 32″

“Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz”

“Hala düşünmüyor musunuz?”

“Yoksa sizin için açık bir güç mü/kanıt mı var?”

“O halde, eğer doğru kimseler iseniz getirin kitabınızı.”

“SAFFAT 154-155-156-157″

“Neyiniz var, nasıl hükmediyorsunuz”

“Yoksa içinde ders aldığınız şeyler olan size ait bir kitap mı var:

“Siz bu âlemde neyi seçerseniz/beğenirseniz o mutlaka sizin olacak.”

“Yoksa size karşı kıyâmet gününe kadar sürecek üzerimizde yeminler/taahhütler mi var: “Siz her ne hüküm verirseniz mutlaka öyle olacak” diye.

“KALEM 36-37-38-39″

Bunun adı mezhepler için “TOTAL ÇÖKÜŞ!”

Açıkça görüyoruz ki “mezhepler dini” Allah’ın ayetleri ile çelişiyor.. O halde Kuran ile mezheplerin orta yolu olmaz!! Peki tüm bunlara rağmen insan neden bu ayetlerde açıkça yazan şeyleri içine sindiremiyor?

“Şüphesiz sen o zikre [Kur’ân'a] uyan ve gaybda Rahmân’a haşyet duyan kimseyi uyarırsın. Sen hemen onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir ödül ile müjdele.”

“YASİN 11″

DEMEK Kİ RAHMANDAN YETERİNCE KORKMUYORUZ, SAYGI/HAŞYET DUYMUYORUZ Kİ KURAN BİZE TESİR ETMİYOR..

PEKİ MADEM ÖYLE ALİMLERİMİZ/HOCALARIMIZ İCMA İLE KIYAS İLE HADİS İLE SÜNNET İLE İCTİHAT İLE HÜKÜM VERİP ALLAH’IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEDİKLERİNDE HANGİ HİTABA MARUZ KALIYORLAR..?

“İnsanlara saygı duyup ürpermeyin Bana saygı duyup ürperin. Benim âyetlerimi de az bir paraya satmayın. Ve kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.”

“Ve kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.”

“Kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, artık işte onlar fâsıkların ta kendileridir.”

“Öyleyse onların aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet.”

“MAİDE 44-45-46-47″

AYRICA ALLAH’IN AYETLERİNİN DIŞINDA HÜKÜM KOYAN ZİHNİYETİN BU BİLİMUM HARAMLARI BULDUĞU KAYNAK İÇİN BAKINIZ “TEVRAT” “YAS” 2-21. AYETLER ve “LEV” 1-31. AYETLER.. HERŞEY APAÇIK ORTADA..

Peki tüm bunlarla birlikte Peygamberimizi nereye koyacağız..bu çok önemli ve hassas bir konu..Tevhid inancına zarar vermeden peygamberimizi tam hakettiği yere koymalıyız..

Önce peygamberlik, elçilik, hadis ve sünnet nedir oraya girelim sonra mutlaka emevilere değinerek konuyu bağlayalım..Çünkü düğümü emeviler attı..ama Kuran çözecek Allah’ın izni ile..

Kuran’da Peygamberimiz “Muhammed” “resul (elçi)” ve “nebi (peygamber)” olarak anılır..” “Muhammed bin Abdullah” 610 yılında peygamberlik görevini alınca Resulullah oldu..peygamberimiz 24 saat nebi’dir ama 24 saat resul değildir..bunu şöyle örnekleyeyim..bir öğretmen “24 saat öğretmendir/mesleği öğretmenliktir” ama 24 saat öğretmenlik yapmaz..işte peygamberimiz 24 saat nebidir (peygamberdir) ama elçilik görevi Kuran’ı anlattığı vahiy aldığı ve Resullük yaptığı zamanlardır..onun dışındada beşer olan Muhammed’tir..

bunu şöyle örnekleyeyim..namaz kıldırırken, sahabeyi eğitirken, vahyi uygularken resuldür..ve işte bunlar sünnettir..peki sünnet nedir..Onun resul olarak her yaptığı KURANİ’dir.. “PEYGAMBERİMİZ YAŞAYAN KURAN’DI” ve Resul olarak her yaptığı sünnettir..Ama bir beşer olan Muhammed olarak yaptıkları sünnet değildir..örneğin peygamberimiz deveye binerdi..bizde deveye binersek çok sevap olur mu? Haydi o zaman arabaya, trene, uçağa değil deveye binip sünneti yerine getirelim..? Peygamberimizin deveye binmesi vahiy gereği ya da elçiliği gereği değildir..o zamanın yaşam biçimi gereği ulaştırma aracı olarak binmiştir..Mesela Peygamberimiz sarık takardı, Arabistan’a gidipte sarık takmayacak akıl sahibi insan yoktur sıcak adamı çarpar/başına güneş geçer mecburen takarsın..Arap yarımadasında yaşasak kot pantolon yerine o sıcakta bizi yakmayacak/sıkmayacak rahat kıyafetler giyerdik Peygamberimiz gibi..O zaman Müslüman bir eskimo peygamberimiz gibi rahat şeyler giyinerek sevap kazanma uğruna donmayı göze mi almalı..? Peki acaba Peygamberimiz patatesi nasıl severmiş bilir misiniz? haşlanmış? kızartma? Peygamberimiz hiç patates yememiştir! Fatih Sultan Mehmet’te öyle, Mevlana’da..O zaman henüz Güney Amerika kıtası keşfedilmediği için patates asyada ve avrupada yoktu!! Mesela Peygamberimiz kabak yemeğini çok severmiş..peki şimdi aynı sofrada kabak ve patates var kabak yersem sünnet ve daha sevap patates yersem değil mi? sakal bırakmazsam günahkar mı olurum..Peygamberimizin sakal bırakması vahiy gereği/elçilik gereği midir yoksa bir tercih midir? Peygamberimiz Arap toplumunda ve coğrafyasında yaşıyordu ve beşer olması gereği oraya özgü şeyler giyip o zamana özgü şeyleri yapıyordu..Bunların tamamı vahiy gereği değildir, bir kısmı beşeridir..Vahiy olanlar zaten Kuranda yazıyor geriye kalanlara kişi kendi tercihi ile karar verir..ister sakal bırakır ister bırakmaz..ister kot giyer ister şalvar..ister sarık takar ister takmaz..Bunlar yöresel geleneksel ya da coğrafi olabilir.Ekvator çizgisi üzerinde yaşayan bir müslümanla eskimo bir müslümanın giyiminde elbette farklılıklar olacaktır ve bu tercih meselesidir..Vahiy ya da sünnet meselesi değildir..İşte tüm bu saydıklarımız peygamberimizin “Muhammed bin Abdullah” olarak yaptıklarıdır..şimdi Allah peygamberimize hitap ederken ne diyor bakalım..

Muhammed adı ile hitap ettiği 4 ayet vardır..

“Ve Muhammed, ancak bir elçidir. Kesinlikle o’ndan önce elçiler gelip geçmiştir. Şimdi eğer o ölür veya öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim ki de geri dönerse, bilsin ki Allah’a hiç bir şekilde zarar veremez. Ve Allah, şükredenleri karşılıklandıracaktır.”

“ALİ İMRAN 144″

“Muhammed, sizin er kişilerinizden hiç birinin babası değildir. Ancak o, Allah’ın Elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Ve Allah, her şeyi en iyi bilendir.”

“AHZAB 40″

“Muhammed, Allah’ın Elçisi’dir.”

“FETH 29″

“Ve iman eden, sâlihâtı işleyen ve Rabb’leri tarafından bir gerçek olarak Muhammed’e indirilene inanan kimseler; O [Allah], onların kötülüklerini örttü ve durumlarını düzeltti.”

“MUHAMMED 2″

BURADA Kİ AYETLERE BAKARSAK ÇOK NET BİR ŞEKİLDE “BEŞER OLAN PEYGAMBERİMİZ MUHAMMED”İN 3 YERDE ELÇİLİĞİNE VE BİRİNDE DE ONA İNDİRİLENE UYULMASI YANİ KURAN”A VURGU YAPILMAKTADIR..

ŞİMDİ ELÇİ OLARAK GEÇEN AYETLERE BAKALIM..

“Ve kim Allah’a ve Elçisi’ne itaat eder, Allah’a haşyet duyar ve O’na takvâlı davranırsa, işte onlar başarıya ulaşanların ta kendileridir.”

“NUR 52″

“Merhamet olunmanız için Allah’a ve Elçi’ye itaat edin.”

“ALİ İMRAN 132″

“Kim Elçi’ye itaat ederse, artık o, Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse; artık Biz seni onlara koruyucu [bekçi] olarak göndermedik.”

“NİSA 80″

ÇOK AYET VAR AMA BUNLAR YETERLİ SANIRIM..DİKKAT EDERSENİZ BURADA ELÇİLİĞE VURGU VAR..ALLAH’A VE MUHAMMED’E DEĞİL ALLAH’A VE ELÇİ’YE UYUN..ELÇİ MESAJI GETİRENDİR..O ZAMAN ELÇİYE UYMAK NEDİR ONA BAKALIM..ELÇİ NEYE UYDU??

“De ki: “Ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum.” Uyarıldıkları zaman sağırlar çağrıya kulak vermezler.”

“ENBİYA 45″

“De ki: “Ben Elçilerden ilk ortaya çıkan biri değilim. Ve ben, bana ve size ne yapılacağını bilmiyorum. Ben sadece bana vahyedilene tâbi oluyorum. Ve ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”

“AHKAF 9″

“De ki: “Ben size ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Gaybı da bilmem ben. Size ‘ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben yalnızca bana vahyedilene uyuyorum.” De ki: “Kör ile gören eşit olur mu? Hâlâ düşünmüyor musunuz?”

“ENAM 50″

“Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, kesinlikle büyük bir günün azabından korkarım.”

“YUNUS 15″

“Sen yine aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet, onların hevâlarına uyma.”

“MAİDE 49″

DEMEK Kİ PEYGAMBERİMİZ YALNIZCA VAHYE UYUYORMUŞ..O ZAMAN BİZİM ELÇİYE UYMAMIZ DEMEK ONUN ELÇİ OLMASINDAN DOLAYI/GETİRDİĞİNDEN DOLAYI ONA UYMAMIZ DEMEKTİR..YANİ VAHYE UYMAMIZ DEMEKTİR..PEYGAMBERİMİZİN BİR BEŞER OLARAK

YAPTIKLARI DİNİN HÜKMÜ DEĞİLDİR..AMA RESUL OLARAK YAPTIĞI HER ŞEY KURANIN ÖRNEKLENMESİDİR..SÜNNETTİR..TEKRAR VURGULAMAK İSTERİM Kİ “O”

YAŞAYAN KURAN’DI..

HADİSLERE GELİRSEK..BUHARİ 6.000 CİVARINDAKİ HADİSİNİ 600.000 HADİSTEN MÜSLİM 300.000 HADİSTEN SEÇMİŞTİR..BUDA BUHARİNİN HADİSLERİN % 99 UNU SAHİH BULMADIĞINI GÖSTERİR..PEKİ BUHARİNİN SAHİH OLARAK GEÇEN 6.000 HADİSİNDEKİ HADİS-KURAN, HADİS-HADİS, HADİS-MANTIK ÇELİŞKİLERİ NE OLACAK? BUHARİ PEYGAMBERİMİZDEN 200 YIL SONRA HADİSLERİ TOPLAMIŞTIR..PEYGAMBERİMİZ KENDİ DÖNEMİNDE HADİS YAZANLARA O HADİSLERİ YAKTIRMIŞ KURAN’DAN BAŞKA KAYIT VE KAYNAK OLMAMASI İÇİN HADİS YAZILMASINI YASAKLAMIŞTIR! NİTEKİM 1. HALİFE EBUBEKİR DE HADİS YAZILMASINI YASAKLAMIŞTIR.. 2. HALİFE ÖMER KENDİ DÖNEMİNDE 500 HADİSİ KIYASLAMIŞ TOPLAMAYI DÜŞÜNMÜŞ AMA İÇİNDE BİRBİRİ İLE ÇELİŞKİLİ HADİSLER BULARAK KAYIT ALTINA ALMA FİKRİNDEN VAZGEÇMİŞTİR..KENDİ DÖNEMİNDE ÇOK HADİS RİVAYET EDEN EBU HUREYREYE HADİS NAKLETMESİNİ YASAKLAMIŞ VE SÜRMEKLE TEHDİT ETMİŞTİR..BU 2 HALİFE DÖNEMİNDE 500 OLAN HADİS SAYISI NASIL OLDU DA EMEVİ DÖNEMİNDE YÜZBİNLERE ULAŞTI..PEKİ BUHARİDE HZ. ALİDEN 50 HADİS VARKEN EBU HUREYREDEN NASIL OLUYOR DA BİNLERCE HADİS VAR? EBU HUREYRE DAHA MI ALİMDİ..NİTEKİM KENDİSİ PEYGAMBERİMİZİ 3 YIL GÖRMÜŞTÜR..EMEVİLERİ ANLAMADAN BUNLARI ANLAYAMAYIZ..EMEVİLER SALTANATLARINI DİN ARACILIĞI İLE SÜRDÜRMEK İÇİN BU DİNİ TAHRİF ETTİLER KENDİLERİ DİNE UYAMAYINCA DİNİ KENDİLERİNE UYDURDULAR DAHA ÖNCEDE AYETLERLE TESPİT ETTİĞİMİZ GİBİ KURANIN KORUNMASINI ALLAH KENDİ ÜZERİNE ALDIĞI İÇİN (HİCR 9) BU DİNİ BOZMANIN TEK YOLU OLARAK HADİSLERİ DİNİN KAYNAĞI HALİNE GETİRİP HADİS ÜRETMEK KALDI..2. 3. VE 4. HALİFELER ÖMER OSMAN ve ALİ PEYGAMBERİN TORUNLARI HASAN HÜSEYİN VE 12 NESİL EHLİBEYT NEDEN KATLEDİLDİ..KERBELA NEDEN YAŞANDI..5. HALİFE MUAVİYE KİMDİR?

(PEYGAMBERİMİZİN BAŞ DÜŞMANI EBU SÜFYANIN VE PEYGAMBERİMİZİN AMCASI HAMZA’YI ÖLDÜRTÜP CİĞERİNİ ÇİĞ ÇİĞ YİYEN HİNDE’NİN OĞLU, PEYGAMBERİMİZİN AMCAOĞLU 4. HALİFE ALİ’NİN KATİLİNİN AZMETTİRİCİSİ, EHLİ BEYTİN BAŞ DÜŞMANI) 6. HALİFE OLAN MUAVİYENİN OĞLU YEZİD NEDEN KABEYİ YIKMAYA GELDİ? NEDEN MEDİNEYE SALDIRIP SAHABEYİ ÖLDÜRTTÜ..BUNLARI ANLAMADAN İSLAMA YAPILAN ZARARI ANLAMAK HADİSLERİN UYDURULMA GEREKÇELERİNİ ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL..EMEVİLER BAŞLI BAŞINA BİR ARAŞTIRMA KONUSU NE YAZSAM YETMEZ AMA HERŞEYİN İLMİNE SAHİP ALLAH BUNU DA BİZE HABER VERDİ VE ALLAH İLE ALDATILMAMAMIZ KONUSUNDA BİZİ UYARDI!

“Ey insanlar! Hiç şüphesiz, Allah’ın vaadi gerçektir. Onun için bu basit yaşam sizi aldatmasın. Ve sakın o aldatıcı, sizi, Allah ile aldatmasın.”

“FATIR 5″

“Ey insanlar! Rabbinize takvâlı davranın. Ve babanın çocuğuna hiçbir fayda vermediği, çocuğun da babasına hiçbir şeyle fayda sağlamadığı günden ürperin. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. O halde basit yaşam sizi aldatmasın. Ve sakın o çok aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın.”

“LOKMAN 33″

“Nihâyet Allah’ın emri gelip çattı. O çok aldatan da sizi, Allah ile aldattı. Bu gün artık sizden fidye alınmaz, kâfirlerden de. Sizin varacağınız yer ateştir. O, size yaraşandır. O, ne kötü bir dönüş yeridir!”

“HADİD 14″

YADA KOLAYI VAR İNKAR EDELİM FİTNE ÇIKMADI DİYELİM KURTULALIM..BUNLAR YÜZLEŞEMİZ GEREKEN “İRİN AKITAN TARAFLARIMIZ”..SAMİMİ BİR ŞEKİLDE ŞUNU DA İTİRAF EDELİM..YÜZYILLARDIR KURANI OKUMADIK Kİ BUHARİNİN 6 000 HADİSİNİ OKUYUP KURANLA VE MANTIKLA KIYASLAYALIM.. BAKIN ALLAH NE DİYOR..

“İnsanlardan kimi de vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu eğlence edinmek için laf eğlencesi satın alır. İşte onlar, kendileri için aşağılayıcı bir azap olanlardır.”

“LOKMAN 6″

BURADA Kİ “LAF” KELİMESİNİN KURAN’IN ORJİNALİNDEKİ HALİ HADİS’TİR..HADİS ARAPÇA SÖZ DEMEKTİR..

KURAN OKUYABİLSEK BU DÜĞÜMLER TEK HAREKETLE ÇÖZÜLECEK AMA OKUMUYORUZ! BİZ DAHA İLK EMRİ ATLADIK/UNUTTUK/GÖRMEZDEN GELDİK DİĞERLERİ ŞÖYLE DURSUN..

“İKRA!” “OKU!”

“ALAK 1-3″

İSLAMİYET ÖZEL İSİM DEĞİLDİR..KELİMENİN SÖZLÜK ANLAMI TESLİMİYET/BARIŞ DEMEKTİR..BU TESLİMİYET ALLAH’A TESLİMİYETTİR..VE ALLAH’A TESLİMİYET AYETLERİNE TESLİMİYETTİR!

Genellikle şöyle bir tenkit oluşur bu fikirleri ilk duyanda..”Bunca yıldır alimler/müctehidler anlayamamışda siz mi anladınız? Herkes yanılıyor da bir siz mi doğrusunu buldunuz?”

Bu bağnazlığın/atalar dinine bağlılığın bir göstergesidir..

“Ve eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece “zann”a uyuyorlar ve sadece saçmalıyorlar.”

“ENAM 116″

“İşte onlar, [öne geçenler] Naim cennetlerindedirler.”

“Bir topluluk [çoğu] evvelkilerdendir, çok azı da sonrakilerdendir.”

“VAKIA 12-13-14″

Enam 116 da ve Vakıa 12-14 de gördüğümüz üzere cennete gidenlerin çok azı sonrakilerden.Ayrıca eğer yeryüzündeki çoğunluğa uyarsak bizi Allah yolundan saptıracakları da vurgulanmış..Görüldüğü üzere çoğunluk olmak dayanak noktası ve savunma kaynağı değildir..Bu ayetler gereğince bu gün azınlık olmak çoğunluk olmaktan evladır..

En başından beri her söylediğimize ayetlerden kanıt getiriyoruz..Tenkit edenlerin Kurani ve akli olarak sorgulamaları takdire şayandır fakat burada yazılanların kaynağının Kuran olduğunu unutulmadan ve gerek Kuran gerekse akıl devredışı bırakılmadan sağduyulu eleştiri getirilmelidir..

Bu fikirler bazılarına göre çok cesur bazılarına göre de din dışı/sapıklık/fasıklık ve hatta kafirlik olarak görünebilir..Dayanağımız Kuran olduktan sonra ve “Halis din” de Allah’ın olduğuna göre kimin hakkımızda ne dediğinin ehemmiyeti yoktur..Ben “atalar dinine” göre kafir olayım, “Halis din”in mümini olduktan sonra bir ehemmiyeti yok..Kafir küfreden demektir, küfretmekte inkar etmek demektir..Evet ben “atalar dinini” inkar ediyor ve Allah’ın dosdoğru din diye tarif ettiği gereğince, yüzümü hanif olarak Allah’ın fıtratına doğrultuyorum..

“O halde sen yüzünü, “HANİF OLARAK” [eski inançlarını terk eden biri olarak] dine, insanları üzerine ilk olarak yaratmış olduğu Allah’ın fıtratına doğrult. Allah’ın yaratışında değişiklik söz konusu değildir. Dosdoğru/ayakta tutan din, budur. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.”

“RUM 30″

Evet insanların çoğu bilmiyorlar.. Fakat Allah her şeyi Hakkıyla bilen Hakkıyla görendir..

“Ve Allah hakkı gerçekleştirir. Onların O’nun astlarından yalvardıkları kimseler hiçbir şeyi gerçekleştiremezler. Şüphesiz Allah, en iyi işitenin, en iyi görenin ta kendisidir.”

“MUMİN 20″

Bu ayetlerin “hanif olmak” ve dini yalnız “Allah”a has kılmak konusunda “Temiz Akıl Sahipleri” için yeterli olacağı kanısındayım..

“De ki:”Rabbim adaleti emretti. Her mescidde yüzünüzü O’na doğrultun ve DİNİ YALNIZ KENDİSİNE HAS KILARAK O’na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi O’na döneceksiniz.”

“ARAF 29″

KAMER SURESİ İLE BİTİRELİM..

“And olsun Biz Kur’ân’ı düşünme/öğüt için kolaylaştırdık/hazırladık. O hâlde var mı ibret alıp düşünen?”

“KAMER 17-22-32-40″

Allah sırat-ı müstakim’den/dosdoğru yol’dan ayırmasın..

Buraya kadar okuyan varsa selam ve dua ile..

Allah’a emanet olun..

…”el-Ismetü lillâhi vahdeh”…

…”Kusursuzluk sadece Allah’a mahsustur”…

Tahir Yıldız


Avatar
Derin Darbe

Lutfen cizginizi bozmayın. Ve lutfen yazar isimlerini belirtin.

Selam ve dua


Avatar
musa çetin

S.A. Site yöneticisi kardeşim sizden ricam yazıların kimlere ait olduğunu yani kimlerin yazdığını ve kaynaklarını belirtirseniz çok sevinirim.Saygılar.


Avatar
zekiye

erkek karısının madi tüm imkanlarını karşılar boşamazsa kadın bunu kabul ediyorsa nikahları düşermi,


Avatar
Admin

Sevgili Arkadaşlar

Sizlerden gelen soruların tümüne tek tek yanıt vermemiz mümkün değil, maalesef böyle bir alt yapıya teknolojik olarak da sahip değiliz. Bizlere yönelttiğiniz sorularınıza evet yada hayır babında cevap vermek de istemiyoruz ki her soru uzun bir makale ile anlatılması gereken derin konular mahiyetinde …

Kur’an araştırmaları platformu web de çokça takip edilen sayfalar sıralamasında olması münasebetiyle sizlerden taktir mesajları aldığımız kadar eleştirel yönde mesajlarda alıyoruz ki bu gayet doğaldır. Keşke takıldığınız konular üzerinde karşılıklı konuşma ve istişaare etme fırsatımız olabilseydi …

Buradan bizlere yöneltilen ithamlara cevaben şunları dile getirmek isteriz. Web sayfamızın arka plan’ının siyah fon olmasının herhangi bir özelliği yok bu sadece bir tercih, tıpkı diğer çoğunlukta olan sayfaların beyaz fon kullanmaları gibi …

Bize ulaşabileceğiniz özel bir telefon numarası için telefonlara bakacak bu işle ilgilenen özel birinin olması gerekirki biz böylesi bir maddiyatın yükünü kaldıracak potansiyele sahip değiliz …

Tüm yorumların yayınlanmama nedeni, bir örnekle şudur: Hayır efendim bu konuda yanılıyorsunuz biz hiç böyle bir şey duymadık eski köye yeni adet getiriyorsunuz babındadır. Oysa ki itirazlarınız ve eleştirileriniz şurada yanlış bir tutum içindesiniz ve doğrusu şu ve şu ayetler gereği şöyle olmalıdır babında olmalıdır. Yani kendi düşüncenizi değil kur’an’i düşüncenizi bizlere kur’an üzerinden delillerle iletmelisiniz …

Biz kimliklerimizi açıklayıp popüler olmak veya bu işten maddi manevi nemalanmak derdinde değiliz, makalelerimiz tamamiyle kur’an eksenlidir ve hiç bir kurum kuruluş tarikat cemaat veya herhangi bir oluşumun sözcülüğünü yapmaktan uzaktır …

Sayfamızın fecebook da paylaş butonu olmamasının çıktı alınamamasının ve diğer eksikliklerimizin nüsebbibi daha önce de dile getirdiğimiz gibi maddi olanaksızlıklardır…

Facebook daki sayfalarımız facebook tarafından defalarca kapatıldığından ve bu isimle bir sayfa açmamız engellendiğinden yasaklandığından facebook üzerinden yayın yapamıyoruz. buna bir anlam veremesek de hadisenin iç yüzü budur …

Tavsiye edeceğimiz kitap ve ilmihalleri soran arkadaşlarımıza ise tavsiye edeceğimiz KUR’AN dışında hiç bir kitap yoktur. diğer tüm kitaplar beşer sözüdür ve bizde dahil olmak üzere beşerler kimi zaman da mutlak şaşarlar. bundan dolayıdır ki lütfen kur’an okuyun ihtilaflı ayetler üzerinde kim ne demiş inceleyin fıtratınız mutlaka en doğru olana kılavuzlanacaktır yeter ki kur’an’ı kerim gözle okuyun …

Biz platform olarak kur’an’ın eskilerin masalı edasıyla okunmamasını öğütlüyor ve bu yönde paylaşımlar yapıyoruz. özellikle makalelerimizi sırasıyla takip eden arkadaşlar bir sonraki makalede mutlaka eksik kalan cevapları bulacaklardır …

Mucize üzerinde ki makalelerimizi eleştirmeden önce bu konudaki yazılı tüm makalelerimizi okumalısınız. MUCİZE MASAL VE MUCİZE ARASINDAKİ KISSALAR DENİZLERİN YARILMASI vs vs gibi tüm makalelerimizi sırasıyla okursanız bir çok soruya cevap bulabileceksiniz …

Büyü ve büyücülük üzerinde ki makalemize gelen çokca eleştirilere sadece şunu söylemek isteriz hiç ama hiç kimsenin bir takım okuma ve üflemelerle başka bir kişi üzerinde etki yapabilmesi onun iradesinle oynayabilmesi mümkün değildir. Bu bir zihin aldanması ve şartlanmışlıkla alakalı yaptırımdır. siz kendinizi böylesi bir işten menederseniz sizi hiç bir güç böylesi bir etkileşim altında bırakamaz inanırsanız zaten yapacak bir şey yok demektir. çevrenizde yaşanan olaylardan örnekler vermeniz de bu süreçte değerlendirilmelidir …

Yazılarımızda Hz.Muhammed’e [selam o'na] ait hiç bir şey göremeyen arkadaşlar ARKADAŞ PEYGAMBER. RASULÜN ÖRNEKLİĞİ NASIL ALGILANMALI, HANGİNİZ MUHAMMED ve ZAMANIN RUHU DEĞİŞTİ adlı makalelerimizi gözardı etmiş olmalısınız …

Dinimizde falcılık varmıdır elbette ki yoktur ve kur’an’da bu işle ilgilenenler kıyasıya eleştirilmektedir …

Bundan sonra sık sık sizlerle tartışma içerisine girmeden sorularınıza kısa kısa cevaplar vermeye çalışaçağız ve sorularınız doğrultusunda daha sık makaleler ile sizlerle birlikte olacağız

lütfen yorumlarınızı ilmi ve kur’an’i veriler çerçevesinde örneklemelerle bizlere iletiniz

SELAM DUA ve SAĞLICAKLA KALINIZ


Avatar
Ahmet Gürkaynak

Allah razı olsun çok istifade ediyoruz.
Sizin bir yeriniz varsa ziyarete gelmek sohbet progam gibi ilmi faaliyetlere katılmak istiyorum.
Bir de piyasadaki hangi ilmihalleri okumalıyız.


Avatar
Sezai Aldal

SAYIN,SİTE YETKİLİLERİ GERÇEKTEN SİTENİZDE ÇOĞU İNSANINDA BİLMEDİĞİ VEDE BİLİNMESİ GEREKTİĞİ ÇOK İNCE DETAYLI ADALETLİ GÜZEL AÇIKLAMARA RASTLADIM.TAM OKUYAMADIYSAMDA BİR ÇOK SAYFANIZI PDF FORMATINDA BİLGİSAYARIMDA ARŞİVLEDİM.
ŞU ANDA HEPSİNİ OKUYAMAM.FAKAT GERÇEKTEN ÇOK MERAK ETTİĞİM KONULARDIR İLK GÖZÜME ÇARPAN BİR KAÇ PARARGAFI OKUDUM.HARİKA BAŞARILARINIZIN DEVAMINI DİLER SAYGI VE SEVGİLERİMİ SUNARIM.
SEZAİ ALDAL


Avatar
erdem

İnsanların itikadıyla hiç belli etmeden mantığa uydurarak oynuyorsunuz. özellikle şefaat konusundaki yazınızı okuduktan sonra siteden ayrılmam gerektiğini düşündüm bu yazıdaki kavramın bir üstü vahabilik başka birşey diil.
İnsanları şefaat beklentilerinden dolayı şirkle itam etmek ne büyük bir yanılgı ne büyük bir günah.tamamıyle amaçlı hazırlanmış bir site. güzel dinimizi ,kitabımızı kendi mantığınız yoğurarak sunmak sizin haddinize değil peygamber efendimizn sünneti ,sahabe hayatı, velilerin hayatı bize gayet herşeyi anlatıyor.


Avatar
mesut sezgin

Çalışmalarınızı takip etmeye çalışıyorum. ALLAH (cc) kendi yolunun ihyasında kolaylıklar versin. Ahirzamanda kendime sınırlı sayıda fikir verici insan seçebildim. Herkesin birşeyler yazıp çizdiği bu günlerde yazılarıyla bana birçok konuda ışık tutanlardan Dr. Ebubekir Sifil’in ilmine de güveniyor ve linklerinizin arasında görmeyi arzu ve tavsiye ediyorum. ALLAH’a (cc) emanet olunuz…


Avatar
ayşegül

DİN, HEM KARMAŞIK HEM DE İNCE BİR KONU. HER KAFADAN BİR SESİN ÇIKTIĞI BU ORTAMDA NEYE İNANACAĞI KONUSUNDA BOCALIYOR İNSAN. DOĞRU NET BİR DOĞRUYA ULAŞMAK İSTİYORUM. KURAN I OKUYORUM ANLAYAMADIĞIM YERLERDE BANA NET BİR AÇIKLAMA YAPACAK VE BENİMDE TATMİN OLABİLECEĞİM CEVAPLAR İSTİYORUM.

KURAN İNSANLARIN İŞİNE GELDİĞİ GİBİ YORUMLANACAK BİR KİTAP DEĞİL BU YÜZDENDİR Kİ KURANIN SUNDUĞU GERÇEKLİĞİ ÖĞRENMEK VE BİLMEK İSTİYORUM VE BU BAĞLAMDA SİZİN SÖYLEDİKLERİNİZİN DOĞRULUĞUNU NASIL BİLECEĞİM. YANİ SİZİN SÖYLEDİKLERİNİZE NEDEN İNANMALIYIM. BEN VE BENİM GİBİ DÜŞÜNENLERİ NASIL İNANDIRABİLİRSİNİZ.

BİRÇOK AÇIKLAMANIZ BANA MANTIKLI GELİYOR VE DAHA NET BİLGİLER EDİNMEK İSTİYORUM..
TEŞEKKÜRLER..


Avatar
Cemal Tunçer

Çok güzel bir siteniz ve gayeniz var allah yolunuzu ,yolumuzu açık etsin.


Avatar
ismail özer

selamin aleyküm hayırlı akşamlar kardeşlerim kuranı kerimi gerçek manasının anlaşılır şekilde yazdığınız için sizlere minnet borçluyuz bu engellere karşı inatla mücadelenizi sürdüğünüz için meyve veren ağaç taşlanır allah razı olsun sizlerden bir sayfa kapanır bin sayfa açılır . meyve veren ağaç dahada çoğalır .selam ve dua ile allaha emanet olun. ismail özer.


Avatar
~MUSAB~

ARZULUYORUM
Ben tufanların çocuğuyum, denizlerin dalgasıyım. Ben hayatımın yanardağlara ve yıldırımlara divane kılmışım. Ne zamanki tufan dursa ve deniz sakinleşse benden geriye hiçbir eser kalmayacaktı.

Arzuluyordum ki, amel defterimi seninle (irfan) açayım ve gözyaşı seliyle bütün kirlilikleri temizleyeyim. Tâ ki, bir bebek gibi pak, nurani ve masum olayım. Bütün günahlardan azâd olayım. Kalbim hakikati gösteren bir boy aynasına dönüşsün ve ruhum melekût-i âlaya ulaşsın.

İstedim ki, tehlike girdaplarının ortasında aşka sığınayım. Tufanların karanlıklarında yorgun gözlerimi nura açayım. Ölüm ejderhasının dişleri arasında rahmet meleğine yöneleyim. İşkence ve azabın acısını, ruhun cezbesi ve tatlı hatıralarla şirin ve lezzetli hale getireyim.

İstedim ki, deryaya gideyim. Dertlerle dolu olan kalbimi azgın dalgalara teslim edeyim ki; dalgaların darbeleri bedenimden, gamları söksün ve parça parça deryaya atsın. Böylece kalbimi billur damlası gibi pak ve şeffaflaştırsın.

İstedim ki medet dileyeyim ve göğe uzanayım. Yalnızlığımı yıldızlarla birlikte olanlarla telafi edeyim. İstedim ki sessiz ahlarımı melekuti nağmelerle değiştireyim. Ruhun terennümlerini en güzel şekilde sana takdim edeyim.

İstedim ki, içimde kaynayan ve coşan itiraz ve kızgınlıkları bu yüksek kubbenin altında isyanvari bir şekilde yankılatayım.

İstedim ki, yumuşak volkanı ve yakıcı kalbimi göğe açayım.

İstedim ki, kelime olayım, hak ve hakikat kelimesi… Zeminin sinesine çakılmış muhkem ve ağır bir dağ gibi ben de, tarihin kalbine kalıcı ve muhkem bir şekilde çakılayım.

İstedim ki, mum olayım, nur ve aydınlık için baştan aşağı yanayım.

İstedim ki, gözyaşı olayım ve varlığımın özünü en temiz ve en güzel şekilde sana takdim edeyim.

İstedim ki, ızdıraba dönüşeyim, aşka dönüşeyim, kedere dönüşeyim, zevke dönüşeyim, şevke dönüşeyim, ruha dönüşeyim, dalgaya dönüşeyim, muma dönüşeyim, nura dönüşeyim, gözyaşına dönüşeyim ve en sonunda Allah’ın ilk tecelligahı olan bir kelimeye dönüşeyim.

Fakat yazık ki, kader emir vermiş. Bu istek ve arzular gerçekleşmeyecek ve ben bütün bunlardan mahrumum.

Yüce Allah istedi ki yanayım ve gözyaşı damlalarım gam ve derde mahkûm olsun.

Yüce Allah emir vermiş ki, kemiklerim gam dağlarının altında un ufak olsun ve hiçbir şekilde teselli bulmayayım. Yüce Allah istiyor ki, tehlikeli sellerde boğulayım. Öyle ki, istirahat imkânım olmasın.

Yüce Allah emretmiş ki, tehlikeli tufanlar beni saman gibi hadiselerin arasında bir taraftan öbür tarafa götürüp dursun ve hiçbir zaman huzura ulaşamayayım.

Budur benim yaşamım, budur kaderim; yüce Allah’ın bana takdir ettiği… Ben de âşıkane ve mütevazı onun iradesine teslim olmuşum ve bundan başka bir şey de istemiyorum.

İlahi! Razı olduğuna razıyım, takdirine sabır… Emrine teslimim. Senden başka ma’bud yok! Ey çare dileyenlerin çaresi


Avatar
fatih

Böyle bir çalışmanın olmasında çok mutlu oldum.Her zaman Kur’an’ın islamını anlamaya ve yaşamaya çalışan biri olarak bu siteyi ve çalışmaları takip edeceğim .emeği geçen herkese çok teşekkürler


Avatar
Yasin YILAN

Selamun Aleyküm. Ben bu sayfaya ilk kez geliyorum bir sorum olacaktı nereye yazacağımı bilemediğim için ziyaretçi defterine yazıyorum.

Uzun zamandır aklımı kurcalayan bir soru var. “Allahu teala Hz. Adem’i yarattıktan sonra ona kendi ruhundan üfledi.”

Bunun ne demek olduğunu biraz açar mısınız? İnsanlar içlerinde Allah’tan bir parça mı taşıyor?

Yanlış bir şeyler söylemekten çok çekiniyorum. Eğer sürç-ü lisan eylediysem affola.
Hayırlı Günler.


Avatar
Menderes Çınaroğlu

“dinin direği nedir” diye yazdığınız editör yazınızda bir kısım çok dikkatimi çekti. Demişsiniz ki, namaz beş vakittir. Sağa sola selam vardır, başlarken tekbir vardır. Hem gelenkselleştirilmiş bir dini öğretiyle mücadele ettiğinizi söylüyorsunuz, hem de Kuran’da olmayan bir hükmü gelenkten yola çıkarak yorumluyorsunuz. Kuran’da beş vakit değil, üç vakit namaz vardır. Beş vakit, Miraç söylencesinde ortaya atılmış geleneksel bir dogmadır ve Kuran’la ilgisi yoktur. Namazda sağa sola selam vermeyi, Kuran’ın hangi ayetine bağlıyorsunuz? Namza başlarken tekbir alma da gelenksel bir ritüel olduğu halde Kuran’dan gibi göstermişsiniz. Bugün Sünni Ortodoks Müslümanların yaşadığı din, töreselleştirilmiş gelenksel mitolojik bir dindir. Biz uydurulan dini değil, Kuran’daki dini, dini yalnızca Allah’a has kılarak yaşamaya çalışıyoruz. Safınızı belli edin; ya uydurulan din karşısında Kurandaki dini savunacaksınız ya da temiz akıl sahiplerinden olmayıp gelenkselleştirilmiş mitlerin içerisinde din tanımı yapacaksınız. Herkese mavi boncuk dağıtamazsınız. Sırf tepkilerden korktuğunuz için gerçeği bildiğiniz halde gizliyor gibisiniz. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki, bugün yaşanılan İslam, Kurandaki İslam değil. Çıkın bunu korkmadan söyleyin. Allah vekil olarak yeterli değil midir?


Avatar
elif

öncelikle bu site icin cok tesekkür ederim..
ben sizden bisi rica edicem ben yaklasik 5 senedir ibadet etmiyorum utanarak söylüyorum ama bu böyle yeniden namaz kilmaya dinimle icice olmak istiyorum herseyi basli basindan ögrenmek istiyorum acaba sitede bastan sona islami anlatan bi yaziya yer verirmisiniz??

tesekkür ederim..
allah hepinizden razi olsun..
kardesiniz elif


Avatar
izzet çetin

Allah sizden razı olsun ufkumu açtınız.Allahın selamı rahmeti bereketi üzerinize olsun


Avatar
hakan

MERYEM SÛRESİ;MERYEMİN OĞLU İSA(MEHDİ)29.ayeti iyi okuyunuz MEHDİ’yi açıkça koymaktadır ayet işaret ettiği MERYEMİN OĞLU İSA’dır….
16-) Vezkür fiyl Kitabi Meryem* izintebezet min ehliha mekanen şarkıyya;
Kitab’ta Meryem’i de zikret… Hani o ehlinden (ailesinden uzaklaşıp) şarkıy bir mekan’a (doğu bir yere) çekilmişti.
17-) Fettehazet min dunihim hıcaben fe erselna ileyha ruhaNA fetemessele leha beşeran seviyya;
Onların (ehlinin) dunundan bir hicab edindi (aralarına perde edindi; onlardan kendini tecrid etti)… Ona ruhumuzu (ruh’ül kuds, cebrail) irsal ettik de Ona tam bir beşer olarak temessül etti.
18-) Kalet inniy euzü Bir Rahmani minke in künte tekıyya;
(Meryem) dedi ki: “Muhakkak ki ben, (B sırrıyla) Rahmana sığınırım senden… Eğer takıyy (çok korunan, tecerrüd eden) isen”.
19-) Kale innema ene Rasûlü Rabbiki, li ehebe leki ğulamen zekiyya;
(Ruh) dedi ki: “Ben yalnızca senin Rabbinin Rasûlüyüm!… Sana zekiyy (temiz) bir oğlan hibe edeyim için”.
20-) Kalet enna yekûnü liy ğulamün ve lem yemsesniy beşerun ve lem ekü bağıyya;
(Meryem) dedi ki: “Bana bir beşer dokunmadığı ve ben de bir bağıy (iffetsiz kadın) olmadığım halde benim nasıl bir oğlum olur?”.
21-) Kale kezâlik* kale Rabbüki huve aleyye heyyin* ve linec’alehu ayeten linNasi ve rahmeten minna* ve kâne emren makdıyya;
“Orası öyle (dediğin gibidir)… (Ancak) Rabbin dedi ki: nu yapmak), bana kolaydır… O’nu insanlar için bir ayet ve bizden bir rahmet kılalım diye… Hükmedilmiş bir emr (iş) idi” dedi (Ruh).
22-) Fehamelethü fentebezet Bihi mekanen kasıyya;
(Meryem) O’nu (ruh-ul kuds’ü, İsa’yı) yüklendi… O’nunla (B sırrınca) kasıyy (uzak) bir mekana (batı’ya) çekildi.
23-) Feecaehel mehadu ila ciz’ın nahleti, kalet ya leyteniy mittü kable hazâ ve küntü nesyen mensiyya;
Doğum sancısı onu hurma ağacı dalına doğru getirdi… “Keşke ben bundan önce ölseydim ve büsbütün unutulup gitseydim” dedi.
24-) Fenadaha min tahtiha ella tahzeniy kad ceale Rabbüki tahteki seriyya;
Onun (Meryem’in) tahtından (altından): “Mahzun olma, Rabbin senin alt tarafında bir seriyye (nehir, su arkı) oluşturdu” diye (Cebrail) nida etti.
25-) Ve hüzziy ileyki Bi ciz’ın nahleti tüsakıt aleyki rutaben ceniyya;
“O hurma ağacı dalını (B sırrınca) kendine doğru hazzet (salla, harekete geçir), üzerine olgun, taze hurma düşecektir”.
26-) Feküliy veşrabiy ve karriy ‘ayna* feimma tereyinne minel beşeri ehaden fekuliy inniy nezertü lirRahmani savmen felen ükellimel yevme insiyya;
“Artık ye, iç, gözün aydın olsun!… Eğer beşer’den birini görürsen: “Ben Rahman için bir oruç adadım; artık bugün insiy (insan cinsine ait biri) ile konuşmayacağım” de.
27-) Feetet Bihi kavmeha tahmilüh* kalu ya Meryemü lekad ci’ti şey’en feriyya;
(Meryem) Onu (çocuğu) taşıyarak onunla (çocukla B sırrınca) kavmine geldi… Dediler ki: “Ya Meryem!… Andolsun sen feriyy (korkunç, tuhaf, görülmedik) bir şey ettin”.
28-) Ya uhte Harune ma kâne ebukimrae sev’in ve ma kânet ümmüki beğıyya;
“Ey Harun’un kızkardeşi!… Senin baban kötü bir kişi değildi… Senin anan da bağıy (iffetsiz kadın) değildi”.
29-) Feeşaret ileyh* kalu keyfe nükellimü men kâne fiyl mehdi sabiyya;
Bu sebeple (Meryem) O’na (çocuğa) işaret etti (çocuğu gösterdi)… “Sabiy (çocuk) olarak mehd (beşik; beden)’de olan kimse ile nasıl konuşuruz?” dediler.
30-) Kale inniy Abdullah* ataniyel Kitabe ve cealeniy Nebîyya;
(Çocuk, İsa) dedi ki: “Şüphesiz Ben Abdullahım; (bu nedenle) bana Kitab verdi ve beni Nebî kıldı”.
31-) Ve cealeniy mübareken eyne ma küntü, ve evsaniy Bis Salati vez Zekati ma dümtü hayya;
“Ve nerde olursam oliyim beni mubarek kıldı… Hayy olduğum sürece salat’ı (namaz’ı) ve zekat’ı (B sırrınca) bana vasiyyet etti (hükmetti)”.
32-) Ve berran Bi validetiy* ve lem yec’alniy cebbaren şakıyya;
“(Bi-) valide’me berr (kıldı; doğuranımın hakkına riayet ediyorum);cebbar, şakıy kılmadı”.
33-) VesSelâmy aleyye yevme vülidtü ve yevme emutü ve yevme üb’asü hayya;
“Doğduğum gün, öleceğim gün ve Hayy olarak ba’solacağım gün Selam bana”.
34-) Zlike ıIysebnü Meryem* kavlel hakkılleziy fiyhi yemterun;
İşte İsa, Meryem Oğlu (budur)… Hakkında şüpheye düştükleri hak söz (ü söylüyoruz).
35-) Ma kâne Lillahi en yettehıze min veledin subhaneHU, iza kada emren feinnema yekulü lehu kün feyekûn;
Çocuk (doğurulacak nesne) edinmek (kendinden gayrı vücud olmayan) Allah için olacak şey değildir; O, Subhan’dır!… Bir işin olmasını hükmederse onun için yalnızca “ol” der; o olur.
36-) Ve innAllahe Rabbiy ve Rabbüküm fa’buduHU, hazâ sıratun müstekıym;
Muhakkak ki benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz Allah’dır!… (O halde) O’na kulluk edin… Bu sırat-ı müstekıym’dir.


Avatar
sadreddin osman sulayıcı

Lütfen bu işin peşini bırakmayın. Selam ile…


Avatar
Ahmet çuhadaroğlu

neden makaleleri buradan yayınlamaya devam etmiyosunuz ya da facebooktan farklı isimde yeni bir sayfa açmıyosunuz bu kadar çabuk pes etmemeniz lazımdı bence en azından mucize konusnu tamamlayabilirdiniz.eğer devam etmeyi düşünmüyosanız e-mail adresime yayınlamadığınız makaleleri gönderebilirsiniz yararlanmış olurum en azından kendi adıma.fikirlerine değer verdiğim insanlarsınız umarım geri dönersiniz


Avatar
E.KAN

Umarım Eleştiriye Açık Birisinizdir
Size inanmıyorum ,
“O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanusta sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki doğuya da batıya da nispet edilmeyen mübarek bir ağaçtan yani zeytinden tutuşturulur.”
Bu ayet size söyliyeceklerinizi söylettirirken
edison’a lamba yaptırır , bana el feneri icat ettirir , diyeceğim şudur paylaşımlarınız güzel ve hitab ettiğiniz ciddi bir kesimde var gibi görüyorum , ancak insanlara daha aydınlatıcı basit ama etkili bilgilerde vermeniz gerekli diye düşünüyorum , EN BASİTİNDEN Kelimei TEVHİD’in Açıklamasından Okuyanlar LA İLAHE İLLALLAH’ın anlamını ALLAHTAN BAŞKA İLAH Yoktur diye bilirler , Bu kelimeyi bilinçli olarak söyleyen Hiç şüphesiz ŞİRK KOŞAR , diğer bir kelime ise ŞEHADET yani Kelimei Şehadet , Sevgili DOSTUM beni asla yanlış anlama , Bunlar senin için çok basit şeyler olabilir , ancak ben sohbet esnasında sorduğum bir kişiden dahi doğru yanıtı alamadım , insanlara dediğim şu kelime kelime okusan yorum katmasan kelimei tevhid’in ne demek istediğini anlıyacaksın , çok fazla sizi meşgül ettim kusura bakmayın , ancak sizler gibi değerli insanların toplumu aydınlatırken
çok daha fazla faydalı olmasını dilerim yüce rabbimden , umarım bu fakir’e gönül koymamışsınızdır ,es Selam’ın tüm güzellikleri üzerinize olsun…


Avatar
ahmet

selamı aleyküm arkadaşlar ankaradan varmı ? varsa ve bu site deki gibi bir dini yaşantısı düşüncesi olan varsa lütfen bana mail atsın ahmetgulunay@hotmail.com ben kendisiyle arkadaşlık yapıp dinimi ögrenmek istiyorum saygılar


Avatar
genç vahiy talebesi

Bu platformu kuran ve emeği geçen her Mümin kardeşimizden Allah razı olsun… Çok güzel konulara değindiniz kafalarda oluşan çoğu sorulara ikna edici cevap verdiniz ama bu hizmeti niçin kapattınız Facebook grubunuz neden yok artık sizi nasıl takip edeceğiz artık araştırmalar bitti mi.bir açıklama yapacak mısınız inanın çok üzüldüm. İnşallah kaldığımız yerden devam ederiz araştırmalarınızı dört gözle bekleyenlerdenim. Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun…


Avatar
hilal

sabah uyandıgımda ayagıma yogun bir sekilde kına yakıldıgını gördüm ve çok korktum.kimileri seytanı ve rahmanı olabılecegini söylüyor.beni aydınlatırsanız çok memnun olurum.kafamda soru işaretleri olmaz enazından.


Avatar
alper sanli

sizden bikaç konuda araştırmalarınız bekliyorum. Öncelikle Kuran-ı Kerim’de yasaklanmamış bir konu, Hadis-i Şerif’lerle yasaklanabilir mi? İkinci olarak ve ilk soruya da biraz bağlı olduğunu düşünüyorum; içki tamamıyla mı yasaklanmıştır yoksa sarhoş edecek kadarı mı? Son olarak sormak istediğim şey ise ben Hanefi bir aileye mensubum ancak illa ki bir mezhebe bağlı kalmak şart mıdır? Kur’anın düşün öğüdüne karşın bizler net biçimde bir mezhebi benimseyerek aslında ezberciliğe kaçmış olmuyor muyuz? Kaldı ki Hanefi mezhebinde; Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve İmam Muhammed bile yer yer birbirlerine ters düşmüşlerdir. Soruyu biraz daha ilginç hale getireyim. Şuana kadar radtgelmedim açıkçası ancak, herhangi bir konuda Aleviliğin görüşü bana daha uygun gelirse bunu benimsemem kesinlikle yanlış mı olur?


Avatar
yasar

benim sorum su olacak bir bosanmada evlilik yolunda olan bir kizevladini dinimizce kime ait olur kime verilmelidir bu sorumu cok yerlerle paylastim ama dogru cevap alamadin insallah sizden dogru cevap alirim saygilarimla selamun aleyküm
Allahu Teala Nurunu ve zikrini daima kalplerimizden ayırmasın.. Amin


Avatar
kadircan değirmenci

allah sizden razı olsun ben 12 yaşındaki bir çocuğum sizden yardım istiyorum kuran-ı ker-im ile ilgili bir site olduğunuz için teşekkür ediyorum
facebook adlı sitedede sayfanız var .esas konuya geçersem http://www.facebook.com/pages/Kurani-si-Kerim/119914978036385?v=wall BU GRUBU SİKAYET EDELIM ARKADASLAR KURANI KERIME KÜFÜR EDİYOLAR allah belalarını versin allah öldürsün lanetlesin onları

sitede kuran-ı kerim e küfür ediyorlar bazıları töbe töbe allah yoktur diyorlar facebook ta profilde yayınlarsanız bu siteyi sevinirim allah size güç ve kuvvet versin. Diledikleriniz olsun inşallah


Avatar
vahyettin EROĞLU

SELAMUN ALEYKÜM.

1-MÜSLÜMAN BİR KADININ BOŞANMASI NASIL OLUR?
2-BOŞANDIĞI ERKEĞE TEKRAR DÖNÜŞÜ MÜMKÜN MÜ?
3-BAŞKA BİRİ İLE EVLENNEMEDEN TEKRAR ESKİ EŞİNE DÖNÜP NİKAH YAPABİLİRMİ?
ALLAH RAZI OLSUN CEVAP VERİRSENİZ.


Avatar
Cevdet Latif ÖZTİN

Tenkit etmek maksadı ile değil öğrenmek amacı ile soruyorum.
Belki ben dikkatli okumamış ta olabilirim.
Yazılarınızda Hz.Muhammed’e ait sözleri sanki hiç göremedim.
Yazıların bir sahibi var mı?
Şimdiden teşekkür ederim.
Saygı , sevgi,selam ile.


Avatar
lütfü

şuan çok sıkısıgım ama daha sonra ınceleyecem gozumun takıldıgı yerler var herkese tsk bunun için


Avatar
murat karaca

herkese hayirli aksamlar BU SAYFADA EMEYI GECEN HERKESDEN ALLAH RAZI OLSUN ellerinize saglik su ana kadar bu kadar eyitici ve de oyretici guzel bir sayfa gormedin hazirlayanlarin ellerine saglik


Avatar
oğuzhan ince

Sİteniziz çok beğendim çok güzel yazılar var.çok şey öğrendim Allah (c.c) sizden sizin gibi mümin kardeşlerimizden razı olsun


Avatar
SELİM ASLANKAYA

Merhaba
Böyle bir çalışmanın olmasında çok mutlu oldum.Her zaman Kur’an’ın islamını anlamaya ve yaşamaya çalışan biri olarak bu siteyi ve çalışmaları yakip edeceğim .emeği geçen herkese çok teşekkürler


Avatar
abdullah aslan

Hayırlara vesile olur inşaallah.


Avatar
sümeyye

Hayırlı cumalar..
Ben bi konuyu açıklamanızı rica edecektim.Dinimizde burçların yeri nedir? Muhyiddin A’râbî’nin bu konuda araştırmalar yaptığı söyleniyor.Bu ne kadar doğrudur?
Bir çok yerde burçlarla fal birbirine karıştırılarak açıklamaya gidilmiş,benim sırduğum yalnızca burçların insan karakterine etkisi.Yoksa gaybı Allah’tan başkası bilemez,o noktada şüphemiz yok elhamdülillah..


Avatar
pınar tümay

Allahu Teala Nurunu ve zikrini daima kalplerimizden ayırmasın..


Avatar
kadir

dunya dısı varlıklar konusunda Kur’an da geçen ayetler konusunda yardımlarınızı rica ediyorum , yardımcı olmasanız bile bu tip konuları gundeme getirip insanlara yardımcı oldugunuz için Allah (c.c) sizden razı olsun..S.a


Avatar
RC

Sayın Kur’an Araştırmaları Platformu,
Lütfen İfrad ve tefrid ile alakalı bir yazı yazın.
Teşekkürler.


Avatar
metin

Allah razi olsun


Avatar
ALİ KILIÇ

ALLAH RAZI OLSUN GAYRETLERİNİZDEN DOLAYI TEŞEKKÜRLER. Yalnız daha renkli ve aydınlıklı bir yapıya kavuşursa iyi olur kanısındayım,kırmadım umarım.Başarılar.


Avatar
Yasin Baykalır

Dualarınıza muhtacım


Avatar
Selçuk Köse

Sayın yönetici,

Makalelerin yazıcı çıktısını alabilmek adına bir düzenleme yapmanızı tavsiye ederim. Yazdırmak isteyince Makale dışındaki lüzumu olmayan şeyleri ayrıca ayıklamak zorunda kalmak biraz zor oluşturuyor.. YAzdır butonu lazım siteye.. Önerimi dikkate alırsanız sevinirim..


Avatar
yunus emre

s.a benm bi sorum olacak cevaplarsanız sevinirim … bi ihale almak üzereyim halı saha ve lokal ihalesi . lokal derken bildiğimiz kahvehane içki yok fakat oyun oynanan bi yer buradan kazanacagım para konusunda şüphem var helal haram oldugundan pek emin değilim herkes farklı açıklamar yapıyo kafam karıştı yardımcı olursanız sevinirim….


Avatar
glsn

sümer tabletleri ve kutsal kitaplarımıza söylenen çarpık görüşlere cevaben bir araştırmanız varmı.


Avatar
atılım utku iyiiz

allah’ın izni ile.. casiye süresi 4. ayet açıklarmısın …


Avatar
Yunus Emre

Selamın A.
size iletişimden ulaşmaya çalıştım fakat ulaşamadım.
Arkadaşımla beraberken ihlas suresine takıldık ve farklı fikirlerimiz ortaya çıktı. Yapılan meallerde Allah C.C. nin doğmadığı ve doğurmadığı yazılmış, üzerine düşününce çok doğru bir tercüme olmadığı kanısına vardık. Sizinde düşünceleriniz merak ediyorum. Sevgilerle.


Avatar
ibrahim KARABULUT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

NUR SURESİ- 35

Allahu Tealanın Kur’an-ı Kerim’de vermiş olduğu misaller basit değildir.
Her misali O’nun şanının, azametinin, isim ve sıfatlarının muhteşem etkilerini taşır.
Bu nedenle nur suresi 35. ayetinde vermiş olduğu misaller; Bazılarının ampülü işaret ediyor dediği gibi, bir cam parçası ve birkaç gram wolfram madeninden yapılmış direnci kapsamaz.
Bu ayette yüce Yaratıcımızın verdiği misaller Allahu Tealanın, Meleklerine karşı övünerek yarattığı yüce Kudretlerinin büyük eserlerinden biri olan İnsan-ı Kamil’dir. Şimdi bu ayeti cümle cümle açıklayalım;

“Allah, göklerin ve yerin nurudur.”

Nur suresi 35. ayetinin yukarıdaki cümlesinde Allah (c.c) yerleri, gökleri ve arasındakileri yaratmayı dileyip zatından zatına tecelli etmesiyle başlayan ve evrende her an var olan sonsuzluğa doğru küresel bir biçimde yayılmaya devam eden isimlerinin ve sıfatlarının oluşturduğu, kendine has sonsuz varlığında insanı ve evreni yarattığı çok yüksek şiddetteki ışık ötesi varlığına ait bir sıfatını ifade buyuruyor.

Sonsuzlukta bir elektron tanesi kadar yer işgal eden, dünyamız üzerinde yaşayan nano varlıklar olan biz İnsanlar, bu minicik algılama gücüne sahip olan gözlerimizle Allah’ın (c.c) nurunu görmemiz mümkün değildir. Bunun misali Güneşin ışığının altında bir atomu meydana getiren protonlarla elektronlar arasındaki mesafenin de arasının karanlık olduğunu o boyuta indiğimiz zaman görürüz.

İşte sonsuzluğa yayılan Allah’ın nurunu göremememizin sebebi evren içerisinde yok denecek kadar küçük olmamızdandır.

Allah (c.c) sonsuz olan ve sonsuzluğa yayılmakta devam eden keyfiyetini ancak yüceler yücesi zatının bildiği, sayısız isim ve sıfatları ile ne birleşik ne de ayrı olan Nuru, Arşa, Evrene, Evrenin içinde ve dışında bulunan yarattığı her varlığa Tecelli eden Nuru, aynı zamanda İnsana tecelli eden nurudur.

Allahu Teala nın nuru yarattığı her varlığı kuşatmıştır bu nedenle Allah (c.c) göklerin yerin nurudur.

“O’nun nurunun temsili içinde çırağ bulunan bir kandil gibidir.”

Nur suresi 35.ayetinin bu ikinci cümlesinde, Allah (c.c) kendisine halife olarak yarattığı, gökleri ve yerleri saran nurunun dahilinde var ettiği, yine Allah’ın (cc) izniyle yerde ve göklerde, yarattığı diğer varlıklar arasında kendisine Halife seçtiği İnsanı anlatmaktadır.

Halife;
kendisini temsil etmesi için seçeni, yine kendisini seçen tarafından almış olduğu yetki ve sınırlar içerisinde temsil eden demektir. Bu cümlede geçen ‘kandil’ kelimesi 6 günde yaratılışın gereği olarak ışıktan enerjiye, enerjiden balçığa, balçıktan atomlara, atomlardan moleküllere ve moleküllerden sonra görülebilen fiziki yapı kazanmış, hücre tuğlalarının bir araya getirdiği insanın fiziki bedenidir.

Fiziki beden içerisinde, “Araf’ın Ricalleri” isimli kitabımızda detaylı olarak açıkladığımız gibi enerji ve ışık bedenlerimiz vardır. Allah (c.c) bu ayetinde kandilin (fizik beden) içerisindeki enerji (çırağ) bedeni, insanlara kendisinin istediği mertebelere ulaştıktan sonra geçebilmeyi bir lütuf olarak verir. Bu noktaya ulaşmak için Allah’a ve Resulüne sav uymak, itaat etmek, O’nun Resulü sav aracılığı aracılığı ile gönderdiği Kur’an-ı Kerim’in batın ve zahir ilimlerini, yüce Peygamberimizin (SAV) hadis ve sünnetleriyle beraber tahsil edip o nura en yüksek derecede ulaşan sevgili Peygamberimizin, Allah’tan bizlere lütuf olarak getirdiği o nuru yine onun eliyle almak lazımdır.

“Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici, ve uyarıcı olarak gönderdik. Allah’ın izni ile bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.”
Ahzab Suresi 45-46

“O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanusta sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki doğuya da batıya da nispet edilmeyen mübarek bir ağaçtan yani zeytinden tutuşturulur.”

Nur suresinin 35. ayetinin bu cümlesinde İnsanın enerji bedeninin varlığında bulunan ışık bedene işaret edilmiştir.
Yani ayette geçen ‘cam fanus’ (Ayetin Arapça metninde, “zücace” kelimesinin Arapça da cam, billur, yani bir taraftan bakınca arkası görünen saydam, camdan yapılmış kristal anlamlarındadır.) İnsanın enerji bedenini temsil etmektedir. Cam saydamdır. İnsanda enerji boyutuna geçince cam gibi saydam ve görünmez olur cam fanusun yani enerji bedenin içerisindeki “inciye benzeyen bir yıldız” insanın ışık yapısı, yıldızların ışığıyla temsil edilen nur bedenini işaret eder. Tin suresini açıklarken zeytinin kesitinin görünümü ve yapısının İnsan hücrelerine benzerliği ifade etmiştik.

Zeytin bir tohumdur, bu tohumdan milyonlarca tohum üretecek ağaçlar yaratılmıştır. İnsanında birinci esfel-i safiline indirilişi, zeytin benzeri bir tohumun veya hücrenin alak’a yapışmasıyla başlar, orada çoğalıp gelişerek insanın fiziki bedeni tamamlanır. Artık, Allah’ın (c.c) Meleklere, onun için secde emri verdiği insan, evrenin hiçbir yerinde ondan üstün yaratılmayan “Doğuya da batıya da nispet edilmeyen” varlığına Allah’ın (c.c) emri ile saygı duyulmuş mübarek bir varlıktır. İşte bu noktada yani fiziksel bedenlerden ışık bedenlere dönüş, zeytinle temsil edilen fiziki bedenin Allah (c.c) için tutuşturulmasıyla başlar ki bu dönüş Allah’ın (c.c) emirlerini harfiyen yerine getirip, onu her şeyden çok sevmekle olur. Dönüşümün birinci kuralı; farz ve sünnet ibadetleri yapmak, Allahu Tealayı çok zikretmek ve ilim tahsil etmektir.

Bu İlahi kurala uymak zeytinle temsil edilen, İnsanın fiziki yapısını oluşturan hücrelerdeki DNA moleküllerinde kayıtlı bulunan (İnsanın levh-i mahfuzu) ilimlerinde öğrenilmesini sağlar. İnsanın Allah’ı (c.c) zikretmesi Allah (c.c) tarafından kuluna lütfedilen Ledünni ilimlere ulaşmasını sağlar “Araf’ın Ricalleri” adlı kitabımızda bu konuyu geniş olarak anlattık.

“Onun yağı neredeyse ateş değmese dahi ışık verir. Bu ışık, nurun ala nurdur.”

Zeytin ağacının meyveleri olan zeytinden elde edilen halis zeytin yağı, DNA’larına Allah’ın (c.c) satır satır işlediği ilahi emir gereği Allah’a (c.c) itaat eden zeytin çekirdeğinin büyüyüp ağaç halini aldıktan sonra meyvelerinin olgun yani Kamil safhasında süzülüp meydana gelen, Allah’ın (c.c) yüce kudretinin bir eseridir. Gerçektende o halis yağ ışıltılıdır, berraktır. Allah’ın (c.c) gösterdiği yoldan O’na doğru gidenler olgunlaşıp batın ve zahir ilimlerle donanarak çevresine ışık saçarlar. Onlar nurun ala nur olmuşlardır.

Allah’ın (c.c) yüce nuruyla nurlanmışlardır. Artık kendilerini ışıtacak yaratılmış bir ışık kaynağına ihtiyaçları kalmaz. O artık İnsan-ı Kamildir ve Allah (c.c) dünyada da ahirette de İnsanı nuru ile şereflendirmiştir.

“Mümin erkeklerle mümin kadınları önlerinde sağlarında (amellerinin) nurları aydınlatıp giderken gördüğün günde…”
Hadid Suresi 12
Ayeti bu hale işrarettir.
Allah (c.c) insanları olgun, Kamil görmeyi seviyor bu nedenle Peygamberler ve Kitaplarıyla İnsanları uyarmıştır.

“Allah dilediği kimseyi nuruna eriştirir. Allah insanlara (böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.”

Bu cümlede de her insanın Allah’ın (c.c) nuruna erişemeyeceği, İnsan-ı Kamil derecesine ulaşamayacağı ifade edilmiştir. Ama bizler yani Müminler, Allahu Tealanın Nuru ile şereflendirilme umudu içinde ona tam itaat etmeliyiz. Belki Allah bizim içinde mübarek nurunu dilemiştir.

“(bu kandil) bir takım evlerdedir ki Allah (c.c) (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O’nu (öyle kimseler) tesbih eder ki;”
Nur Suresi 36

Yani Allah’ın (c.c) kendi yüce isimlerinin anıldığı, zikredildiği insan bedenleri, Kalpler, evler, camiler Allah’ın (c.c) nuruyla süslenirler. Bu, Allah’ın (cc) dilediğine ve dilediği yerlere sonsuz merhametinin bağışladığı lütfudur.

Allahu Teala Nurunu ve zikrini daima kalplerimizden ayırmasın..




gerekli



gerekli-


Ziyaretçi Yorum :


Kategoriler


192.168.1.1
192.168.1.1